Doğan Cüceloğlu Resmi Web Sitesi - Yazıları, Kitapları , Önerdiği Kitaplar, İnsan İnsana

GEÇMİŞİ YÖNETMEK

Yeni tanışmış genç kız ve erkeği düşünün; o an pek geçmişleri yok; ama heyecanla baktıkları bir gelecekleri var. Aileler tanışıyor, nişanlanıyorlar, aralarında bir geçmiş oluşmaya başlıyor; ama gelecek hala hepsini bastıracak güçte ve heyecanlı. Evleniyorlar ve yıllar geçmeye başlıyor; hamilelik, doğum, kayınlarla ilişkiler, iş stresi, yanlış anlamalar, zaman zaman para sıkıntısı içinde geçen yıllar. Bazı ilişkilerde olaylar o kadar şişiyor ve bunaltıyor ki, geleceğin heyecanı kalmıyor. Öfke, bitmemiş işler, güvensizlik, karamsarlık, soğukluk, bıkkınlık dolu bir geçmiş ilişkinin üstüne karabulut gibi çöküyor. Eşler birbirlerine baktıkları zaman nefret ettikleri, güvenmedikleri birini görmeye başlıyorlar.

Şimdi bulunduğum çevrede, Kaliforniya’da, her ırktan insan var; İngilizceleri henüz oluşum halinde. Farklı kültürel renkleri giyimlerinde, lokantalarında, aksanlarında görüyorsunuz. Din konusunda da tam bir çeşitlilik var: Katolik, Yahudi, Müslüman ve bir sürü Protestan kiliseleri yanı sıra Hindu ve Budist tapınaklar var. Bu insanlarda yeni tanışmış gençlerdekine benzer bir gelecek heyecanı sezdim.

İşte böyle bir toplumda gözlediğim olay: Kişi girerken veya çıkarken kapıyı açıp geçtikten sonra arkadan gelen var mı diye bakıyor. Yakında bir gelen varsa, kapıyı onun için tutuyor. Kapı tutulan kişi kapı tutana bakıyor, gülümsüyor, düzgün veya aksanlı İngilizcesiyle teşekkür ediyor. Geleceğin heyecanını yaşayan yeni nişanlılar gibi birbirlerine gülümsüyorlar.

Bu yazımda biraz bilim adamı tavrımdan uzaklaşarak köşe yazarı bir gazetecinin serbest tavrı içinde bir fikir paylaşmak istiyorum. Bazı okurlarım bunu bana yakıştırmayabilir, ama ne yapayım, kafama esti, mutlaka paylaşmak istiyorum.

Sorunlu evlilikler yaşamış çiftler gibi yönü geçmişe dönük toplumlar öfkeli. Yönü geçmişse dönük toplumların kendi içlerinde ve komşularıyla aralarında çok bitmemiş işleri var. Boşanma sürecine girmiş eşler gibi geçmişte olanların hesabını sormak ve intikamını almak bütün zaman ve enerjilerini alıyor. Bu toplumlarda arkadan gelene kapıyı tutmak akla gelmez; çünkü önce onun kim olduğunu bilmem lazım, diye düşünür. Kadının sülalesinden mi, yoksa erkeğin tarafından mı? “Bizden biri mi?” Her arkadan gelene kapı tutulmaz; ‘kapı tutulacak adam’ var, ‘kapı tutulmayacak adam’ var.

Yazının devamı için tıklayın...
 
 
Doğan Cüceloğlu'ndan Gözlemler...

Ergende Cinsellik ve Baba Oğul Konuşması

Kitap fuarındayım, kitabını imzalatan anne 14 yaşındaki oğlunun babasıyla cinselliği konuşup konuşmaması ve konuşacaksa nasıl konuşması gerektiğin soruyor. “Bana bir not yaz, bırak,” diyorum ve hemen sorusunu yazıp getiriyor. İşte sevgi bu! Oğlunun sağlıklı gelişmesini ve tehlikelerden korunmasını istiyor.

Cinsellik konuşulmalı mı? Nasıl konuştuğunuza bağlı! Cinselliği sadece üreme organlarının çalışışı olarak tanıtmak ve organların anatomisini ve işleyiş tarzını anlatmak, bu konuda bilgi vermek, bana göre yetersiz ve yanlış bir yaklaşım. İnsan hayatında cinsellik çok hassas, çok yönlü ve derin bir konudur. Bilgi, duyarlılık ve konunun gerektiği saygı ile yaklaşmak gerek.

Birisi gelse dese ki, “Sana ne benim nasıl araba sürdüğümden; araba benim değil mi, canımın istediği gibi araba sürerim.” Bir toplum araba sürmeye böyle yaklaşırsa, o toplumda çok kaza olur, çok insanın canı yanar. Aynı şekilde, “Cinsellik iki kişi arasında olan bir şeydir ve o nedenle ancak o iki kişiyi ilgilendirir,” anlayışı bana hiç gerçekçi gelmiyor. O nedenle konunun konuşulması ve sağlıklı bir bakış tarzının oluşturulması gerekir.
Kısa kısa birçok notlar yazacağım; baba oğul arasında cinsellik konuşmasında nasıl konuşulur, kendimce anlatmaya çalışacağım. Oğlumun adı Timur, sanki ben oğlumla sohbet ediyorum şeklinde yazacağım. Ben, baba Doğan Cüceloğlu olarak “D”, Timur oğlum olarak “T” harfiyle göstereceğim.

