Sevgi ortamında korkunun yer alıp alamayacağı üzerine bana sorulan bir soruyu sizlerle paylaşmıştım. Bu soruya sizlerden gelen yanıtları paylaşıyoruz.
Soru: Kırıkkale Üniversitesi’nde yaptığım konuşmada, “korku” ve “sevgi” ortamları üzerinde durmuştum. Bir öğretim üyesi bana şu ilginç soruyu sordu: “Sevgi” ortamında da “korku” yok mu? Sevdiğinin takdirini ve sevgisin kaybetme korkusu, “korku” değil midir?
“El alem ne der?” “ayıp” ya da “cezalanma” korkusuyla, sevdiğinin takdirini ve sevgisin kaybetme korkusu sizce nasıl farklıdır?
Cevap: sevgi varsa korku vardır. Tıpkı mutluluk varsa mutsuzluğunda olduğu gibi. Bu ikili adlandırdığım kavramlar bir kadının bir kız çocuğu doğurması sonra kızında bir kız çocuğu doğurması gibi birbirine görev devrederler. Sevdikçe korkar, korktukça seversin bence. Haksız mıyım???
Cevap: bence sevdiğinin takdirini kaybetme korkusu korkunun derecesini biraz hafif tutuyor yani bir art niyet ya da işi engelleme gibi kötü tarafları yok ama el-alem ne der korkusu bizim beynimize hayatımıza düşüncelerimize zarar verir. En azından sevdiğimizin takdiri olup olmadığından korkumuz sadece korku olarak kalır. Fakat el alem ne der korkusu korku olmakla beraber birçok kötülükler getirir; üniversiteyi kazanamamak gibi..
Cevap: sevgisini kaybetme korkusuyla birini sevmek bence sevmek değildir çünkü severken karşılık beklenmez. adını bulamıyorum ama bu durum sevgi değil bence.
Cevap: "el alem ne der""ayıp" ya da "cezalanma" korkusu bireyin kendisi dışındaki etkilerle ilgili ve başkaları tarafından dayatılmış ya da başka bir deyişle öğretilmiş korkular. bence çok daha sıkıntılı ve baskı yaratan, çoğu zaman kişinin olmak istediği gibi olmasını engelleyen korkular. oysa ki sevdiği kişinin sevgisini ve takdirini kaybetme korkusu daha zararsız korkular diye düşünüyorum ancak burada da durumu iki şekilde değerlendirmek gerekiyor: eğer sevgi ortamında verilen mesajlar çoğunlukla sevginin bazı koşullara bağlı olması şeklinde ortaya çıkıyorsa tabi bu da sağlıksız bir durum yaratacaktır ancak böyle değil, normal bir sevgi ortamında kişinin sevdiğini kaybetme korkusu, hepimizin sevdikleriyle ilgili yaşadığı, doğal bir korku diye düşünüyorum.
Cevap: Sevgi ortamında, sevgi koşulsuz verilir. Kaybetme korkusu varsa öz sevgi değil, korku temellidir. Diğer korku türleri ile ya sevgisini kaybedersem korkusu arasında fark göremiyorum.
Cevap: ayıp korkusu insanı özüne yabancılaştıran bir şey. Dış merkezli bir korku ama sevdiğinin takdirini kaybetme korkusu iç kaynaklı bir korku ve insanı sevgisine odaklanmaya motive eder. Sanırım bunun eminliğini insan en çok annesinde yaşıyor. Onun için annelerimiz içimize işlemiş çünkü o bizi ne olursak olalım sevmeye devam ediyor. Kızsa da seviyor. Benim annem çok yumuşak kalpli ve hiç sinirlenmeyen bir insan olsa da benim üzerimde sırf bu yüzden en kuvvetli otoritedir. Babamsa otoriter kalıplarına uyduğu halde üzerime hiç etkili değil.
Cevap: öğretim görevlisinin sorusunda şu kokuyu aldım. Öğretim görevlisi bu soruyu sorarken bence Allah korkusundan bahsediyor. Bunu şuradan çıkardım. Zaman zaman allahtan korkma ve allahı sevme üzerine konuşuyoruz insanlarla ve tabularından vazgeçmek istemeyenler böyle bir şey söylüyorlar. Bu da korku toplumun kılıfı oluyor. Allah-kul arasındaki korkuya dayanan ilişkiyi daha sonra tüm ilişkilere yaydıklarının farkında olmuyorlar. Baba ailenin allahı, devlet ülkenin allahı oluyor amiyane tabirle ama şunu unutuyorlar, gerçek sevginin olduğu yerde direkt saygı vardır. Kişiyi kendiliğinden düzelten, onaran bir şeydir o. Ama korkunun olduğu yerde gerçek bir sevgiden söz edemezsiniz.ve gerçek bir onarış değildir o. Tamamıyla dini yanlış anladıklarını düşünüyorum. Allahı sevmek özüne yabancılaşmak durumundan kurtulmaktır, iç bağdır, iç denetimdir, kendini gerçekleştirmektir. Allahtan korkmaksa özünden kopmayı istememe korkusudur en kaba anlatımla. Belki alakasız oldu ama bana bunları da çağrıştırdı. Allahı elinde sopası olan bir kral zannediyorlar. Annemiz bile bizi affederken allah niye bizi dövsün ki. Zulüm kendi seçimlerimizden. Allah sadece bunun için uyarıyor insanı. Kendi kendimize zarar vermeyelim diye..
Cevap: öncelikle korku dendiğinde olumsuz birtakım düşüncelerden dolayı yanına dahi yaklaşılmasından kaçınılacak bir durum anlaşılır. El alem ne der, ayıp ya da cezalandırma korkusunu bu anlaşılan duruma uyarlayabiliriz. Oysa ki sevdiğinin takdirini ve sevgisini kaybetme korkusuna bu anlaşılan durumu uygulayamayız. Bu durumda ortaya sevdiğinin yanına dahi yaklaşmamak, sonucu çıkıyor. Bu da istediğimizin tam zıttı olur. Hatta şöyle dediğimizi de varsayalım. Bir kişi çok sevdiği birine 'senden çok korkuyorum' dediğinde ilk anlaşılan durum kesinlikle anlaşılmayacaktır. Bu durumda anlaşılan her iki korku da birbirinden farklıdır. Bu ikinci korku olsa olsa sevdiğinin takdirini ve sevgisini kaybedebilme düşüncesi/ üzüntüsü veya da başka bir şey olmalıdır.
Cevap: bence bunun cevabı o kadar basit ki; el alem ne der, ayıp, cezalanma korkusuyla oluşan davranışlar istenmeyerek yapılır. Ancak sevdiğini kaybetme korkusuyla yapılan davranışlar canı gönülden, keyifle yapılır.
