Doğan Cüceloğlu Doğan Cüceloğlu Doğan Cüceloğlu
Akıllı Adam Bunu Yapar mı?
Torun Kokusu
Özdeğer
Matematik Köyü ve TÜBİTAK
Temel Değerler Listesi
Herşeyin Anlam Kazandığı Bir Bütün Va
E-posta listemize katılın
Yazılar
Güvenmemeyi Öğretmek Sorusu

İnsanlara bir başkasına güvenmemeyi öğretme konusuyla ilgili fikirlerinizi soran sorumuza sizlerden gelen yanıtları paylaşıyoruz.

Soru: Bir insana diğer insanlara güvenmemeyi öğretmek, o insana gerçekten bir iyilik yapmak mıdır? Niçin? Zaman ve emeğiniz için teşekkür ederim.

Cevap: Her şerde bir hayır olduğuna inan bir inanım. Hayat her zaman istediğimiz gibi gitmez. Bizi üzen olay ve kişiler olabilir, olmalıdır da! Tüm olumsuz sandıklarımızı başımıza geldiği anda değil, zamana yayarak değerlendirmek gerekir. Bazen bir musibet bizler için bin nasihatten çok daha etkili olabilir. Kötülük yaptığını sanan kişiler de farkında olmadan bize bazen iyilik yapmış olurlar. Sürekli başkalarına güvenerek hareket edersek tedbiri elden bırakabilir, hayatın sorumluluğunu başkalarına yükleyebiliriz. Bazen dost bildiğimiz tüm insanlar zor anımızda bize arkasını dönebilirler. Kişiyi geliştiren, farkındalık yaratan bana göre öncelikle acılardır. Örnek verecek olursak deprem yaşamasak, deprem olayında acılar yaşamasak, depreme dayanıklı mekânlar seçmeyi aklımıza bile getirmeyiz.

Cevap: bir iyilik değildir çünkü böyle bir insan etrafındaki diğer insanlara sürekli kuşkulu gözlerle bakar ayrıca insanlara düşüncelerini rahat bir şekilde açıklayamaz çünkü içindeki güvensizlik duygusu onu sürekli bir ikilem arasında bırakır

Cevap: Bu dünyaya tek olarak geldik tek olarak da gideceğiz. Dünyada her insan kendi hayatının başrolündedir, hayatını kendi inşa eder, ona şekil verir. Yeri geldiğinde insan annesi ve babasına bile güvenmemelidir.(onlara bel bağlamamalıdır) Gerçekleri kendi kendine görüp, mantığını kullanmalıdır. insanlara güvenilmeli ama onlara teslim olunmaması gerektiğinin öğretilmesi bence iyiliktir.

Cevap: Burada bir farkındalıktan bahsetmek gerekir uyanık olmak ama iyi niyet ile uyanık olmak. Bizim yetiştiğimiz ortamda bu tür güven duymama yanlış yorumlanabilir. Fakat ilişkide bulunduğumuz toplum farklılaşırsa bu yukarıda bahsettiğimiz farkındalık içerisinde hareket etmememiz bizim için iyi olur. Dar bir görüş değil de geniş bir açıdan bakmayı ifade etmek istiyorum aslında.

Cevap: iyilik yapmak olduğunu düşünmüyorum. çünkü bir şeyi anlatabilmek için ya da anlayabilmek için ille de yaşamak gerekmiyor. çünkü zaten kişi bir birey olarak önce yalnız olduğunu bilerek hayata baktığında bunu kavramış oluyor. tabi bunu yapamayan da neden böyle oluyor soruları içinde kayboluyor ve kişi ister yalnız olarak hayata başladığını ister anlamış olsun ister anlamamış olsun bunun bir şekilde diğer insanlar tarafından olumsuzlularla öğretileceği kesin ve kişi kendi anlamadığı sürece karşı taraftaki güvenmediği insanlar bunu ona anlatacak emeği veremeyeceklerdir. sonuç olarak da kişinin her koşulda yalnız olduğunu farkına varıp ona göre de önlemlerini aldığı sürece karşı tarafa güvenmeme gibi durum oluşmayacaktır.

Cevap: İyilik yapmaktır. Eğer ki kişi güvenilir olmak istiyorsa. Güvenilir olmak için önce güvenmek gerek ama tedbiri elden bırakmadan.

Cevap: Hayır, iyilik yapmak değildir bence hocam. Her şeyin yerli yerinde ve zamanında olması gerekiyor. Hangi insan,hiç kimseye güvenmeden yaşayabilir ki? Bu şekilde kişinin içerisinde devamlı bir kuşku, şüphe ve devamlı birilerinden korkma (zarar vereceğini düşüneceğinden) meydana gelecektir bence.

