İnsan İlişkilerinde Güven (2) | Doğan Cüceloğlu

İnsan İlişkilerinde Güven (2)

Doğan Cüceloğlu

Güvenin yüksek ve düşük olduğu toplumlardan ilişki manzaralarına devam etmek istiyorum.Komşuluk İlişkileri

Birbirine güvenmeyen insanların apartman komşulukları gergin ve uzak olur. İnsanlar birbirlerini mümkün olduğu kadar görmeme, görse de konuşmama yolunu tercih ederler. Sürekli birbirlerinden şüphe ederler. Apartman toplantılarında karşılıklı saygı içinde kararlar alma yerine, sürekli birbirleriyle sürtüşme ve birbirlerine kızarak öfkenin hakim olduğu toplantılar yaparlar. Birbirleriyle konuşanlar ve konuşmayanlar olmak üzere komşular öbeklenir ve biri diğeri hakkında dedikodu yapmaktan hiç çekinmez.

Güvenen toplumdaki komşuluk ilişkileri sınırlar ve sorumluluk bilinci içinde olur. Ne çok içiçe girmişlik, yüz göz olmuşluk vardır, ne de kopukluk. İnsanlar birbirlerinin yüzlerine söylemediklerini arkalarından söylemezler; biri söylemeye kalksa da diğeri ona söyletmez, oradan uzaklaşır. Birbirlerini gördükleri yerde selamlaşırlar, gerekli durumlarda yardımlaşırlar, aynı apartmanda yaşıyorlarsa yasa ve kurallara uyarak birbirleriyle ilişkilerini düzenlerler ve işleri tıkır tıkır yürütürler. Arasıra güvensiz davranışlarda bulunanlar olsa da, insanlar bunu tüm komşulara yayarak herkese güvensiz davranmamaya özen gösterirler.

Çocuğun Oyun Arkadaşları

Güveni düşük olan toplumda anababalar çocuğun kiminle oynadığı konusunda çok duyarlıdırlar. Sık sık, "o pis sokak çocuklarıyla oynama," türünden sözler çocuklara söylenir. Anababalar kendi çocuklarının tanıdık bildik ailelerin çocuklarıyla oynamalarına önem verir. Tanımadıkları ailelerin çocuklarının kendi çocuklarının ahlakını bozacaklarını düşünürler. Yalnız diğer çocuklara değil, kendi çocuklarına da güvenmezler; o nedenle çocuğu ve oyun ortamını sürekli denetlemek isterler.

Böyle denetleyici ve koruyucu bir ortamdan nasıl bir insan yetişir? Aynı anası ve babası gibi kendine güveni olmayan, yaşamı olduğu gibi kabul edemeyen, yaşamı sürekli olması gerektiği yöne itmeye çalışan ve bunu beceremedikleri için de sürekli kaygılı, kuşkulu ve aciz insanlar.

Annelerin çocuklarına sürekli, "koşma, düşersin!" dediği bir ülkenin çocuklarıyız.

Güveni yüksek olan toplumda anababalar çocuğun kiminle oynadığı konusunda pek kaygı duymazlar. Çocuğun o toplumda her kesimden karşılaşması ve etkileşim kurmasına özen gösterirler ve bu nedenle çocukları değişik sosyal, kültürel, etnik gruplarla karşılaşmasını ve etkileşim kurmasını sağlarlar Yalnız kendi çocuklarına güvenmekle kalmaz, genel olarak insanlara ve yaşama güvendikleri için, çocuğun oyun ortamını sürekli denetlemek ve onu korumak istemezler; çocuğun yaşamla sürekli etkileşim içinde olmasına özen gösterirler.

Böyle özgürlükçü ve teşvik edici bir ortamda nasıl bir insan yetişir? Aynı anası ve babası gibi kendine güveni olan, yaşamın şimdiki gerçeğini gören, o gerçeğin üstüne inşa eden, yaşamı olması gerektiği yöne ne zaman, nasıl, ne kadar iteceğini bilen ve bunu yaparken kaygısız, huzurlu, sakin ve mutlu olan insanlar. Bu insanlar kendilerini aciz değil, güçlü hissederler.

Komplo Teorileri Üretmek

Güveni düşük toplumda yaşayanlar olayların arkasında söylenmeyen, ilk bakışta görünmeyen bir neden düşünmeye alışıktırlar. Birisi selam vermişse çıkarı, vermemişse sakladığı bir şey vardır.

