'sorgulayan Ve İnanan İnsan' Sorusu | Doğan Cüceloğlu

'sorgulayan Ve İnanan İnsan' Sorusu

Meczubane rumuzlu okurumuzdan gelen mesajla ilgili haftanın yazısına yönelik yorumlarınızı soran sorumuzun yanıtlarını yayınlıyoruz.

Soru: "Münazarat" başlıklı bu haftanın yazısını okuduktan sonra, aşağıdaki soruları öz olarak yanıtlamanızı rica ediyorum:Sorgulayan ve inanan insan farklı; bu iki farklı tutum sizce nasıl gelişiyor? Sorgulayan insanın yaşamı daha yalnız ve daha "huzursuz" olduğu halde, neden sorgulamakta ısrar ediyor?

Cevap: Bir şeyi sorgulamak gerçek bilgiyi arama yoludur. Sorgulayan insanın huzursuz olduğu doğru çünkü bu insan her şeyden şüphe edendir. Çevresindeki her şeye karşı bir sorgulama içerisindedir. İnanan insanın ruhsal durumu sorgulayan insana nazaran daha iyidir. fakat bir şeylere sorgusuz inanan insanın beyni her inandığı durumda törpülenmekte, köreltilmektedir. Peki ''huzursuz''olduğu halde neden insan sorgular. Çünkü böyle bir insan sorgulamadan duramaz. Zaten o inanan olamaz o sorgulayandır kendi kendini yenileyendir. Cevap: Sorgulayan insanın yaşamı huzursuz olduğu halde sorgulamaya devam ediyor çünkü. Bu soruya Bütün Dünya (Haziran 2006) dergisinde okuduğum Apple (Macintosh) bilgisayar firmasının sahibi Steve Jobs'un Stanford Üniversitesi mezunlarına yaptığı mezuniyet konuşmasında söylediği bir sözle cevap vermek istiyorum. Steve Jobs yürekten sevdiği işi yaparak kazandığı başarılara nasıl ulaştığını anlattıktan sonra konuşmasını şöyle bitiriyor. "Sizi aç kalmanız rahatsız etmiyorsa, aptal kalmanız da rahatsız etmeyecektir." Bence sorgulayan insan işte bu yüzden sorgulamaya devam ediyor. Bilgisiz kalmak, dogmaların size sunduğu sınırlı yaşam tarzını yaşamak yani başkalarının sizin için yazdığı hayatı yaşamak size o "sahte" huzuru sağlıyorsa siz "huzurlu" kalmaya devam edin. Hep o açlığı beyninizde hissederek...Cevap: İnanmıyor da ondan!Cevap: insan kendini tatmin etme gereğini duymakta. belli bir şeyleri kanıtlama çabasında olmasından doğarCevap: Her iki farklı tutum da bireyin aldığı eğitimler ve içinde bulunduğu toplum içinde gelişiyor, değişiklik gösteriyor. Sorgulayan insan, yalnız belki, ama sorguladıkça kafasındaki soru işaretleri azalıyor. gerçeğe yaklaştığını fark ediyor. En önemlisi bir bütün olarak yönlendirilmeden kendi olarak, düşünebilmenin, her şeye kendi karar verebilmenin, verdiği karara inanmanın,o yolda hayatini sürdürmenin güzelliğini yasıyor. baktığı pencere kendi penceresi ve o, orada özgür...Cevap: Ben yargınıza katılmıyorum. İnanan insanın inancını bilmediğiniz için körü körüne inandığı savı ile bu soruyu soruyorsunuz. Oysa inanan insan da sorgular ve o aslında yalnız olduğunu ama bu yalnızlık içinde yalnız olmadığını bilir. Onun huzuru Allahın ona verdiği güven duygusundan kaynaklanır. Huzursuz insanın huzursuzluğu inanmadığındandır. Bilimsel düşünce inanmamayı getirmez. Aksine bilimsel düşünüş,inancı güçlendirir. Tüm insan ilişkilerine bakıp ölümü sorgulayan her insan Allah'ı bulacaktır. Kur'anı okuyup gerçek inanca ulaşan bir insan güveni