Cevap: sevdiğinin takdirinden öte, sevgisini kaybetme korkusu benim için daha ağır basıyor galiba. Hele ki 'el alem ne der?' ve ayıplanma, cezalanma korkularıyla büyütülmüş ve yetişkinliğinde de sosyal fobik olan, benim için bunlar bile önemini yitiriyor. Şüphesiz bu korkuların eksilttiğim özgüvenimle alakası çok fazla ve ben 26 yaşımdan sonra yeniden kendimi kazanma savaşlarıyla boğuşuyorum ama buna rağmen her korku bir yana sanırım sevdiğimin sevgisini kaybetmek benim için en ağır şey olsa gerek. Dış etkenlerin yarattığı korkuların yanında (ki bunların kaynakları çeşitli olabilir) sadece iki kişi arasında yaşanılan korkular (takdirini ve sevgisini kaybetmek gibi) kaynakları daha belirgin olduğu ve doğrudan etki gösterdiği için ,daha derin izler bırakabiliyor hayatımızda. Çünkü bir süre sonra davranışlarınızdan ötürü “el alem ne der”i ya da ayıplanma korkunuzu bir yana bırakabilirsiniz ama, körü körüne bağlandığınız ya da aşırı sahiplenme ve sevme duygularınızı beslediğiniz biri hakkında böyle hisler duymak sizi bitirebilir (ya da biraz daha yumuşatırsak fazlaca üzebilir diyelim)
Cevap: Bence en büyük korkulardan biridir sevdiğini kaybetme korkusu. Kişi o an çok mutlu olsa bile "acaba bitecek mi mutluluğum" düşüncesine (ki bu benim için bir korku ifadesidir) kapılacaktır
Cevap: el alem ne der ayıp yada ceza alma korkusu tamamen sosyal kurallar neticesinde oluşmuş neden sonuç ilişkileridir genel bir sosyal hiyerarşidir. Sevdiğinin takdirini sevgisini kaybetmek ise içsel o an için geçerli sosyal fobilerimizdir.
Cevap: seven kişi anne baba yada sevgili olabilir. Sevginin oluşması için güven ortamının oluşması gerekir. Bu ortamda korku varsa güvende yoktur sevgide yoktur. Güvenli bir ortamda korkunun işi olmaz. İkinci soru: kimse sevdiğinin karşısında ayıplanacak duruma düşmek istemez tabii ki cezalanmakta istemez. İşte burada sevginin sebebi yerine sevginin bedeli yerine karşılıklı ve her şeye rağmen sevgisi giriyor devreye. Gerçek sevgi her şeye rağmen sevgisidir. El alem ne der? Ayıp ya da cezalanma korkusunun her şeye rağmen sevgisinin yanında yeri yoktur. Gerçek sevgi de bu değil midir zaten?
Cevap: ben eşime çocuğuma veya aileme millet ne der diye mi sevgi veriyorum onları seviyorum çok saçma bence. Sevgi tam belirgin ve bir nedene dayalı değilse karşılık beklemeden seviliyorsa kaybetme korkusu yaşanmaz diye düşünüyorum.
Cevap: el alem ne der korkusunu kaybedersek kendimiz için iyi bir şey yapmış oluruz. Sevdiğimizin takdiri kaybedersek kendi kendimize kötü bir şey yapmış oluruz
Cevap: cezalanma korkusu başkaları için kaybetme korkusu kendimiz için hissedilir
Cevap: "El alem ne der?" korkusuyla yapılan şeylerde ne samimiyet olur ne de istek, her zaman insan üzerinde bir baskı olur ama insan sevdiği için bir şey yaparken tamamen kalbiyle hareket eder. Sevdiği için bir şey yapmak bile insanı mutlu eder buradaki korku insanı daha da istekli hale getirir. Bu korku olmasa insan sevgisi için bir yere kadar bir şeyler yapar. "El alem ne der?" derken insanların olmadığı ortamları ararız hep bir şeyleri dilediğimizce yapmak için. Keşke her şeyi sadece istediğimiz için yapsak, güzel olmaz mı?
Cevap: Sevdiğinin takdirini ve sevgisini yitirirsen içinde kocaman bir boşluk oluşur, uzunca bir süre hayatın anlamını yitirirsin. Bu yüzden de öncelikle sevdiğini yitirmemek için elinden geleni yaparsın diğer korkuda ise yani el alem ne der korkusu kısa süreli bir utanca neden olur, bu bir yaptırımdır senin için. Sevdiklerin yanındaysa, desteklerini duyumsuyorsan bu cezalanma, ayıp, utanma duygusunun üstesinden kolayca gelirsin.
Cevap: sevgi ortamı ve korku ortamı bence farklı farklı ortamlardır. Eğer bir yerde bir şey söylemeniz gerekiyorsa ve bu söyleyeceğiniz şeyde gerçekten doğruysa sevdiğinizin sevgisini ve saygısını kaybetmekten gerçekten korkmamak gerekir. Eğer bir yerde sizin sözlerinizle bir şeyin doğruluğu gerçekten su yüzünüze çıkacaksa bırakın siz cezalandırılın hiç önemli olmaması gerekir. Zaten ayıp olan bir şeyi de sevdiğiniz yerde söylemezsiniz. Eğer sevdiğinizin sevgisini kaybederim işte saygım azalır diye kendinizi karşınızdakine odaklarsanız siz özgür biri olamazsınız. Duygularınızda özgür olmak zorundasınızdır. Bence bir insan için en önemli olan doğal olmaktır. Bırakın siz sözlerinizi söyleyin. Doğal olun sizi seven öyle sevsin doğal halinizle sevsin.
Cevap: Tabii ki ikisi de birbirinden farklıdır. Cezalanma korkusu insanı bir süre için korkutur. Sonrasında olay bitince korkuda biter. Ayıplanıp alaya alınma korkusu ise insanlar olayı unutunca biter. Fakat bir kişinin sevgisini ve takdirini kaybetme korkusu insanın içine işler. Hep o korkuyu kalbinde bir acı olarak taşır.
Cevap: el alem ne der? ayıp ya da cezalanma bana kalırsa toplumsal bir duruma karşı olan korkudur. Ama diğeri yani sevdiğinin takdirini ve sevgisini kaybetme korkusu çok daha iç acıtıcı bir korku. Çünkü el alem ne derse desin beni gerçekten tanıyorlar mı? Ama sevdiğim değer verdiğim ve kaybetmek istemediğim insan kötü düşünmesin, üzülmesin. Mesela ben bazı geceler sevdiğimin sevgisi biterse ne yaparım diye düşünüp yaşadığım anı kahrediyorum. Ama önemli olan galiba el alemi boş verip, sevdiğini de kırmamaktır.
Cevap: "El alem ne der?" "Ayıp" "Cezalanma" insanın kendi iç dünyasına güvensizliğinin, kendine biçtiği değeri başkalarının gözünde aramasının sonucudur ve sağlıksızdır ama diğer tip korku da yani sevdiğinin sevgi ve takdirin kaybetme korkusu da bana pek sağlıklı gelmiyor. Fakat bu sevgi ve takdiri kaybetmemek için duyulan korku insanı ilişkiler konusunda daha dikkatli yapabilir diye de düşünüyorum. Bu konuda kafam biraz karıştı.
Cevap: Sevgi, karşılıklı olduğu zaman korkmaya hiç gerek yoktur. Sadece, devamı için emek gerektirir. Bu da iyi bir iletişimle oluşur. Korkular, bizleri geriye götürdüğü için hayatımızdan çıkarmalıyız. Korkudan korkmak gibi bir şey. Elimizden geleni yapalım. Korkmamız gereken zamanda da, mutlaka bir çaresi vardır diye düşünmeliyiz. Başarılı olamadıysak da, o sevgiden şüphe etmeliyiz.
Cevap: bence güven olan ortamda korku olmaz. Aslında bu bana göre değil gerçek olan bir şey. Eğer sevdiğini kaybetme korkusu başlamışsa o ortamda güven kalmamıştır, bir şeyler ters gidiyordur. Birincisinde zaten sizin dediğiniz gibi yüz baskın yaşam etkisi diğerinde ise karşılıklı güvenin bitmesi diye düşünüyorum.