Cevap: Hayır, iyilik yapmak değildir. Güven, gerek bireysel olarak kişi üzerinde, gerekse toplumsal hayatta çok önemli bir unsur. kendine güven olgusu gelişmemiş insanlar, öncelikle kendilerine değil de, başkasına güvenerek hayatlarını devam ettirme gibi bir yanlışa düştüklerinde sorunlar yasarlar. Kimseye güvenmeden yaşamak ise, kişiyi yalnızlaştırıyor. kendi kabuğuna çekilmiş, kapalı bir toplum olup, çıkıyoruz. Biz bir insana iyilik yapmak istiyorsak, öncelikle kendine güvenmeyi öğretelim. Başkalarına da güvensinler. Onu da öğretelim. Ama önce kendine güveni. Güvensizlik psikolojisi ile yaşam çekilmez oluyor çünkü...

Cevap: Hiç iyilik olur mu? Kişi kime, neye güvenip güvenmeyeceğini kendi tayin etmeli. Deneme yanılma yöntemiyle kime güveneceğini kendisi bilebilmeli. Bize düşen ise deneme döneminde en az zararla öğrenebilmesini temenni etmektir. Ancak kendi çocuklarımızı büyütürken, kendi hayat tecrübemizden faydalanarak, bıkmadan usanmadan doğruyu, yanlışı. iyiyi, kötüyü göstererek. beden ve ruh sağlıklarını koruyarak, eğiterek kısaca tüm ihtiyaçlarını sağlayarak. Topluma kazandırdığımızda, zaten onlar kime güvenip güvenmeyeceğini bilirler. Bu konuyu geniş kapsamlı ele alacak olursak, kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir. Geçmişten günümüze yaşanmışlıkları, aldığı eğitim, bakış açısı, güven dendiğinde ne anladığı, ne algıladığı yani algıda seçicilikle karşılaşabiliriz. Kısaca her durum, herkese aynı düşmez. Size Hollandalı Cor ve Tini den bahsetmek istiyorum. Cor 30 yıldır aralıklarla Türkiye’ye gelir gider. Ankara’da annemlerin misafiri olur. evden biri gibi yer içer barınır. Bu senede buraya geldi. eşim ve ben Mersinin turistik yerlerini gezdirdik. evimizde bizden biri gibi kaldı. yine gelsin yine öyle davranırız. Yeğenimin düğünü için 10 günlüğüne hollanda’ya gittik geçtiğimiz hafta. O evimizde günlerce kalan Cor düğüne el gibi geldi ve gitti. Tini ise ablamın 30 yıllık iş arkadaşı. gözleri ablam gibi bakıyor. dost ve candan. evine götürmek istedi kısmet olmadı. bize baktıkça gözleri doluyor sevgiden. Şimdi ben 30 yıldır tanıdığım, evimi açtığım, emek ettiğim Cor’amı güveneyim. Hayatımda ilk defa gördüğüm Tini’ye mi? Din, dil, ırk, yabancı ya da Türk. erkek ya da kadın, Allah bizi maneviyatı tok kişilerle karşılaştırsın. Güven orada çünkü.

Cevap: Evet, çünkü ben kendimden pay biçiyorum ergenlik cağımdan ta ki evlilik hayatımda içinde, insanlar beni kullanıp tekmeyi vurunca aklim başına geldi böyle böyle insana güvenmemeyi kendim öğrendim ama ki çocuklarıma bunu öğretmeye çalışacağım

Cevap: insanlara yaklaşırken samimi bir yürekle, fakat yaşadığımız toplumda mazlumların olabileceği gibi, zalimlerinde olabileceği bilinci ile ihtiyatlı yaklaşım sergileyerek, aldığımız nefesin tadına vararak yaşamak kalabalıklar içinde gülümseyen yüzümüzle etrafımıza neşe saçabilmek insanlık adına yapılan bilen en güzel davranış olacaktır. Bir insana diğer insana güvenmemeyi öğretmek o insana yapılabilecek en büyük kötülüktür. Yaşadığımız dünyada kötülerinde olabileceği ve kötülüklerle nasıl savaşılabileceği ihtiyatlı bir yaklaşımla kötülüklerin bile iyilikle, sevgiyle yok edilebileceği anlatılmalıdır. Tek bir birey bile sevgi ile dünyadaki kötülükleri yok edebilecek güce sahip olabilir yeter ki yüreğindeki sevginin ve güzelliklerin gücü insanlığa ulaşabilsin.