ve huzuru da bulur. Bu güven içindeki huzursuzluğu da giderir. Bu inanmayana biraz uzak gelir ve inananı anlamakta zorluk çeker. Ama neden yaşadığını ,nereden gelip nereye gideceğini , insanları ve hayatı inanan insan da sorgulamakta ve sorguladığı zaman cevapları Kur'an da bulmaktadır. Körü körüne inanma zaten tam bir iman da değildir. İmanın kalbe yerleşmesi, sorgulayıp o bilinçle iman gerçek inançtır. Bu inanca ulaşanları inanmayanlar sanki bir şeyhe bir kişiye körü körüne inandığı için bu insanların dediğini sorgulamadan kabul ettikleri için huzurlu olduklarını zannediyorlar. Oysa insanın gerçek huzurunu bir başkası gelip onun içine yerleştiremez. Gerçek inanmayıp şeyhe yok hocaya bağlı olup , imanı içine sindirmeyen zaten çevrenize bakın onlar daha şaşkın ve kötü duruma düşerler. İnanmadığı halde müslümanım diyen o kadar insan var ki.İnancın ne olduğunun farkında değil. Sadece şekil değil ki inanç. İnanç bir öz. Bu özü bulan zaten huzuru buluyor. Sizin yetişkin çocuklar kitabını okuyan birisi olarak ben de bu öğrencinin tespitine yakın bir tespit yapmış ve bu kitapta kişilerin şükür duygusuna sahip olmadığı için huzuru bulunmadığını düşünmüştüm.İnsanların çocuk kalması ve olgunla şamaması biraz da mükemmeliyetçi olması, gerçek şükür duygusuna sahip olmamalarından dolayıdır tespitini yapmıştım. İnanan insan, çalışır sorgular, kamil insan olmaya çalışır , ruhunu yükselt meye çalışır. Bunu yaparken olaylara inanç gözünden bakarak yaşananlarda başka bir mana bulur. İnanan insan boş bir insan değildir ki. Kamil insan değilse ve bu yolda yaşamıyorsa gerçek inanan da değildir. Bu sebeple inanç ile sorgulama kavramları birbirine zıt değil aynı kavramlardır. Kur'an da Allah okuyun, düşünün diyor. Şükredin diyor. Allaha güvenip dayanan inanan sadece her işini ona bırakmaz. Elinden geleni yapıp, sonrasında ona güvenir.Cevap: Bir mümin psikoloji biliminin dışında kalan bir kişimidir? Mümin olma özelliği kendi sınırlarını doğru çizemeyen ve bireysel sorumluluğuna sahip olamayan bir kişiyi kendisi ve diğer insanlarla olan ilişkilerinde doyumlu bir insan yapar mı? Benim anlayabildiğim kadarı doğru sınırları olmayan ve sorumluluğunu üstlenmeyen kişiler er geç kafalarını taşa vurmak zorunda kalıyorlar ve bunun sonucu acı çekiyorlar Bu durumu kader diye açıklamak o kişiyi acıdan kurtarsa bile başını sayısız kereler daha taşa vurmaktan kurtaramaz. Taa ki bunun bilincine varıp hareket tarzını değiştirene kadar. Öyleyse insana esas ağır yük yükleyen sorumluluğuna sahip çıkmamak ve sınırlarını doğru belirlememektir.Cevap: Zaman zaman karşılaştığım zorluklarda çözüm yolu ararken bana en yakın olan, en kolay yolu doğal olarak tercih ediyorum. Bazı zamanlarda karşılaştığım zorlukları akılcı bir yolca çözmek ya da akılcı bir zemin üzerine taşımak o kadar zor oluyor ki bunu bir inanç içinde tanımlamak daha kolay ve dediğiniz gibi daha huzur verici oluyor. ikinci sorduğunuz soru içinse sorgulamaya bir yandan devam ediyorum çünkü sürekli olarak acaba kaçırdığım bir şeyler var mı, her şey gerçekten olması gereken