Cevap: Sanırım böyle bir korkunun kaynağı kalp değildir. Sevgi, herhangi bir şey karşılığında, bir beklentiye girerek verilecek ya da hissedilecek bir şey olamaz. Daha doğrusu korku sevginin sonucu olamaz diye düşünüyorum. Ayıp korkusuyla takdir edilmeme korkusu arasında bir fark göremiyorum. Her ikisi de sonuca dayalı. Beklenen sonucun bizi ne şekilde etkileyeceği korkusu. Sevginin beklentisi olmadığı için bunlarla bağlantısını kuramıyorum.
Cevap: Korku ve kaygı hallerini birbirinden ayıran bir somutluk durumunun olduğunu biliyorum. Yani eğer korku var ise, görünen, işitilen, hissedilen bir nesnenin varlığından söz edilir. Dolayısıyla burada görünmeyen bir sevgiyi kaybetme kaygısı yaşanır diyebiliriz. Çünkü kaygıda tam anlam veremediğimiz bir tedirginlik yaşantısı söz konusudur. Sorunuzun cevabına da şöyle yanıt verebilirim; insanlar, birisini sevdikleri zaman ona bağlılıklarını göstermek için olmadık çabalara girer ve bu çabayı bir gün gösteremediğinde ne olacağını bilememe gibi bir belirsizlik kaygısı yaşarlar diye düşünüyorum.
Cevap: Sevgi ve korku bir arada olmaz bence. Bir insanın sevgisini kaybetmemek için onun istediklerini yapmak, kendin olmamaktır, rol yapmaktır, kendini ve karşındakini kandırmaktır. Eğer karşındaki insan bunu sana dikte ediyorsa, rol yapmaya değecek bir insan değildir, uğraşma gitsin diye düşünürüm. Sevgi uzun soluklu bir süreçtir. Sevgi için 3-5 gün, belki 3-5 yıl rol yaparsın, sonra tükenirsin ve korktuğun başına gelir. Eşimizin, çocuğumuzun, annemizin, babamızın, arkadaşımızın her hareketini onaylamamız gerekmiyor, farklı düşünebilir veya farklı davranabiliriz, düşüncelerimizi "El alem ne der?" lerle değil, davranışının neden yanlış olduğunu dürüstçe ifade ederek anlatmalı ama onları sevgimizle tehdit etmemeliyiz. Çocuklarımıza koşulsuz sevgiyi öğretmenin en güzel yöntemi, onları koşulsuz sevmek olacaktır sanırım.
Cevap: El alem ne der? korkusu güvensizlik nedenidir. Sevdiğinin sevgisini kaybetmek aç ve susuz kalmak beslenememek korkusudur bence. Sevgi hayat suyu, kendi kaynağın güçlüyse yaratırsın ama bir yere kadar sonra mineral eksikliği başlar kaynak içinde.
Cevap: Korku kültüründeki korkmak insana dıştan gelen bir etki iken, sevdiğini kaybetme korkusu içten gelen, samimi bir duygudur. Seven insanlar, gerçek seven iseler, önce karşısında ki sevdiğini düşündükleri için bu korkuyu pek de düşünmezler. Ancak sevdiğini hayatta iken kaybetme korkusunu yaşarlar. Onun için bu korku ise, diğer korku ile benzeşmez. Kaybetme korkusu kalpten hissedilir. Korku ortamında ki korku ise; nasıl defedilebilir diye bahaneler aranan kişiyi umursamaz kılan zorlama olan bir korkudur. Sevgi ortamında ki korku yoktur güven vardır sevildiğini bilmenin güveni var dır. Seven ve sevilen, sevgi ortamda ise sadece sevdiğini üzmekten korkar. Onun istemediği bir davranışı yaptığında sevdiğinin üzüleceğini bildiği için , sevdiği için o kötü davranışı yapmamaya çalışır. Kırmamak ve üzmemek ister bunu zorlama ile değil, içten gelen sevgi gücü ile hisse der. Korku ortamında kor kan bunu ceza göreceğini düşünerek yapmamaya çalışacak ama bunu içten yapmayacağı için, bu davranış sırıtacak ve ona ve karşısındakine güven vermeyecektir.
Cevap: bence sevenler birbirini her konuda anlarlar. Tabii ara sıra kırgınlıklar olur ama sevgi temeli iyi atılmışsa bence o korku yersiz..
Cevap: Sevginin olduğu yerde korku yoktur, korkunun olduğu yerde sevgi yoktur. Sevgi ortamında olan korku insanların zayıflığını belirtir kaybetme korkusu dendiğinde karşındakine ve kendine güvenmediğin anlamına gelir o zaman sevgi var mıdır, korku vardır. Sevdiğinin taktirini ve sevgisini kaybetme korkusu aslında gerçek korku değil bir önlem onun sana karşı gösterdiği sevgiyi boşa çıkarmama eğer gerçek sevgi varsa korku yoktur.
Cevap: Bence sadece korku var mı? yok mu? diye düşünürsek evet ikisinde de korku var. Ama birinci durumda var olan korku tanıdığımız, tanımadığımız tüm insanların bizim davranışlarımıza karşı gösterecekleri tepkiden dolayı sosyal statümüzü sarsacağını düşündüğümüz aslında doğru olmadığına inansak bile devam ettirdiğimiz davranışları beraberinde getiriyor. Bu insanlar gerçekten bizim duygu ve düşüncelerimizi bilmiyor. O anki davranışlarımıza göre bizi değerlendiriyor. ikinci durumda hayatımızı, evimizi, geleceğimizi paylaştığımız kişiden bahsediliyor. Eğer biz eşimize karşıda sürekli maske takıyorsak gerçek duygu ve düşüncelerimizi paylaşmıyorsak o zaman aynı korkuyu duymakta haklıyız. Ama gerçek anlamda bir birliktelik paylaşım içindeysek bu korkuyu duymamız gereksiz.
Cevap: Sevgi ortamında da korku vardır. Niyetlendiği isi sevgi ile yapan, güzel bir ortam hazırlamaya girişmiş kişi zamanı ve ortamı iyi kullanamama, anlaşılamama, yanlış anlaşılma, kabul görmeme, olumsuz tepki ile karşılaşma korkularını yaşayabilir. Bilhassa sanatçılar güzel niyetleri olmasına rağmen ortaya çıkaracağı eserin tutmama, kabul görmeme, yanlış anlaşılma ve niyetinin ve emeklerinin boşa gideceği korkusunu yaşarlar ve çoğu zaman da bunu toplum onunda ifade ederler. Toplumun büyük bölümünün göremediği karmaşık olguları elemanlarına ayrıştırıp ve bu elemanları herkesin hoşuna gidecek şekilde dizerek hedeflediği topluma parlak huzmeli ışık seklinde aydınlatma görevi yüklenen sanatçı, her zaman bu olayın istemediği bir şekilde sonuçlanmaması korkusunu yasar ve dolaysıyla bu yanlış sonuçlanma topluma da dolaylı olarak yansıyarak ayrı bir korku ortamı yaratabilir.
Cevap: bana göre ikisi arasında fark yok. Başkaları ne düşünecek diye düşünüp (sevdiğim dahil) yaşamak başkalarının hayatını yaşamak. Benim felsefem, insanları olduğu gibi sevmek hatası sevabı günahıyla sevebilmek. O yüzden benim böyle korkularım yok.