Cevap: İnsanlara güvenmemeyi öğretmek iyi bir şey değildir ama herkese söylenenleri hiç sorgulamadan güvenmeyi öğretmekte iyi bir şey değildir. Bence insanlara yaklaşımımızda önyargısız, söylenenleri ve yapılanları sorgulayarak, gözlemleyen bilincimiz açık bir şekilde ilişki kurmalıyız. Başka bir insana yapabileceğimiz en güzel iyilik onun kendisini gerçekleştirebilmesine katkı sağlamak olur, o zaman insanlara ve olaylara daha tarafsız ve gözlemleyen bilinci ile yaklaşmasına katkı sağlamış oluruz.

Cevap: İnsanlara körü körüne inanmak ve güvenmek bana şu atasözünü anımsatıyor iyi niyet cehennemin taşlarını döşermiş, günümüz koşullarında insanların deneyimsizliklerini kendi çıkarına kullanmaya çalışanların sayısı hiçte az değil, bu durumu göz önünde bulunduracak olursak insanları iyi niyet ve samimiyete davet ederken bütünüyle savunmasız bırakmak yanlışına düşmemek gerekir, çünkü iyi niyetle tavsiyelerimize uyan kişi bu nedenle zarara uğrarsa vicdan azabımız büyük olur!

Cevap: Benim bir hocamın şöyle bir sözü var "İnsanlara hüsnü zanla (olumlu bakın) ama denemeden itimat etmeyin.

Cevap: Önceki yıllarda bu soruya belki cevabım hayır olabilirdi. Ama, çevrem genişledikçe sorunuzun cevabına kesinlikle evet diyorum, çünkü her insanın içinde bir öcü var. Ve kendi çıkarına ters gelen bir durumda, öcüsünü devreye sokarak öcünü alıyor. Güven insanın kendisine öğretilme ki, her şartta kendini savunabilme imkanı bulsun.

Cevap: hayır değildir çünkü bir insanın bunu kendisi öğrenmesi gerekir buna müdahale etmek o kişinin hayatında devamlı dıştan gelecek tavsiyelere alışmasına neden olabilir ayrıca bir öğüt ile bir yaşam tecrübesini karşılaştırmak mümkün değildir. ancak güvenmemeyi öğretmek yerine ona direk müdahaleden çok uzaktan bir tavsiye verebiliriz çünkü öğretmek biraz ağır bir kelime bu durum için sadece yön gösterebiliriz bence bir kişinin hayatına direkt olarak müdahalede bulunmak o kişiye bir hakarettir

Cevap: Bir insana diğer insanlara güvenmemeyi öğretmenin bir iyilik olduğunu düşünmüyorum, bu durum arı soktu diye bal yememektir, diğer deyişle ön yargıdır. Aynı arının bal üretmek için gün içinde kullandığı çiçeğin her biri başka başka, doğal olarak arının iğnesinin acısı da ona göre değişecektir. İnsanlarda da öyle, bugün birinden darbe alırız, o kızgınlıkla aynı şeyi ya başkasına uygularız ya da kendi psikojimizi huzursuz ederiz ya da bunun sonucu olarak davranış değiştirmeye yoluna gideriz, birçok şey değişebilir davranışsal açıdan. Asıl yanlış olan bunu öğretmek değil insanlara tam anlamıyla kendini teslim etmek, güvenmek, güvendiğin, kendisinden iyilik beklediğin kişiden karşılık beklemek. Zamanında yaptığımız bir iyiliği aynı kişiden beklemek biraz kendini kandırma gibi geliyor bana. Bir kişi yıllar sonra bile davranışları yönünde aynı kişi midir? Kişinin davranış nedenleri yıllarca aynı mıdır? Kişinin o anki davranışlarını etkileyen kişinin statüsü, sosyo-ekonomik durumu, içinde bulunduğu ortamın gerginliği ya da havası,psikolojisi... vb. gibi şeyler olabilir mi? Hem biraz da dini açıdan düşünsek; hadis-i şerifte buyuruluyor yaptığın iyiliği Allah rızası için yap, yaptığın iyilik sana bir başkası tarafından dönebilir.

Cevap: evet iyiliktir çünkü özgüvenini kazanır ayakları üzerinde durmayı başarır

Cevap: Hayrettin Hoca’nın davranışı bence çok çocuksaldı. Bir şeye ihtiyaç olunması o şeyi mutlaka elde edileceği anlamına gelmemeli. Birisi bir ricada bulunursa, diğer insanin da bunu reddetme hakki olduğunu düşünmek lazım, en azından karşı tarafa bu hakki vermek lazım. Yardim etmek veya etmemek gönüllü olmadır. Diğer taraftan Anadolu insaninin söylendiği kadar cömert olduğunu zannetmiyorum. Görünürdeki cömertli fakirlikle ilişkilidir. Bu tavrı da her fakir olan ülkelerde görmek mümkündür. Biraz parası olanlarda davranışları da değişiyor.