şekilde mi, bu yaptıklarımız doğru mu şüphesini içimizde soruyoruz. Bu nedenle belki geçici huzur basamakları bizi biraz dinlendiriyor ama yola devam ediyoruz.Cevap: İnanan bir insan olmanın sorgulayan bir insan olmayı engellediğini düşünmüyorum. Gerçekten inanıyorsanız, bu zaten varolma nedeninizi, hayatın akışını, bu akış içinde sizin amacınızı ve sorumluluklarınızı sürekli sorgulatıyor size; en azından bende öyle oluyor.. Sorgulayan insanın daha yalnız ve huzursuz olduğu gerçek, bazen pes edip "düşünme, katıl sürüye, yaşa gitsin" diyorum kendime ama başaramıyorum; o "huzursuz" yanınız huzur bulmuyor kalabalıklarda. Ama zaten diğer "huzursuzlarla" yolunuz mutlaka kesişiyor bir yerlerde, bu da sizi yüreklendiriyor..Cevap: Kişinin kendi ile çatışması var. Daha tam olarak kim olduğunu bilmiyor. Sorgulayarak huzuru bulurum diye bence sorguluyor. Kısacası sizden bir ışık bekliyor ama ifadesi yanlış bence çünkü çocuk, insan her toplumda aynıdır.Cevap: öncelikle psikoloji ilminin yaklaşımıyla, dini yaklaşımın farklı olduğu, birinin düşünmeye birinin inanmaya yönelik olduğu fikrine katılmadığımı söylemek istiyorum. açıklayayım. ben hem sorgulayan hem de inanan biriyim. aslında sorguladıkça inanmış biriyim daha doğru olur. soruyla ilgili olarak da şunları söylemek istiyorum.. sorgulanmadan gelen inanç inanç değildir.. hani siz "hayırı olmayanın eveti anlamsızdır." diyorsunuz ya bence bu bununla aynı şey.. sorgulamadan direkt inanmak, yani bence çiğnemeden yutmak, sadece hazımsızlık getirir huzur değil... bu dinden ziyade insanların derinlik kapasiteleriyle ilgili bir şey.. yani cesaretleriyle.. sorguladıkça inanmaktan vazgeçeceğini düşünenler, yani kendilerinden korkanlar düşünmeden inanır.. ve bu mış gibi bir inanmak olur.. sadece din için değil.. neye inanıyorsa.. tüm islam ülkelerinin yanlış anladığı şey budur.. bu yüzden geri kalmışlar.. ve gelişmeye direniyorlar.. din "allah var.. size de laf düşmez.. iş düşmez." demiyor.. insana sorumluluk verdiği için insanlara kitap gönderiliyor.. yoksa ne lüzum olsun.. kendimizden korkuyorsak psikolojiyi düşünmekte de kaçarız, dini de, matematiği de, müziği de vs.. dilerim bende dahil olmak üzere herkes gereğince düşünmeyi başarır Cevap: kuşkucu insanlar kendine ve çevresindekilere güveni olmayan insanlar sorgular bu ne kendisini ne de etrafını mutlu eder aksine mutsuz eder hayatından zevk almaz her şeyde kusur arar bel ki de yaratılış meselesidir diye de düşünmeden edemiyorum alem farklı insanlarla dolu yine de tatlı bakmak lazımCevap: İlk soruya cevabım. Birinci karakter insanların olaylar üzerinde etkileri ve olayların başlangıcı yani neden sonuç ilişkisini inceler. İkinci karakter yani inanan insan ise olayların yaşanmak zorunda olduğunu ve kaderci bir tutum sergiler ve yaşananların kendisi dışında geliştiği kanaati hakimdir. Aslında aklını kullanmaktan zevk aldığı içindir bence herkesin göremediğini görmek kimi zaman acı verici gelse bile hayatı çözmek sorgulayan ve araştıran insanı heyecanlandırır.hele birde etrafında bir kaç tane onun gibi düşünen