Cevap: sevdiğinin takdirini kaybetme korkusu içsel bir korkudur diğeri dışsaldır. Farklıdırlar
Cevap: Bence sevdiğini kaybetme korkusu başka bir şey. Sevgi emek ister. Bir anda oluşmaz ve bir anda yok olup, tükenmez. Ama bir şekilde yalan karışmışsa. Kaybetme kaçınılmazdır.
Cevap: çok farklı olduğunu düşünmüyorum. sonuçta bazen sevgili bile bize yabacı.ilişkiler neden bu kadar yalan dolu neden bu kadar riyakar? çünkü hiç kimse birbirine gerçek yüzünü göstermiyor. herkes sevgilisinin takdirini kazanmak için yalanlar söylüyor ve - miş gibi yapıyor. kaybetme korkusundan yapılıyor bazen bu -miş gibiler. işte bu yüzden çok farklı değil bu korkular birbirinden. artık canımızı gösterecek kadar kimseye yakın olamıyoruz.
Cevap: çok iyi olmaz
Cevap: Elbette yaşamda kimi kavramlar iç içedir. Her güzellik için bir bedel ödenir. Sevgi için ödenen bedel de küçümsenecek düzeyde olmaz. Tıpkı şair İsmail Büyükerol'un dediği gibi: "Aşk bedelsiz olmaz bir tanem/ Hazır mısın ödemeye?" Bedel ödenmezse sevgi alanına korku hücum eder ya da bahar yerini karakışa bırakır. İyiyle kötü, güzelle çirkin iç içe olduğu gibi sevgi ile korkuda öyledir.
Cevap: basit. Kaynağı insanın içinde olan, iç bütünlüğün parçası olan bir kaygı sevdiğinin takdir ve sevgisini kaybetme kaygısı. Kaynağı yüzünden ayıp gibi dış kaynaklı bir korkuyla kıyaslanamaz.
Cevap: bence gönülden ve saf bir sevgide böyle bir korku olmaz siz hiç bir annenin çocuğuyla yaşadığı bir ilişkide böyle bir korku olabileceğini düşünebilir misiniz? bence bu saflıkta olmayan sevgilerde bu yaşanır ve bu kaybetme korkusu da diğerlerinden daha fazla iç acısı verir. Diğerleri sanki bana daha maddesel ve iç acıtmayan korkular gibi geliyor.
Cevap: ben de oğlum için bu duyguyu hissediyorum. Yaşamımda çok önemli bir yere sahip. O da beni çok seviyor ama büyüyünce bu sevgisini kaybetmekten korkuyorum. Şu an 10 yaşında. Elbette yaşamında başka sevgiler oluşacak. Acaba bütün sevgilerin arasında bana olan sevgisi korunur mu diye korktuğum oluyor.
Cevap: bence korku her alanda kendini hissettiren bir duygu. Korku yaşadığımız her güzel duygu da var. Unutmamak lazım ki gride hem siyah hem beyaz vardır. Ben hayatın rengi olarak griyi görüyorum, korku da buna göre her zaman her yerde var.
Cevap: evet insan sevgisinin içinde korku da var. Çok seversiniz elinizden gider diye kaybetme korkusuna kapılırız ama bun nedeni bilinçsiz bir toplumda yaşadığımız için. Çünkü baskılar üzerine kurulmuş bir toplumda bunları yaşamak normal geliyor bana
Cevap: Sevdiğinin takdirini ve sevgisini kaybetme korkusu insanın gönlünü karartan bir korkudur. “El alem ne der?”, “ayıp” ya da ''cezalanma'' korkusu ise gönülsüz de olsa insanı bir şeyler yapmaya zorlayan bir korkudur ki ilk fırsatta insan gönülsüz olduğu bu durumdan sıyrılmaya çalışır.
Cevap: Sevgi ortamındaki olumsuz duygu yoğunluğuna "korku" adını vermek istemezdim doğrusu. "Korku", bilinmeyene ve belirsizliğe karşı insanın içinde yaşattığı içgüdüsel bir duygu aslında. Yüz baskın ortamlarda "el alem ne der" sorgusunu korku olarak tanımlamamalıyız. "El alem ne der?" sorusu, aslında kişinin özvarlığına karşı beslediği güvensizlikten başka bir şey değil. "Ben" olamamanın kişiye yüklediği bir ağırlık. Kişinin sevdiklerinin takdirini kaybetme korkusu da aslında yüz baskın yaşayışın bir uzantısı. Bizler, başkaları bizi sevsin diye hep korku içerisinde yaşamaya mahkum mu kalacağız? Sevmek ve sevilmek sorumluluk isteyen bir eylem; doğru. Ancak, korku duyulacak bir durum göremiyorum.
Cevap: Bulutların ne olduğunu bilmediğimiz zamanlarda sanırım daha çok hayal kuruyorduk. Bulut demeye başlayınca bazı şeyler bitti. Demek istediğim bunlar sadece kelimeler. Bazı hallere, durumlara ya da şeylere verdiğimiz adlar. Korku deyince her zaman insanın aklına kötü şeyler gelir. Sevgi ortamında "korku" kelimesine yer var mı? bilemiyorum. Varsa da buna ne derece korku denebilir?
Cevap: korku denince anlam olarak pek farkı yok. Bir şeyleri kaybetme veya kazanamama korkusu. İkisinde de olumsuz düşünceler ve fikirler çağrıştırıyor. Sevdiğinin takdirini ve sevgisini kaybetme korkusu kişinin zayıflığını gösteriyor. Sağlam kişiliklerin asla öyle korkusu olmaz. El alem ne der korkusu ise tamamen farklı bir korku demektense örf, adet, çevre vb. Gibi daha çok ahlak kurallarına uygun düşüyor. Cezalanma ise suç, kabahat vb. Gibi bana göre üçü tamamen farklı korkular. Yukarda da yazdığım gibi korku olarak düşünürsek üçü de aynı.
Cevap: Korku her yerde vardır...
Cevap: sevgi karşılık beklemeden, bir hesap yapmadan, karşıdaki insanı olabileceğinin en iyi yapmaya çalışmaksa eğer, ne korkusu olabilir ki.
Cevap: insanımızın en büyük eksikliği bence kelime ile kavram arasındaki farkı anlayamamış olmasıdır. siz tüm anlatımlarınızda korkuyu insan yaşamını olumsuz etkileyen en önemli kavram olarak gösterirken, anlatmak istediklerinizi kelimelerin yüzeysel anlatımlarına sığınarak bilgiçlik yapmadan. bilgelik yolundaki bir yol gösterici olarak kavram derinliği ile olaylara yaklaşıyorsunuz.
Cevap: “El alem ne der?”, “ayıp” ya da “cezalanma” korkusunu beynimize işlenerek yetiştirildiğimiz için beynimiz ve düşüncelerimiz ön planda olur bence. Ama sevdiğinin takdirini sevgisini kaybetme korkusu duygularla ve yürekle yaşanır.