Cevap: Çünkü yeni dünya düzeni, insanlara güvensizliği empoze ediyor. İnsanların manevi değerlerini erozyona uğratıyor. Kendi menfaatleri için insanları maniple ediyor, yanlışı süsleyip doğru budur deyip, her türlü düşünce karışıklığı ile, insanları kendi istediği kalıba sokuyor, toplumları yozlaştırıyor. Parçalanmayı demokrasi, zenginleşme refah düzeyinin yükselmesi, daha iyi yaşam koşulları olarak sunuyor. Oysa insanlar maddi manevi tüm değerlerini yitirmiş bencil, kurnaz, acımasız, haysiyetsiz, şerefsiz, ahlaksız, insanlıktan çıkmış bir mahluka dönüşüyor.

Cevap: Bir insana diğer insanlara güvenmemeyi öğretmek, o insana gerçekten bir iyilik yapmaktır. Çünkü, güven duygusu beraberinde beklentileri oluşturur. Bir arkadaşımıza ne kadar çok güveniyorsak ondan beklentimiz de o kadar fazla olur. İnsan ilişkilerinde bunun çok normal bir şey olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki,anneme ve babama beni özel bir üniversitede okutacağı konusunda güveniyorum ve okul harcımı ödemelerini bekliyorum. Ya da, kızıma/oğluma çok güveniyorum ilerde hastalanırsam bana bakacağından şüphem yok diye düşünen insanların karşılıklı güven duyguları bir beklenti yaratmaktadır. Güven duygusu ne kerte büyük olursa karşı taraftan beklentiler de o kadar fazla olur. Güven beklentiye dönüşüyor. Eğer beklentiler gerçekleşmezse bu sefer yerini hayal kırıklığına bırakıyor. Martıların yılanları nasıl avladıklarına dair bir yazı okumuştum. Toprakta gezinen yılanı gagasıyla tutan martı var gücüyle yükselir, yükselir ve varabildiği en yüksek noktadan gagasındaki yılanı yere bırakır. Gittikçe daha da hızlanarak yere düşen yılan sonunda yere çakıldığında, artık iflah olmaz bir durumdadır. İşte beklentilerimizde bizi martının gagasındaki yılana benzetiyor. Ne kadar fazla beklenti içinde olursak hayal kırıklığımız o kadar sert, acılı ve derin olur. Güven beklentiye, beklentilerde hayal kırıklığına dönüşebilir. Ayakta durmak insanı insan yapan temel öğelerden biridir. (Bunu fiziksel olarak iki ayağımızın üstünde durmak olarak söylemiyorum.) Ama bu hayatta bazen yere kapaklanmakta var. Eğer daha sağlam durmak istiyorsak ve karşılaştığımız onca güç durumdan en az hasarla çıkmak istiyorsak başkalarına çok fazla güvenmemeyi öğrenmeliyiz. Bir insana diğer insanlara güvenmemeyi öğretmek, o insana gerçekten bir iyilik yapmaktır. Kendi başına ayakları üzerinde durmayı öğrenmesini sağlamaktır. Beni güven dağının doruğuna çıkarıp da arkamdan eliyle iten sevgili 'dostum'a bana bu satırları yazdırdığı için teşekkür ederim.