İLİŞKİ KURMAK

Baba olarak ilk adım, oğlumla güvene dayalı bir ilişki kurmak olmalıdır.

D- Oğlum, şöyle bir beş dakikan olduğunda seninle konuşmak istiyorum, uygun olduğunda bana haber verir misin?

T- Şimdi beş dakikam var; konuşabilir miyiz?

D- Tamam, konuşabiliriz.

Sadece ikimizin olduğu, sakin bir ortamda (bu ortam mutfak olur, yatak odası olur, ya da salon olur) otururuz. Önemli olan sessiz ve sadece ikimizin olduğu bir ortamda baş başa olmak.

T- Ne var baba, ne hakkında konuşacağız?

D- Sana bir şey sormak istiyorum. Farz et ki, sen babasın ve bir oğlun var. Oğlunun adı,  Orhan olsun. Orhan büyüdükçe artık sadece evde yemek yemiyor, gittikçe değişik mekanlarda yemekler yiyor. Ama lokantalarda, pikniklerde, gezilerde verilen yiyeceklerin bazıları sağlık için tehlikeli. Fakat öyle bir reklam kampanyası ve göz boyama var ki, hangi yiyeceğin sağlıklı olduğuyla ilgili Orhan’ın gerçek bilgilere ulaşması gittikçe zorlaşıyor. Hiç kimse Orhan’ın sağlıklı olmasıyla ilgilenmiyor, herkes onu tüketici gözüyle görüyor ve ondan para kazanmak istiyor; herkes malını satmanın peşinde. Sorum şu: Orhan ile oturup konuşarak ona sağlıklı yiyecekler hakkında bilgi verir misin?

T- Tabii veririm?

D- Neden?

T- Oğlumun sağlığı benim için önemli. Onun sağlığını kaybetmesini istemem.

D- Neden?

T- O benim oğlum, ben oğlumu seviyorum ve onun hayatına sağlıklı biri olarak devam etmesini istiyorum.

D- Doğru. İnsan sevdiği birinin, hele aileden birinin sağlığının göz göre göre heba olup gitmesini istemez. Ona yardım etmek, bilgi vermek ister.

T- Tabii! Bunu bana neden soruyorsun baba?

D- Oğlum, çünkü seni seviyorum ve seninle hayatın önemli bir yönünde sohbet etmek istiyorum. Hayatın bu yönüyle ilgili çok yanlış bilgiler var ve her kes senin iyiliğinden ziyade kendisi için çıkar peşinde.

T- Hayatın hangi yönünden söz ediyorsun baba? Ve benden ne gibi çıkarlar elde etmeye çalışıyorlar?

D- Artık delikanlı oluyorsun. Çok doğal olarak bedenin değişiyor, psikolojin değişiyor, artık çocuk değilsin, giyimin değişiyor, senin kendinden beklentilerin değişiyor, toplum seni delikanlı olarak görüyor, toplumun senden beklentileri değişiyor.

T- Evet, farkındayım. Peki, kim benden çıkar elde etmeye çalışıyor?

D- Koca bir sanayi var, senden para kazanmak isteyen. Reklamlarla sana ilk verecekleri mesaj şu: “Hey delikanlı, sen de bir eksiklik var! Bu halinle kızlar seni beğenmez. Bak şu gömleği/pantolonu/ ayakkabıyı/yeleği giyersen, şu parfümü kullanırsan, şu telefonu, şu bilgisayarı alırsan işte o zaman kızlar sana bakmaya, ilgi göstermeye başlarlar.” Ve bu bombardıman süreklidir. Bu bombardımanın etkisi altında onların dediğini satın alma başlarsan önemli bir hata yapmış oluyorsun!

T- Ne gibi bir hata yapmış oluyorum, baba?

D- Seçimini kendin yapmış olmuyorsun, onlar sana kim olman gerektiğini söylüyorlar. Ve onların dediğini yaptığın her seferinde, kendi gerçek özünden uzaklaşıyorsun, kendi özünü değersiz kılıyorsun. Bunu düşünsel olarak farkında değilsin, ama iç beyin, özün, içindeki his bunu bilir.

T- Ne satın alacağımı mı söyleyeceksin bana?

D- Hayır! Ama bir delikanlı olarak kızlarla ilişkinde önemli olan ne, onunla ilgili olarak seninle bir sohbet içine girmek istiyorum. Çünkü seni seviyorum, piyasadaki zararlı yiyecekler hakkında bilgi vermek isteyen baba gibi.

T- Tamam; beş dakika yetecek mi?

D- Senden ricam şu: Her gün bana beş dakika ayır! Hem sana hem bana uyan bir 5 dakika bulalım ve sadece ikimizin olduğu bir ortamda baba oğul sohbet etmeye devam edelim.

T- Tamam baba, teşekkür ederim.

D- Oğlum, ilerde eminim sen de oğlunla böyle sohbetler yapmak istersin. Baba oğul ilişkisinde bu sohbetler önemli. Teklifimi kabul ettiğin için çok memnun oldum. Yarın kaçta buluşalım?

Böylece Timur ve babası amacı belirlenmiş, mekânı tanımlanmış ve süresi açıklığa kavuşmuş süregiden bir sohbet için ilişki kurmuş olurlar.

Doğan Cüceloğlu (16.11.2014)

Diğer gözlemler için tıklayın...

TV Programı
Sosyal Medya