Cevap: ilkinde ele alınan korku daha çok kişiye dışardan yaptırımla yapılan bir korkutma yöntemidir ki daha çok bunda baskı olduğu için bundan belli bir zaman sonra atlatılır ve unutulur. Ama sevdiği bir insanın takdirini ve sevgisini kaybetmek demek kişinin hem ruhen hem de bedenen yıkılmasından ibarettir insanlar sevgiye ihtiyacı fazla olduğu için yıkılmak daha fazla olur
Cevap: Sevdiğini kaybetme korkusu bir saplantı haline gelmişse ve bir şekilde ona zarar vermeye başlamışsa, elbette en az ikinci kadar yıkıcı bir duygudur! Ancak normal şartlarda, sevdiğini kaybetmemek isteği insanın, onu mutlu edecek, onun hoşuna gidecek şeyleri, seve seve, içten gelerek, kendisi de mutlu olarak yapmasını sağlar. 'Ayıp' ya da 'ceza' korkusu ile yapılan davranışlar karşıdakinin hoşuna gider ama yapana rahatsızlık verir. 'Gerçek' bir sevgi ortamındaki sevdiğini kaybetme korkusu, kişiyi ve ilişkiyi olumlu yöne götürürken, diğeri ilişkileri yıpratıcı etki yapar.
Cevap: yapıcı korku yada yapıcı stress dediğimiz kavramlar var, belli bir dozda olduğu sürece yaşam kalitemizi arttıran, normalliğin devamını sağlayan. Bence sevdiğimiz birinin sevgisini ve takdirini kaybetme korkusu olumlu bir korkudur yapıcı, onarıcı ve geliştirici. Oysa diğer türünde engellenme, dış odaklı olma ve her şeyden önemlisi yaşamının dizginlerinin başkalarının elinde olduğu sonucu çıkar ki bu da yıkıcıdır.
Cevap: adları aynı ama kaynakları farklı bence. "el alem ne der" korkusu doğduğumuzdan beri çevremizdeki insanlar tarafından- özellikle de bizleri çok düşündükleri için bunu yaptıklarını ileri süren ebeveynlerimiz- bize öğretilen "nasıl olursan ol dışarıdan mükemmel görün, arkandan laf ettirme" düşüncesinin sonucu. Sevdiğini kaybetme korkusu ise insanın doğasında olan "yalnız yaşayamama" özelliğinden kaynaklanıyor. Sıcakkanlı sempatik görünürsek etrafımızdakiler de bize yakın davranır diye düşünüyoruz çoğunlukla. Kaynakları farklı olsa da sonuçta sergilenen davranış aynı. İkisinde de farkında olarak ya da olmayarak aslında varolduğumuzdan farklı davranıyoruz. İşin korkunç tarafı bu korkular yüzünden gerçek "ben"in hangisi olduğu konusunda kararsızlığa düşüyoruz.
Cevap: bence en büyük korku sevgi kaybetme korkusudur. sevgi çok ayrı bir duygu olduğu için, el alem ne der? yada cezalanma korkusunu aynı kefeye koyamayacağım...
Cevap: bence bu sevdiğinin takdirini kaybetmekten korkmak değil de endişelenmektir bu da korku değildir
Cevap: bence korku yoktur. Bir şey yapan insan korkar seven insan, güveni tam olan insan zaten bu gibi şeyleri aklına getirmez. Bence böyle.
Cevap: el alem ne der korkusu ile sevdiğinin takdirini kaybetme korkuları başka başka şeylerdir. Birinde yanlış olan bir durum var ve eğer sen de bu yanlışı yaparsan cezalanma ile sonuçlanacak. Bu bir şeyi yapma durumunda zaten toplum tarafından onaylanmayan bir durum söz konusudur. Ama diğeri çok farklı. Çünkü ortada seven ve sevilen biri var. Akabinde bu sevginin bitmesinden korkulan bir durum mevcut. burada iyi olan bir şeyin kötüye gitmesinden korkuluyor ama diğerinde zaten kötü olan bir şeyi yaptığın takdirde sana gelecek cezadan, kınanmadan korkuyorsun. Kötü bir şeyi yapmanın sonucu ondan daha kötü bir şey olacak, zincirleme bir durum mevcut..
Cevap: sevdiğinin takdirini yada sevgisini kaybetme korkusu bence korkudur. çünkü sevgi kolay oluşamayan bir değer olduğu için sevileni kaybetmek yada onunu güvenini kaybetmek toplumda da korkudur bence...
Cevap: her ikisi de insanların olduğundan farklı davranmasını sağlar. Örneğin: Evli bir erkeğe aşık genç kız, el alem ne der korkusuyla ve dışlanma korkusuyla tüm duygularını dizginlemeye çalışır ve bu hislerini dile getiremez, diğerinde ise sevdiğini kaybetme korkusuyla tüm davranışlarını ona göre ayarlar, aşık genç kız sırf sevdiği insan istiyor diye başını kapatır, hayatındaki insanın standartlarına uymaya çalışır.
Cevap: sevmek gerçekten sevmek korku içermez eğer içeriyorsa o gerçek sevgi değildir. çünkü biz insanlar düşünerek davranan varlıklarız. dürüst ve samimi olduktan sonra korkacak bir şey yoktur.
Cevap: elbette farklıdır. Birinde sevdiği bir insanı kırmamaya çalışırken diğerinde bir çekinme söz konusu yani ya insanlar beni ayıplarlarsa diye düşünüyor
Cevap: değer verdiğimiz sevdiğimiz bir insanın sevgisini kaybetmek korkusu bizi; ''el alem ne der?'' korkusundan daha çok telaşlandırır. Çünkü sevdiklerimiz bizim birer parçamızdır ve o parçamızın bizden uzaklaşması canımızı yakar. Şüphesiz her birey toplumun da bir parçasıdır fakat aradaki bağ daha gevşektir.
Cevap: Sevgi çok özel bir kelime ve anlamı çok yoğun benim için. Sevgi, içinde karşılık beklemeyi barındırmıyorsa ancak, onu kaybetmekten korkmadan, doyasıya yaşanır. Çünkü olduğu gibi kabul edilen ve karşılıksız sevilenler kaybedilmez. El alem ne der, veya cezalanma korkuları ile hiç benzerlik taşımıyor bana göre..
Cevap: İnsanın sevdiğine duyduğu şey korku olamaz. Sadece onu kaybetmemek için bir şekilde ona duyduğu hassasiyettir. Korku ve sevgi bir anda olabilir belki ama bununda öncelik sırası önem derecesini belirler. Ben babamın gözünden düşmemek için onun söylediklerini yapar ve ondan korkarım. Ama diğer bir taraftan onu elbette severim. Böyle bir şey galiba.
Cevap: birini kaybetme korkusu ona olan sevgimizden doğar fakat ayni zamanda ona ve onun tercihlerine de saygı duymamızı gerektirir sevgi bir tutsaklık değildir sevgi ortamında korku yoktur çünkü zaten sevgi koşullu olursa şunu yaparsan seni severim gibi cümlelerden oluşursa sevgi olmaz herkes karşısındakini bir birey olarak kabul edip onu düşüncelerini yargılamadan o olduğu için severse gerçek bir sevgi ortamı doğmuş demektir.
Cevap: sevgi ortamından doğan korku yine sevgiyle son bulur. ama sevginin olmadığı kaygının, umutsuzluğun yarattığı korkunun sonu afettir.
Cevap: sevdiğinin takdirini ve sevgisini kaybetme korkusu, diğerine göre daha daha önemlidir. Çünkü sahip olunanı ve güzel, değerli olanı kaybetmek daha zordur.
Cevap: bence sevgi ve korku birbirine zıt duygulardır. Bazı insanlar kendisine saygı duyulmasından haz alırlar ve bunu zorla elde ederler. Bireyleri korku ortamında yetiştirirler. Kendisine saygı duyulduğunu hissedince de sevildiğini sanar. Ben bizim toplumumuzda bunu gözlemlemekteyim. Bence öncelikle insanlar korku ve sevgi kelimelerinin anlamını öğrenmeli sonra da uygulamaya geçmeliler.