Cevap: Bir insana diğer insanlara güvenmemeyi öğretmek, o insana gerçekten bir iyilik yapmak mıdır? Niçin? Bence iyilik değildir, hatta kötülüktür. Ben daima güvenmeyi tercih eden bir insanım. Bence Hayrettin Bey o dönem yeterince sorumluluk duygusu gelişmemiş olabilir, veya arkasında duran yaslanabilecek bir otorite daima varmış rahatlığıyla yaşamış olabilir, arkadaşlarının isteği üzere orada değilmiş kendi isteği üzere orada imiş ve her koşula hazırlıklı olmak zorunda olmalı arkadaşların ‘hayır’ cevabına bu kadar büyük tepki vermemeliydi ‘hayır’ cevabın arkasında ne olduğunu da düşünmeli, birinden yardım isterken bile insan karşısında olan insanı da düşünmeli-onun bana yardım etmesi ona bir şey kaybettirir mi. Kaybettirmezse ben olsam sadece arkadaşımı iyi tanımadığımı düşünürdüm. Aslında bence Hayrettin beyin büyük hayal kırıklığı – değerleri ‘mış gibi’ yaşayan insanla ve gerçek değerleri olan insanın ayırt edememesinden kaynaklanıyor. ‘Sevdiğimiz, takdir ettiğimiz Anadolu Kültürümüz ’ Anadolu kültürümüzün gerçekten takdir edilecek değerleri vardır, örneğin ‘tanrı misafiri’, ama unutmayalım Anadolu Kültürü bir korku kültürüdür, bu kültürde yönetenler var yönetilenler var, mecbur edenler var mecbur olanlar var bu kültürde insanlar tek bir kümedir kimse istediğini kafasına estiği gibi yapamaz ve bu kültürün kanunları daha çok bu kültürün olduğu coğrafyada geçerlidir. Eğitilmiş insanların davranışları neden sürmüyor – Bence bu eğitimli olup olmamayla alakalı bir şey olduğunu zannetmiyorum, eğitimli insanlar haklarının farkında olanlardır daha özgür ve bireysel davranabilirler, ama burada değerler söz konusu, birey olarak değerlerin vardır veya ‘yoktur’ demiyorum çok zayıftır diyorum, yardım etmeyen arkadaşların davranışları Anadolu’da yaptıkları davranışlar korku kültürün davranışlarıdır, kendisine ve çevresine saygısı olan insanın değil, anadoluda yardımseverliğin arkasında ayıplanma korkusu olan insanın davranışlarıdır, ama ingilterede tamamen bireysel hayat yaşamaktalar ‘korku kültürün çemberin’ dışındalar ve batılının yaşam tarzını benimsemişlerdir. Korku kültürün dışında kalan Anadolu insanın bencil olabilme ihtimali de var olmama ihtimali de var (her Anadolu insanı söz konusu arkadaşların davranışında bulunacak diye bir kural yok) Maalesef eşitsizlik var olan bir cemaatin içinde dayatmayla değerler oluşmadığının kanıtıdır bu bence. Ne kadar ‘Kalıplar aynı ise kalpler de aynıdır.’denilse de bence bu doğru değil. Burada şahısların Anadoluda yaşadığı dönemlerde Anadolu kültürünün değerlerini ne kadar benimsediğine, ne kadar özümsediğine bağlı. Değerleri ‘mış gibi’ yaşamış olanlar böyle davranırlar ve tabii ki her insanın ruhsal gelişim öyküsü ve hızı farklı olduğunu da unutmayalım. Hayrettin beyin ‘Neden bana yardım etmediler?’ sorusunun üzerinde bu gün bile durmaması çok şaşırtıcı. Biz kendimizi bilmezsek başkalarını nasıl tanıyacağız?

Cevap: Bence bir insana diğer insanlara güvenmemesini öğretmenin altında şu mana varsa iyilik yapmış olabiliriz; kişinin karşısındakine güvenmemesi için başına gelen şey nedir; neden dolayı böyle bir durum ortaya çıkmıştır, işte buna göre kişi, yaşadığını baz alıp başkalarına güvenmeme durumunu yaşayabilir. Burada da aslında güven dozunu iyi ayarlayabilmek gerekir. Çünkü kişi karşısındaki herkese tamamen güvensiz kalırsa bu sefer de kendisinde psikolojik olarak sorunlar yaşamaya başlayabilir. Bence her şeyi dozunda yapmak hem kendimiz hem de sevdiklerimiz için en iyisi.

Cevap: bence iyilik değil kötülüktür. Çünkü, zaten çocukluğumuzdan itibaren gerek ailemiz gerekse çevre tarafından bu konuda sürekli olumsuz uyarımlar alıyoruz ve kendimizi sürekli tehlike altında hissediyoruz. Bu bizi hem korkak hem de anti-sosyal insanlar haline getiriyor.