ve yaşayan insan varsa.Cevap: gerçekleri görebilmek için sorguluyor gerçekleri görüyor ve dış dünyasıyla çelişkiye düşüyor bu çelişki ki onu yalnızlığa ve daha çok sorgulamaya itiyor çünkü bu onu delirtiyor bilgiyi gerçek bilgiyi arıyor ondan vazgeçemiyor ve sorgulamaya devam ediyor. İstese de bırakamıyor beynine batmış bir kıymık gibi onu oradan çıkarmak gerçeğin saf doğasını istiyor. yanlış olmadığını düşündüğü şeylerin yanlışlığını görüyor işte bu onu eyleme itiyor arayışa...Cevap: Huzursuz olduğumuzdan mı sorguluyoruz.Sorguladığımızdan mı huzursuzuz? Siz sorgulayanın huzursuz olduğu görüşüyle böyle bir soru soruyorsunuz.oysa ben sizin aksi görüşünüzdeyim. Sorguladığımız için huzursuz değiliz. Huzursuz olduğumuzdan sorguluyoruz. İçimizde bir huzur eksikliği var ,bunu nasıl dolduracağımızı bilmiyoruz. Bu kainatta yalnız ve korumasız hissediyoruz kendimizi. Ne yapsak da bu huzursuzluğu ve yalnızlığı gidersek diye hayatımızı ve çevreyi sorguluyoruz. Mutsuzluğumuzu bir başkalarına yüklüyor yada olaylara yüklüyoruz. Sizin yetişkin çocuklar kitabında yazdığınız gibi bir boşluk var ama bu boşluğu insanlar bulamıyor. Kimi bu huzursuzluğu maddiyatla doldurduğunda gidereceğini zannediyor. Kimi aşkla, sevgili ile dolduracağını zannediyor. Kimi çocuğuyla kimi başka başka şeylerle. Oysa huzursuzluğumuzu kendi içimizde. Bizi bizden iyi bilen yaratıcımıza iman edince bu boşluk huzurla doluyor. Dünyanın geçici heveslerine kapılmıyoruz. Sevinçler çok sevinç olmuyor. Hüzünler hüzün olmuyor. Garip bir iç denge hayatınızı kaplıyor. Bu denge ve inanç sizi mutlu ve huzurlu kılıyor. Ben bunu yaşadığım için size söyleye bilirim. Çoğu insan bana gıpta ile bakıyor. Çok üzülmem gereken şey yaşadım annem babam genç yaşta öbür aleme göçtüler. Bir kızımla yalnız kaldığımı insanlar düşünüyor ama ben içimden biliyorum ki her insan yalnız. Yalnız gelip yalnız gidiyoruz bu alemden. O zaman yalnızız ama yalnız değiliz. Bizi yaratan bize bizden daha yakın. Allah yanımız da. Bu inanç işte insanı mutlu kılan.Bu inanç insanı yıkmayan.Bu iman kalbe yerleştiğinde ,hayata başka bakmaya başlıyorsunuz. İnsanlara ve olan olaylara farklı bakış, huzuru da getiriyor.Gerçek inanmayan bu ruh halini küçümsüyor. Çünkü bu ruh halini bilmeden bu ruh halinde olunamayacağını düşünerek, yok canım kendini kandırıyor diyor. Oysa o huzursuzluğu satın alıyor. Cevap: sorgulayan ve inanan insan farklıdır bu iki farklı tutum, öncelikle içinde yetiştiği ailesi daha sonra çevresindeki insanlar ve onların tutumlarından etkilenmesi sonucu oluşur.. çünkü insan küçük bir çocukken etrafında, annesinde babasında ne görürse onu örnek alır ve o yönde yaşamını sürdürür.. bütün bu alt yapıyı aldıktan sonra ileride büyüdüğü zaman bunun değişmesi çok zor olur.. sorgulayan insanin daha yalnız ve daha huzursuz olduğunu siz bir sorgulayan olarak belirtiyorsunuz. bu dünyada zaten huzurlu ve mutlu olmak için uğraşmıyor mu bütün insanlar?