Cevap: Yıllar önce seyrettiğim bir Genco ERKAL filminde hiç unutmadığım bir cümle vardı. "Kalp Camdandır Kırılır Yapışmaz". Bence Sevdiğinin takdirini ve sevgisini kaybetme korkusu böyle bir korku olabilir ancak. Bizim ülkemizde çok herhangi bir alanda emek verenlerle değer yaratanlarla sevgisini öfkesini yüreğini ortaya koyabilenler yok denilecek kadar az olduğundan bu iki korku arasındaki fark tıpkı samimiyetle laubalilik arasındaki pamuk ipliği inceliğindeki kadar önemli bir farktır.
Cevap: el alem ne der ve sevdiğini kırmamak ya da sevgisini kaybetmemek adına hareketlere dikkat etmek birbirinden net çizgilerle ayırılması gereken noktalar. Mesela kılık kıyafet konusunda el alem ne der diye dikkat etmekle sevdiğinin sevgisini kaybetmemek için onun beğendiğini giymek de beğenmediğini giymemek farklıdır. El alem ne der mantığına gıcık oluyorum. Bir atasözü var hani; tarlada izi olmayanın harmanda sözü olmaz diye. Günümüzde adetlerinin ve dininin gereği olarak birbirlerine yardım etme konusunda gitgide Avrupa’ya benzemekte ve komşusu açken tok yatmaktayken bizler, kendimizce olumsuz sayılan şeyler yapıldığında eleştirmek ve milleti birbirine düşürme becerisinde ne kadar da hevesli bir toplum olduk. El alem bize yardım ve sizin deyiminizle canımızı besleme noktasında etkisiz eleman iken, onların hoşlanmayacağı ama bizim hoşumuza giden şeyleri yaparken neden hesap vermek zorundayız? Bunları söylerken toplumun sosyal anlamda çöküşüne sebep olacak, dini ve toplumsal, ahlaki normlara kayıtsız kalınışını meşrulaştırmak istemiyorum, bazı değerler bellidir zaten ama onun ötesinde benim hesap vereceğim tek mercii, yaratanımızdır. Bunun dışında sevgi-korku ilişkisi hep var galiba. Çoğu kavram, zıttıyla ve olumsuz bir etkiyle yaşıyor olabilir; sevgi-korku, sevgi-nefret gibi.
Cevap: El alem ne der, ayıp yada cezalanma korkusu insanı eylemsizliğe iten özünden ve gerçek düşüncelerinden uzaklaştıran negatif bir korku iken, sevdiğinin kaybetme korkusu kişiyi pozitif eyleme yönlendiren ve kendini daha iyi anlamaya ve içindeki sesi daha dikkatli dinlemeye yönelten bir duygudur.
Cevap: şimdi birisini çok seviyorsan eğer onun kaybetmekten çok korkarsın bu da sevgi ortamında korkuya da yer açıyor.
Cevap: bunu sevgiyi kaybetme korkusu olarak adlandırmalıyız bence. Bu başlık altında düşünülürse sevgiden doğan bir korku yoktur; ancak onu kazanma ve kaybetme durumuna karşı aldığımız içgüdüsel önlemler vardır. Sizin bahsettiğiniz korku çizgisiyle aynı başlıkta düşünemeyiz sonuç olarak.
Cevap: İnsan sevmeyi korkuyla destekler. Aşıksın seversin ama kaybedeceğini, eninde sonunda kaybedeceğini bildiğin için korkarsın, hem de delicesine...
Cevap: bana göre sevgi ortamında korku olmaz, soru soran hocamızın korku diye adlandırdığı duygu sadece sevdiği insana veya insanlara karşı temkinli davranmaktır. Gerçekten korktuğumuz insana sevgi besleyemiyorsak sevdiğimiz insana karşı da korku duyamayız yani sevdiğimiz insanların nazarındaki itibarımızı kaybetmemek adına olan tutumlarımız korku olarak adlandırılamaz.
Cevap: El alem ne der diye düşünürken, bizim yaptıklarımızdan başkaları üzülmez ama onların söylediklerinden ben üzülürüm anlamı var diye düşünüyorum. Ancak sevdiğinin takdirini ve sevisini kaybetmede, karşımızdaki kişinin üzüleceğini düşünürüz. İkisinde de korku ve endişe vardır, birincisinde biz üzülürüz, ikincisinde sevdiğimiz üzülür. Birincisinde korku vardır ikincisinde fedakarlık vardır. Sevdiğim üzülmesin diye fedakarlık yaparız.
Cevap: el alem ne der korkusunda yapılacakların bir amacı yoktur, hayatını diğerlerine göre yönlendirmek vardır. ancak birini kaybetmek korkusu çok farklı bir olgudur. bir şeyleri kaybetmemek için verilen savaştır o. annemizi kaybetmemek için ders çalışırız; arkadaşımızı kaybetmemek için onu kırmamaya çalışırız fakat el alem ne der diye düşündükten sonra yapacağımız şeyi düşünmeyiz. ne yapacağımız 'el alem' tarafından belirlenmiştir zaten.
Cevap: bence aynı şey değil. Sevgiliyi kaybetme korkusu tabii yaşanabilir ama bunun hastalıklı bir sevgi olduğunu düşünüyorum. Karşılıklı sevgi ve güven ortamında bu tip korkular yaşanmaz. Eğer bu korkuyu yaşıyorsanız karşınızdaki insana tam anlamıyla güvenmiyorsunuz demektir. Ayrıca kendinizi başka biri olarak tanıtmış olabilirsiniz. Onun sevgisini bu şekilde kazanmışsanız tabi bu şekilde de kaybetme korkunuz olabilir. El alem ne der e gelirsek bu da toplumun görgü kuralları, tabuları ve ailemizin bizi yetiştirme tarzı ile ilgilidir. Bunlarda her insanda vardır. İçgüdüsel olduğuna inanıyorum.
Cevap: Bence sevgi ortamında korku yoktur. Korku insanın bilmediği bir şeyden daha doğrusu bu bilmediği olgunun kendisine göstereceği tepkinin bir sonucudur. Yani eğer sen karşılıklı sevgi ortamını yaratmışsan artık her şey apaçık ortada ve davranışlarının ne ile sonuçlanacağını bilirsin ve de sonuç olarak korku diye bir kelime bu ortamda anlamını yitirir
Cevap: genellikle insanlar böyle duygulara kapılırlar ama bence bu bir bakıma korku değil şüphedir. Ayrıca el alemden bize ne onlar ne derse desin. Öyle değil mi?
Cevap: Bence ikisi farklı duygular içeriyor. El alem ne der korkusu insanlar üzerinde baskı oluşturuyor; kişiler benliklerini değil, el alemin kişiliklerinin bir kopyasını kullanıyor sanki. Yani kişiliklerini bir kenara atıyorlar. Sevdiğinin takdirini kaybetme korkusu ise; hoş bir korku. Tatlı heyecan kavramı gibi. Sevgiyi kaybetmemek adına hissedilen korku, insanı daha düşünen bir kişi haline getiriyor ama kısıtlamıyor; sadece 1 kere yerine 5 kere düşündürüyor (ben de böyle açıkçası)
Cevap: Bence bunların ikisi de farklı korkulardır. 1.si burada insanların söylediklerinden korkarız onların bizim hakkımızdaki düşüncelerinden, 2.si ise sevdiğimiz insanları kaybetmek istemeyiz kaybetmek istemediğimiz içinde sürekli kaybetme korkusu içinde yaşamımızı sürdürürüz.