Cevap: TDK Türkçe Sözlüğe göre güven; "Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, itimattır." Yani TDK'ya göre güvenmek, algılamalara dayalı bir takım olumsuz duygular olmadan bağlanma duygusuyla oluşturulan bir inanmadır. Güvenmek, algılara dayalı olmamalıdır, çünkü güvenmek bir üretimdir. Aynen sevgi gibi, acaba annelerimiz bizi severken, algılarına göre mi seviyorlar ya da koşullu mu seviyorlar? Eminim ki çoğumuzun da katıldığı gibi anne sevgisi koşulsuz bir sevgidir ve koşulsuz bir sevgi, üretimsel bir sevgidir. Aynı şekilde annenin güven duygusu da öyledir, yavrusuna algılarına göre değil de, sadece kendi yavrusu, değer verdiği birey olduğu için güven duyar. Kısacası, kendimizi kendi değerlerimizle, kendi ürettiklerimizle ve yaşama olan saygımızla var ederiz. Algılarımıza dayalı bir güvenmek duygusu bizi var eder mi? Bence, güvenmek, başka bir duygunun varlığıyla ya da yokluğuyla ilgili olduğu sürece sadece bir kere yaşayabildiğimiz bu bir saniyeyi algılarımıza hapsetmektir. Peki, güvenmemeyi öğretmek iyilik midir? Burada, Erich Fromm, Sevgi Sanatı kitabından(Sf.107) alıntı yapmak istiyorum; ".. Günümüzde kişinin mutluluğu -eğlenmek-ten oluşmaktadır. Eğlenmenin ardındaysa -alma-nın, tüketiyor olmasının doyumu vardır. Yiyecekler, içecekler, kişiler, sigara vs. Bunların herbiri yenilecek yutulacak şeylerdir. Evren açlığımızı giderecek koca bir nesnedir. Bir bir elma, büyük bir şişe, büyük bir memedir. Emeriz; durmaksızın bir şeyler bekler ve umarız. Durmadan da düş kırıklığına uğrarız..." Aynen güven duygusunu beklediğimiz ve umduğumuz gibi.. Güvenmemeyi öğrendiğimiz zaman da algılarımızla (TDK'ya göre korku çekinme ve kuşku duygularıyla) üretimsiz bir yaşam yaşarız. Birey, yaşamında güvenmek kavramını tüketilecek bir nesne gibi beklediği ölçüde tüketmenin hazzından dolayı iyilik olduğunu düşünecektir ama kendi yaşamına yaptığı kendisi için iyilik midir?!, bunun üzerinde daha çok düşünmek gerekir.

Cevap: sanırım iyilik yapmak değil ama etrafımızdaki insanları iyice tanıyıp insanların kötülük yapmaktaki sınır tanımamazlıklarını görünce ister istemez yakınlarımıza en çok da evlatlarımıza insanlara güvenmemeyi öğretmek zorunda kalıyoruz

Cevap: ben 14 yaşındayım. bu sorunuzu kendi üslubumla cevaplamak isterim. Bence bir insana diğer insanlara güvenmemeyi öğretmek doğru bir davranış değildir. karşımızdaki insanın yapısını tanımadan ona böyle tavsiyeler vermeyi yanlış buluyorum. güvenmemeyi öğretmekten ziyade daha dikkatli olmasını ve insanları daha iyi tanımasını önerebiliriz.

Cevap: Keşke her şey insanların içindeki güzel ama, saklı duygular gibi saf olsa idi. keşke herkes anlattığı ama, hiç yaşatmadığı kadar doğru olsa idi. Kapı kapı, kalp kalp gezip sorsanız hiç kimse ben yalanım demiyor. Herkes akıl veriyor ama, kimse akıl almıyor. Herkes dürüst, herkes iyi, herkes masum. Peki herkes neden dolandırılıyor? neden aldatılıyor? neden öldürülüyor? neden neden neden. Herkes güvenilirse bunları kim yapıyor? başka dünyadan başka varlıklar mı? Bırakın yabancıyı, annenin evladına, evladın ana baba ya saldırdığı bir alemde yaşıyoruz, kim kime nasıl güven versin? Herkes her türlü kötülükleri öğrensin, ama hiç kimse kimseye kötülük etmesin.

Cevap: iyilik yapmak değildir. çünkü; diğer insanlara güvenmemeyi aşılayan kişi kendine güvenmiyordur. kendine güvenmeden başkasına güvenmek ne kadar doğru olursa

Cevap: ben 2. bebeğini çok kısa zamanda bekleyen bir anneyim ve çocuklarım büyüdüklerinde yoldaki her şahsa güvenmemeleri gerektiğini söylemek zorunda hissediyorum kendimi. Öbür taraftan güvensiz bir dünyada yaşamanın insan için ne kadar sancılı olduğunu bizzat yaşamış biriyim. Kendini güvende hissetmeyen çocukların ileride ne kadar özgüvenden yoksun olduklarını ve başkalarına güvende zorlandıklarını deneyimlerinden dolayı biliyorum. Güvensizliği öğretmek bir iyilik olamaz çünkü öncelikle herkesin o güven konforuna ihtiyacı var yani kendini güvende hissetmeye. İkincisi eğer insanlara güvenmezsek arkadaşlıklar/dostluklar nasıl kurulacak? Bunlar insan olmanın temel taşlarından. Bireyi yalnız/güvensiz biri yapmak istiyorsanız tabi ki de güvensizliği çocukluktan içine aşılamalısınız.

Cevap: insanlara güvenmemeyi öğretmek o insana yapılabilecek en büyük kötülükler arasındadır. Bunun yerine insanlarla nasıl güvenli (kendini başkalarından gelebilecek zararlara karşı koruyabilme) iletişime geçebileceği konusunda eğitebilsek gerçekten iyilik yapmış oluruz.