örneğin; anne babamızla iyi geçinmek, arkadaşımıza iyi davranmak, etrafımıza zarar vermemek, insanlarla iyi iletişim kurmak, bunların hepsi düzenli, mutlu, huzurlu bir yasam için yapılmaz mi? o halde ? inanan biri olup mutlu ve huzurlu olmak daha mantıklı sanki..! ısrarın sebebi alışılmış ve sürekli bir şüphecilik duygusu barındırıyor olmaktır bence.. Cevap: İnanan ve sorgulayan insan ayrımınıza karşı çıkıyorum. Sorgulamak, sormaktan gelir diyorsunuz. Bu mantığa göre inanan insanlar hiç sormuyorlar. Sorgulayan ve araştıran insanın inancı daha çok artar. Kalıplanmış inançlar buzdağlarıdır. Büyük görünürler. Ama sıcakta erirler. Boşturlar. Ne geçmişleri vardır. Ne gelecekleri. Sorgulayan ve araştıran insan inanan ve bilen insandır. Sadece sorgulayan ve inanmayan insanın aklından şüphe ederim. Hem aklınızı kullanacaksınız hem de aklınızı inkar edeceksiniz. Aklını inkar eden insan inançsız insandır. Aklını kullanan ve kabul edense inançlı insandır. Doğru gelişimin bu olduğunu düşünüyorum. Sorgulayan insanın yaşamı daha yalnız ve daha huzursuz değildir. Aksine soran, sorgulayan ve her gün cevap alan insan nasıl bir evrende yaşadığının farkında olan, hayranlığı her geçen gün artan insandır. Hayatı yalnızlık içinde geçen insanlar sorgulayanlar değil, sorunlu olanlardır. Sorunlu insanlar da her zaman huzursuzdur. Saygılarımla.Cevap: bence sorgulamak ve inanmak insanın sahip olduğu iki farklı yapının oluşturduğu kavramlardır. sorgulamak idimizin üstümüzde oluşturduğu engellenemez bir sonuç iken inanmak ise süper egonun idimizi baskı altında tutmak amacıyla geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. ne idimizi susturabiliriz nede süper egomuzun idimizi susturmasını engelleyebiliriz. sadece zaman zaman bu ikisinin ağırlıkları değiştiriyoruz hayatımızda, o kadar... kimi zaman ufak bir çocuk olup idimizin harekete geçmesine izin veriyoruz. o andan itibaren sorgulama süreci canlanıyor, nedenler , niçinler başlıyor ve insanın içini kemiren bir kurt haline geliyor. bir süre sonra yoruluyoruz ve bir anda kocaman bir yetişkin haline geliyoruz.ve sorular tükeniyor çünkü artık sormak yerine mevcut cevaplara inanmayı tercih ediyoruz.neden mi? çünkü inanmak güvenlidir, tehlikesi yoktur ve insanı yormaz. ancak bu huzur hali de uzun sürmez, çünkü bizler insanız ve bazı temel yapı taşlarımız var olduğu sürece asla sorgulamaktan, pahası ne olursa olsun asla vazgeçemeyiz.Cevap: Yaşam bir yolculuk bence, bazı duraklarda biraz daha fazla kalabilirsiniz ama yol devam eder. Öğrendiğiniz her yeni bilgi bir sonraki durağa taşır sizi. İletişim içinde bulunduğumuz insanlar, hayvanlar ve doğa kendimizi yeniden sorgulamamızı gerektirir; dünkü yada az önceki yerde değilizdir çünkü. Yaşam seçimlerle dolu. İlk durakta da kalabilirsiniz, yürümeye devam da edebilirsiniz. İnsan gelişen bir varlık, mükemmeli aramak onun doğasında var. Savaşların sürdüğü, açlıktan insanların öldüğü, barış içinde yaşamayı hala beceremediğimiz, ürettiklerimizi adaletli bir şekilde paylaşmayı öğrenemediğimiz bir dünyada yol devam ediyor bana göre. Cevap: sürekli döngü içinde olduğu için hala sorgulamaya devam ediyor kişi yalnız ve bu yalnızlığının nedenini araştırıyor bir