Cevap: bence ikisi birbirine çok yakın ama sevdiğinden korkmak daha kötü. Çok ağır sonuçlar doğurabiliyor. El alem ne der diye yapmadığımız bir şeyi yada söylemediğimiz bir şey ortaya çıktığında meydana gelen hasardan sevdiğini kaybetme korkusu yüzünden yapılmayan yada söylenmeyen bir şey ortaya çıktığında meydana gelen hasar çok daha fazladır. insanları da ilişkilerini de çok daha fazla yıpratır.
Cevap: tabi ki farklı korkulardır. sevdiğini kaybetmemek için korkarsın ve elinden geleni yaparsın onun için onu kaybetmemek için ama diğer korkular bundan farklıdır..
Cevap: "el alem ne der" korkusu o kişinin "el alemi" sevmesinden değil, el alemin o kişi hakkında konuşarak kendi kendini kötü hissetmesini ya da kendine olan güvenini zedelemesini sağlayacaktır fakat sevdiği bir insanı kaybetme duygusu bambaşkadır. Onun da sizi sevmesi sizi mutlu ediyordur ve bu sevgiyi kaybetmek sizi üzecektir.
Cevap: Ayıp, el alem ne der ve cezalanma korkusu insanın dış çevreden kaynaklanan korkusudur. Diğeri ise içinden gelen hatta içini kemiren korkudur. Öz güveni tam olan bireyler ilk yazdığınız korkuları çok şiddetli yaşarlar ya da baskıyla yaşamak zorunda kalırlar. Diğerini ise yaşamanın ayrı bir tadı var...
Cevap: el alem ne der? Durumunda 3. Kişilerin düşünceleri sizin için önemliyken sevdiğini kaybetme korkusunda tamamen 1. Kişinin duyguları ön plandadır. Bazen hayatinizi başkaları yönlendirir bazen de kendi duygularınız sevdiğinin takdirini kaybetme korkusu aslında bir bakıma güvenle de ilgilidir sonuçta sevdiğiniz kişi de sizin hayatınızda önemli bir yere sahiptir bu yüzden onunda düşünceleri sizin için önem taşıdığı için onun ne düşünüp ne hissedeceğine de bakarak hayatta bir takım adımlar atarsınız.
Cevap: sevgi ortamında korkuya yer yoktur. bir başkasını tam anlamıyla sevmek için önce kişinin kendisini sevmesi gerekir. Kişinin kendisini sevmesi ise her yönüyle kendisini kabullenmesi demektir. kendisini kabullenen insan karşısındaki insanı da her yönüyle kabullenir onu olduğu gibi sever ve onu sevdiği içinde onunda kendisini sevmesini beklemez. Yani kendisini seven insan karşısındaki insanı karşılıksız sever. Kendine güveni olan insan temel ihtiyaçlarını kendisi karşılar. Kendine güvenen insan egosunu yenen insandır. El alem ne der korkusuyla sevdiğinin takdirini kaybetme korkusu arasında bir fark yoktur. İkisi de egodan kaynaklanan korkudur. Böyle bir sevgide onunda bizi sevmesi gibi bir beklenti vardır.
Cevap: bence el alem ne der, ayıp ya da cezalanma korkusu ile sevgiyi kaybetme korkusunun birbirine karışmasının nedeni, koşullu sevgiyle koşulsuz sevginin karıştırılmasından kaynaklanıyor. Yetiştirildiğimiz ortamlarda belirli koşullara bağlı olarak seviliyorsak, olduğumuz gibi kabul görmek yerine belli şartları yerine getirince seviliyorsak, bu durum bizim sevgiyi kaybetmekten korkmamıza sebep olacaktır. Bu yüzden koşullu sevgiyi kaybetmekle, cezadan korkmak neredeyse aynıdır. Ancak koşulsuz sevgide böyle bir korkuya yer yoktur bence. Çünkü karşımızdaki kişi bizi olumlu ya da olumsuz her yönümüzle sevdiğinde bu tür bir korku yaşamaya gerek kalmaz. Bu tabi ki yetiştiğimiz ortamdan başlayarak gelişen bir durum. Koşullara bağlı değil de, birey olarak, insan olarak sevildiğimizi hissederek yetiştiğimizde bu tür korkuları da içimizde barındırmayız. Korkmak yerine kendi özümüzü koruruz. Bizi koşullu seven kişileri hayatımızda çok barındırmayız ya da o kişilerle mesafemizi koruruz. Böylece bu tür bir kaygı yaşamamış oluruz. Tabi maalesef bu durum toplumumuzda o kadar nadir ki herkes alışmış buna. Çünkü biz de koşullu sever hale gelmişiz. Bu yüzden hemen vazgeçiyoruz insanlardan. Koşulsuz sevgide kaybetme korkusundan ziyade bence o kişiyi kırma üzme canını yakma korkusu var. Bu yüzden bu durum cezalandırılmayla karıştırılmamalı bence. Çünkü cezada dıştan bir denetim söz konusu. Koşulsuz sevgiyi kaybetmekte tamamen içten gelen bir denetim söz konusu.
Cevap: Sevgi ortamında karşılıklı iletişimin olduğunu ve kişilerin kendileri gibi davranabildiklerini düşünüyorum. Böyle bir ortamda kişiler birbirlerini oldukları gibi kabul ediyor (seviyor), birbirlerini değil kendilerini değiştirmeye çalışıyor. Böyle bir ortamda sevdiğimin takdirini ve sevgisini kaybetme korkusu yaşamanın mümkün olmayacağını düşünüyorum. "Ayıp" ya da "cezalanma" korkusuyla hareket edilen bir ortamda biraz önce saydığımız koşullardan hiç birisi yok. Kişi ayıp ya da ceza korkusu ile hareket edince kendi olma şansı yok. Kendi olamayan insanın özgüvenli olma şansı yok. Dolayısıyla bu ortamda kendine güveni olmayınca, sevdiğinin taktirini ve sevgisini kaybetme korkusu yaşaması olağan görünüyor. Bu iki korkuyu birbirinin arkadaşı olarak düşündüm. Yani aynı ortamlarda var oluyorlar. "Sevgi" ortamında ise iki korkunun da barınamayacağını düşünüyorum.
Cevap: tabi ki sevgi ortamında da korku var. Bu özellikle benim gibi hassas insanların aşamadığı bir konu. Özgüven eksikliği sevgi ortamında da devreye giriyor. İnsan bazen "ben bu güzelliği elde edecek ne yaptım?" diyor yada "ben de bu güzelliği elde tutacak, buna layık olacak yetenek var mı?" diyor. Her duamda "allahım beni sevdiklerimin yokluğuyla sınama" diye yalvarıyorum. Bundan ala korku mu var?
Cevap: Bence sevdiğinin takdirini ve sevgisini kaybetme korkusu o kişiye verdiğimiz değerin bir yansımasıdır ve bu sebepten tam bir korku değildir. Ancak "el alem ne der?", "ayıp" ya da "cezalanma" korkusu bizim topluma karşı verdiğimiz bir iç savaştır ve irademizi sınırlar. Bizi yanlış işler yapmaktan kurtarabileceği gibi doğru işlerimizden de caydırabilir.