Cevap: Küresel değişimle beraber insanlar yalnızlaştı mutsuzlaştı. mutsuz insanlar anormali normalmiş gibi görmeye başladı. bu değiştirmediğimiz yanlışlaştıran ve mutsuzlaştıran değişimde bir iyilik sanırım insana güvenmemeyi öğretmek.

Cevap: hayır onun hep bir şeylerden şüphe etmesine ve rahat bir şekilde yaşayamamasına neden oluruz.

Cevap: hayır. ona yalnız kalmak için neler yapılması gerektiğini öğretmiş oluruz. rahat yaşamamanın sırrını açıklamış oluruz.

Cevap: Güven duygusu çok güzel. İnsanları değiştiremiyorsunuz. Kendime güvendiğim sürece sorun yok. Karşılık beklemeden güvenmek lazım. Anlayan anlıyor. Size yardım ediyor zaten. Yardım etmeyeni de suçlamadığımda stres yapmıyorum. Galiba çok uzattım. İnsanlara güvenmemeyi öğretmek iyi bir şey değil.

Cevap: evet ama her zaman değil sorgulayıcı olmak lazım

Cevap: Hayır, değildir. Çünkü insan hayatının birbirine bağlı çeşitli halkaları (temel noktaları) vardır. Bu halkalardan birini de güven oluşturmakta. Toplumsal varlıklar olarak iletişim kurmaya ihtiyacımız var; iletişim güven duymaya başladığımız noktada daha sağlıklı kurulabiliyor. Zincirin bir halkasının kırık olması demek, zinciri zincir olarak değerlendirmemizi zorlaştıracaktır, yani hayatın bütünlüğü zarar görecektir. Dolayısıyla kişiye güvensizliği aşılarken iyilik değil kötülük yapmış olacağız.

Cevap: Tamamen güvenmeden yaşamak olanaksız. Ama tamamen gözleriniz kapalı güvenirseniz de zararlı çıkan siz olursunuz. İşte bundan dolayı işin ortasını bulmak lazım. Kime güvenip kime güvenmeyeceğini iyi tespit etmek lazım. Şu da bir gerçek: bize anne babalarımız güvenmemeyi öğretti. Onları bu davranışa iten neden belki gerçekten güven duygularının sarsılmış olması ama aynı zamanda aileden, toplumdan gelen bir kültür olduğunu düşünüyorum. Bu güvensizlik duygusu aşılandıktan sonra artık insanların ne söyledikleri ne yaptıklarıyla değil "niyet"leriyle ilgileniyoruz. Böylece kendi güvensizlik duygumuzu zorla haklı çıkartıyoruz. Bu da zamanla insanları sevmeme,onların hep kötü niyetli olduğunu düşünmemize yol açıyor. Bizse her zaman "sütten çıkma ak kaşık" misali iyi niyetli oluyoruz! Bence sorunun temelinde örtülü iletişim yatıyor. İnsanların düşüncelerini, duygularını ifade etmemesi dolaylı yoldan anlatması üstelik "o kadar ima ettim, bunu niye anlamadı?" diye bir de karşı tarafa kızması. Bu kadar olay olup biterken kimsenin o kızgınlığa sebebiyet veren konuyla doğrudan tek laf etmiş olmaması. Güven duygusunun temelinde de sağlıklı iletişim olduğunu düşünüyorum.

Cevap: Bugünün şartlarında iyilik yapmak sayılır. Güven duyabileceğimiz insan sayısı o kadar azaldı ki.Güven duyduğum insanlardan güvenimi yıkan o kadar çok şey gördüm ki tedbirli olmak her zaman iyidir.

Cevap: güven önce kendine güvenerek başlar. kendine güvenen diğerlerine de güvenmeyi öğrenir. diğerlerine güvenmeden yaşamak kuşkucu ve zamanla paranoyak olmaya hatta depresyona açık hale gelmeye vesiledir. bu öğretide asıl öğrenmesi gereken öğreticinin yanlış yaklaşımını düzeltmesidir. asıl iyilik o zaman yapılmış olacaktır. çünkü daha başka kişilere güvensizlik aşılayabilir.

Cevap: Bu bir iyilik değildir. Bir insan diğer insanlara güvenip güvenmemeyi yaşayarak kendi öğrenmek zorundadır. Yoksa daha büyük yanlışlara düşebilir. Hangi insan hayatında yanlış bir insana güvenmemiştir ki? Ama her insana yeterince değer verip hemen güvenmemeyi güvendiğimiz insanlardan aldığımız darbelerden sonra öğrenmedik mi? Bize kimse güvenmemeyi öğretemedi. Dilimiz yandıktan sonra anladık. Ve her insan da bunu kendi yaşayıp anlamak öğrenmek zorundadır.