İlişkiler iki düzeyde işler: (1) Görünen ve herkesin inanıyormuş gibi yaptığı -aslında ancak salakların ve safların inandığı- niyetler, sözler ve davranışlar; (2) ancak akıllıların ve bilmişlerin bildiği, gerçek niyetlerin saklı olduğu, gizli iç dünya.

O nedenle bir kadın ve erkek televole programları yapanlara yakalandığı zaman, "biz arkadaşız, aramızda özel bir ilişki yok," derlerse, hepimiz biliriz ki, mutlaka yalan söylüyorlar ve gerçeği bizden saklıyorlar.

Avrupa Birliği için bir yabancı, "polisleriniz sorgulamada işkence yapıyor; Avrupa Birliğine girebilmeniz için bunun değişmesi gerekir!" diyorsa, gazetecilerimiz ve düşünürlerimiz hemen biliyor ki, bizi Avrupa Birliği'ne almamak için bahane uyduruyorlar.

Tabii bu satırların okuru da biliyor ki ben satılmış, kanı bozuk bir Türk'üm ve o nedenle şu güzel toplumun her yönüyle ilgili kabahat bulmak üzere bilmem hangi Türk düşmanları tarafından görevlendirilmiş durumdayım.

Dört hafta önce, İstanbul'da bir ilçenin kaymakamı ve milli eğitim müdürü, ilçedeki okul yöneticilerine konuşma yapmamı istediler. Konuşma yapacağım binada kitap standı açıp açmayacaklarını sordum. Milli eğitim müdürü, binanın dışında bir yerde stand açılmasına izin verebileceğini, aksi halde bu kitapların satışından kendisinin çıkarı olacağı düşünüleceği için, bina içinde kitap standı açılmasına izin veremeyeceğini söyledi. Öyle anlaşılıyor ki, eğitimciler müdürlerinin hırsız olduğuna inanmaya hazırdılar.

Kendi aralarında bu denli güven yoksunu olan eğitimcilerin öğrencilerinde güven oluşturabileceklerine inanıyor musunuz?

Güveni yüksek toplumda yaşayanlar olayların arkasında söylenmeyen, ilk bakışta görünmeyen bir neden aramazlar. Birisi selam verdiyse onun selamını selam olarak alırlar; selam vermemişse, "herhalde beni görmedi," diye düşünürler. Komşuluk ilişkilerinde, iş yerinde bütün ilişkiler düzeyde görünen niyetler, sözler ve davranışlar, öylece gerçek niyet, söz ve davranışlar olarak kabul edilir; aksi ortaya çıkıncaya kadar. Yasalarında bu, suçu ispat edilinceye kadar kişinin suçsuz olduğu varsayımı şeklinde bir ilkeyle kendini ifade eder.

O nedenle böyle bir toplumda teleovele programları pek izlenmez; çünkü bir kadın ve erkek televole programları yapanlara yakalandığı zaman, "biz arkadaşız, aramızda özel bir ilişki yok," derlerse, herkes onu öyle anlar.

Avrupa Birliği için bir yabancı, "polisleriniz sorgulamada işkence yapıyor; Avrupa Birliğine girebilmeniz için bunun değişmesi gerekir!" diyorsa, güveni yüksek toplumda işkence konusunu deşmeye ve incelemeye başlarlar, bizi Avrupa Birliği'ne almamak için bahane uydurduğunu düşünmezler.

Güveni yüksek toplumun milli eğitim müdürü, ilçedeki okul yöneticilerine konuşma yapmamı istediği zaman, yılların emeği ile oluşmuş kitapların eğitimcilere ulaşması için özel gayret sarfeder.

Güveni düşük ve yüksek toplumları sorunların çözümünde izledikleri yol, birbirine saygılı olma davranışları, devlet vatandaş ilişkisi gibi daha birçok boyutlarda karşılaştırabiliriz. Yaptığımız bütün bu karşılaştırmalar, "nasıl oluyor," sorusuna yanıt verecek ama, "neden böyle oluyor," sorusuna yanıt vermeyecektir. "Neden böyle oluyor"u incelemeyi, ilerde yazacağım ve korku ve sevgi kültürünü karşılaştırdığım bir kitabın konusu yapmak istiyorum.

Doğan Cüceloğlu (01/07/2006)

Doğan Cüceloğlu Resmi Web Sitesi © 2005-2016
YASAL UYARI: Bu site 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayın yapmaktadır. Sitemizde yayınlanan her türlü içerik, ilgili sayfamıza link vermek koşulu ile yayınlanabilir. Aksi durumlarda yasal hakkımız saklıdır.