Cevap: ben gerçek korku olarak görüyorum sevdiklerimizin takdirini kaybetmeyi. Yaptığımız hataları gizlemeye çalışmak sevdiğimize göstermemek onun gözünde küçülmemeye çalışmak bunların hepsi bizi çok yoran benliğimizin değişimine neden olan korkular. Sevdiklerimizin anlayışlılığı oranında bu korkular hafifler ama yok olmazlar. El alem ne der korkusuyla sevdiğim ne der korkusu kıyaslandığında el alem’e oranla daha yakınımız olan sevdiğimizin ne diyeceği korkusu bizi daha çok düşündürür. Sosyal baskının üzerindedir yakınlarımızın bizler üzerindeki otoriteleri. Mesela en büyük korkularımızdandır çocuğumuzun bizi sevmemesi. Sevdiklerimizin düşüncelerini o kadar önemseriz bu o kadar doğamızdadır ki Allah’a bağlılığı oluşturmak için Allah sevgisi ve Allah korkusu olguları dinin içinde son derece baskındır.
Cevap: sevgi ortamında yetişen insanlar genelde bilinç düzeyi yüksek insanlar olarak yetişirler bağışlanabilir hataları vardır bunu bilir bu yüzden ciddi hatalar yapmaz ve karşılığında korku dolu bekleyişlere girmez özgüveni vardır ayrıca bir diğer şey de şu tetikte beklenerek sevdiklerimiz korunmaz. Bu da bilinir
Cevap: İlk korku dışa bağımlı, kalıplanmış insanın, ikincisi ise iç dengesini ve huzurunu bulmuş gelişmiş insanın hissettiğidir. Tabi eğer ikinci tip korku da sevdiğimize bağımlı olduğumuz için onun takdir ve sevgisine ihtiyaç duyuyor değilsek.
Cevap: korku olmazsa sevgi de zamanla yok olabilir ben ne yaparsam yapıyım nasıl olsa o benim elimde diyerek bir çok kötü sonuçlar ortaya çıkabilir bence. Bir çok bölgede karısının kendisini terk etmeyeceğini bildiği için karisini aldatmaya cesaret edebiliyorlar. Ne kadar doğru ne kadar yanlış. Ama maalesef böyle. Ayrıca bir toplum içinde yaşıyoruz ve insanların sizin hakkınızda ne düşüneceğini seçemezsiniz bilemezsiniz bu yönden bir çok yanlış anlaşılmalar olabilir bunun sonucunda özelikle bayanlar bu konuda daha hassas davranabilirler, aman kocamın kulağına gitmesin onunla konuştuğum aman yanlış anlaşılmasın gibi. Aslında bunlar ölçüde olduğu surece bir zararı olduğunu düşünmüyorum.. Korku yaşamın tadı bir yerde. Sevdiğini kaybetme duygusu (gereği kadar olduğu sürece!) Yada yanlış anlaşılma duygusu neden zarar versin ki. Hatta insanların bazı yanlış hareketler yapmasına bile engel olabilir tabi her şey kararınca.
Cevap: evet sevgi ortamında da korku var. Onun takdirini kaybetmek çok önemli.
Cevap: Sevdiğinizin takdirini ve sevgisini kaybetme korkusu yaşanılan en kötü korkulardan biri. Sanki bizi taktir etmezse yok olup gidecekmiş gibi yaşıyoruz hayatı. Olduğumuz gibi olamıyoruz. Adı sevgi olan ve duyulan bu duyguyu onu kaybetmek korkusuyla tedirgin yaşıyoruz ilişkilerimizi. İkisi arasında fark yoktur bence, korkular duyulan kaygılar hep aynı bizim hayatımızda başkası ne der ayıp korkusuyla hayatı kendimize zindan ediyoruz. Türk toplumunda aile terbiyesiyle büyüyen bizler hep bu korkularla büyütüldüğümüz için bunlarla yaşamaya sanki mahkummuşuz gibi davranıyoruz, ''ben böyle gördüm değişemem ki'' diyoruz. İnsanlar biraz sadece başkalarının hayatlarını irdelemeyi bırakıp kendi önlerine baksalar bunların hiç biri yaşanmaz ama bunu öğrenmek için de çok yol kat etmemiz gerekiyor. Yontmamız gereken taraflarımızı, hayır değişemem demek yerine yontmaya çalışsak bir de tabi ki özgüvenimizi bir kazanabilsek neler başarıcağız.
Cevap: söz konusu sevgiyi kaybetme korkusu ya karşıdaki kişinin sevgisinden emin olmamaktan veya kişinin kendisine olan güvensizliğinden kaynaklanır ki bu duygular kişinin sevgi ortamında olmadığını gösterir. Sevgi ortamında koşulsuz sevginin olduğu algılaması hakimdir. Böylece iki korkunun farklı olmadığını düşünüyorum. Ancak olumsuz yaşanmışlıklar sevgi ortamını zedelediği için korku oluşmuşsa o zaman iki korkunun kültür zemini farklıdır diyebiliriz.
Cevap: Biri dış kaynaklı bir korku iken diğeri iç kaynaklı bir korkudur. Sahip olunan her şey için kaybetme korkusu vardır. Bunun aşırısı tabi ki zararlıdır. Bu durumun doğal olduğunu düşünüyorum. El alem ne der korkusu ise ait olma ve birey olma dengesinin bozukluğundan kaynaklanan yani ait olmanın ağır bastığı bir durum olarak yorumlayabiliriz.
Cevap: Bence, Korku ortamında büyütülmüş bizler sevdiğimizde, bu kaybetme korkusunu yaşıyoruz! Ama bu sevgi ortamında büyütülmüş bir insanın hissettiği 'sağlıklı' bir korku değil! Bu korku, bizi hayattan ve bu sevgiyi paylaşmaktan alıkoyan bir pranga!
Cevap: sevgi karşılıksız verilebiliyorsa o zaman korku kalmaz ki....beklenti yerine sadece sevgiyi hissedebiliyorsa en azından kendi sevgisinden emin ise korku ve kuşkular dağılıyor olmalı. karşılık beklemeden sevebiliyorsa insan farklı hissediyor kendini, etraf oldukça olumsuz uyaran dolu olabilir nasıl devam edeceği kişinin kendi elinde. korku küçük bir nokta, sevgi sonsuz bir umman.
Cevap: sevdiğini kaybetme korkusunun diğer topluma karşı olan ayıp ve cezalanma korkularından çok daha fazla olduğunu düşünüyorum. Seven bir insan gözünü herkese karşı karartabilir herkesle baş edebilir ama diğer yandan sevdiğinin sevgisini kaybetme korkusu insanı delilik sınırlarına kadar götürebilir, nerden mi biliyorum çok eminim çünkü bizzat yaşayanlardanım.
Cevap: El alem ne der, ayıp veya cezalanma korkusunu sevdiğinle paylaşırsın yalnız kalmazsın ama sevdiğini kaybedersen yalnız kalırsın ve korkularını paylaşacağın kimse olmaz...
Cevap: korku zaten insanın doğasında vardır. Tabi ki bizim doğu coğrafyasında insanların öyle soyut korkularımız yoktur yani ben sevdiğime özgüveni vermişsen onun sevgisini yada takdirini kaybetme korkumda olmaz. Ne olursa olsun yada el alem ne dersi desin hayatı kendim için yaşarım o yüzden insanların ne dediği önemli değildir. |