Cevap: Güven zaman ve deneyimle oluşur ya da oluşmaz. bir arkadaşınızın öngörüsüyle degıl. bu bir öğreti değildir. üst üste hayal kırıklığına uğradığımızda bir daha kimseye guvenmeyecegım desek de yaşanmışlığın üzerinden zaman geçince insan aynı kişiye bile güvenebilir. İnsan yalnız yasayamaz bu yüzden de hata payını, her yeni insan yada duruma göre yeniden şekillendirir. iyilik de kötülük de olmuş olsa da insan daima kendi yap gör çıkmazına girer. Bu da değiştirilmez bir insanlık halidir. Birinin onamadığı durum ya da kişi, bize mantıklı yada kabul edilebilir gelebilir. İnsan sınırlandırılmaktan hoşlanmaz. siz istediğinizi düşünün dedim ya hata insanlığın hakkıdır.

Cevap: bence bir insanın bir başka insana güvenmemesi için en az bir insana güvenme ihtiyacı vardır. Bunun için de dürüstlük ve haklılık kavramlarının özümsenmesi gerektiğine inanıyorum. Dürüstlük ve haklılık kavramlarının özümsenme ve uygulanma ölçüsüne göre de güven duyma veya güven duymama seçiminin birey tarafından bir tür doğal ve içgüdüsel seçim refleksi halini almasını umarım. Sağlıklı bir güvenmeme koşulunun, sağlıklı bir güvenmeye bağlı olduğunu düşünüyorum.

Cevap: tabi ki doğru değil. ön yargıyı yıkmak bir atomu parçalamaktan daha zordur ki atom daha parçalanamamıştır. bir bireyin sevmediği kişiyi diğer kişinin de sevmemesini beklemek aptallıktır. herkes hayatı kendisi yaşamalı ve öğrenmeli.birilerinin bizi uyarması ile yaşam öğrenilmez. Belki de güvenimizin sarsılması bazen de hayatta kendimizi daha kuvvetli görmemizi sağlayacaktır.

Cevap: bence güvenmemeyi öğretmek çok da güzel bir şey değildir ama zamanın şartlarına göre insanlara güvenmek gerçekten çok ama çok zorlaştı. artık benim kendim de aşamadığım sorun haline geldi insanlara bir türlü güvenemiyorum bu sorunumu nasıl çözeceğimi de bilmiyorum...

Cevap: İnsanlara güvensizliği öğretmek bence doğru değil. insanlar güvensiz yaşayamazlar. Aşırı güven de doğru değil elbette o da bizi tehlikeye açık duruma getiriyor. Bence güveni sayı doğrusuna benzetirsek biriyle tanıştığımızda ona sıfır puan vermeliyiz, onlar davranışlarıyla artı ya da eksi puan almalı. Biz de onların davranışlarına bakarak onlara ne kadar güvenebileceğimizi belirleyebiliriz. Bence Türkiye'de eğitilmiş diyebileceğimiz insan sayısı çok az. Okullarda sadece öğretim verildiğinden sokaktaki insanla okuldaki insan arasında çok da fark olmuyor. insanlar gözlemleyerek kendi kendini eğitmeye çalışıyor. Artık anneler organ mafyasından korktukları için çocuklarını sokaklara çıkarmıyor. Tanımadığımız kimseye kapımızı açamıyoruz. O duruma geldik ki artık yaşlı bir teyzenin bize uzattığı parfümü bile koklamaya korkuyoruz. Devletten korkup fikirlerimizi açıklayamıyoruz. Dostumuza kefil olmuyoruz. Bizi gözlemleyen çocuklarımız da üniversiteler bile bitirse güven duymayı öğrenemiyor. Sanırım dünya geçmişte bu kadar kötü değildi herkes birbirini tanıyor güveniyordu. Belki de kötüydü ama iletişim bu kadar güçlü olmadığından insanlar duymuyor bilmiyordu ve yine güveniyordu. Belki de açgözlü değillerdi günümüz insanına göre, toprak onlara yetiyordu. Anadolu kültüründe kapınıza gelen tanımadığınız birini ''Tanrı misafiri'' diyerek evinize alabilirmişsiniz. Bugün buna kim cesaret edebilir?

Cevap: İyilik değildir. Çünkü, güven ortamında birey daha özgür olur. Güvenmemeyi öğretirsek, kişinin gerçek bir manevi yaşam dünyası kurmasına da engel oluruz. Sonuç olarak "Bilinçsizce bir sevgi, bilinçli bir nefretten daha zarar verici olabilir" diyorum.

(08.11.2009)

©2005 Doğan Cüceloğlu - Her Hakkı Saklıdır. Şu an 12 kişi online, toplam 950500 kişi ziyaret etti künye