cevap alamayınca yeniden soruyor,soruları çeşitlilik kazanıyor ve bir soruyu tamamlamadan yeni bir sorunun cevap arayışı içine giriyor bu şekilde sürekli devam ediyor ve çözüm bulamıyor arayış içine giriyor çözümü kendisi üretmiyor başka yerde arıyorCevap: Bu soru ile ilgili yazınızda İnanan insan sorgulamaz ve sorumluluğunu almaz o sorumluluğu bir güce atar diye belirtmişsiniz.Evet böyle inanan ve herşeyi kaderci olarak karşılayan insanlar var. Ama inancın özü bu değil. Zaten Türkiyede ve dünyada Müslümana kötü bakış var. Bu Müslüman olduğunu söyleyip de , Müslümanlığı şekilde yaşayanların yanlış göstermesi sebebiyle oluyor. Oysa Müslümanlıkta , Allah inancı kitapta böyle belirtilmiyor. Allah peygamberlere dahi türlü sınavlar yaşatıyor. Bedir ve Uhut savaşları Müslümanların ve peygamberimizin sınandığı imanın kalbe yerleşip yerleşmediğinin sınanmasıdır. Her insan dünyada sınavlardan geçer, bu önüne gelen olaylara karşı yaptıklarıdır. Bu sınavlar sırasında eğer doğruyu bulursa sınavı geçebilir. Her insan bu anlamda dinen sorumluluk sahibidir. Bu sorumluluğunu bir güce hele Allaha yükleyemez. İnanç şunu der. Sen gerekeni yapmalısın, doğru kararı bulmak için düşün, başka insanlardan öğüt al bir karar ver daha sonra Allaha sığın. Bu tevekkül anlayışında vardır. Şuan ise Müslüman inananların sadece Allaha , kadere bazı şeyleri bağladığı düşünülmektedir ki, bu inancın özünde yoktur. Çoğu insan olması gerektiği gibi konuşur ve hariçten gazel atan çoktur ama bu olması gerekeni yapanın çok az olduğu toplumsal yaşantımız ile belirlidir. İşte bence Allahta insanları sınavdan geçiriyor dediği ile yaptığı bir mi diye inananların inancını sorgulu yor. Gerçek inanan doğruyu iyiyi yapmıyor ve inancın arkasına sığınarak menfaatine , işine geldiği gibi inancı kullanıyorsa zaten bu insan gerçek inanan değil, münafıktır.Gerçek inananları, sorgulamıyorlar , inançları böyle emrediyor diye körü körüne inanıyor zannetmeyin. Ben üçüncü kere Kur'anı okuyorum. Üniversite çağlarımda okumuş ama yarım bırakmıştım. O anki bilincim ve hayat görgüm o an bu kitabı anlamamı zorlaştırmakta idi. Bugün ise okurken çok şeyleri fark ediyorum. İnanç kamil insanı amaçlar. Bu kamil insan, zaten sizin dediğiniz ve amaçladığınız doğruya iyiye yönelmiş özünde insanlara yardım etmeyi toplumunu ileri götürmeyi amaçlayan iyi insandır. Bu kamil insan her bakımından iyi yönde değişimi, ruhu yükseltmeyi amaçlar. Bu insan aynı zamanda böyle iken, Allahı yaratanını da bilip ona sevgi ile bağlanan insandır. Sevginin içinde korkuda vardır. Sevdiğini kaybetmeme ve onu incitmeme korkusu . Allah korkusu da işte böyledir. Ben yanmaktan korkumdan değil , sevdiğim için onu incitmekten ve onun dediği dışında yaşamaktan korkarım. İşte insanlara cennet vaat edip, cehennemden korkutan Müslümanların Müslümanlığı anlayamadıklarını ve yaşayıp yaşatamadıklarını görüp üzülüyorum. İnanç insanın sorumluluk ve insan olması yükünü üzerinden almaz.Aksine ona daha fazla yük yükler. İyi olma, iyiye yöneltme iyiyi tavsiye etme zorunluluğu getirir. O sebeple sizin anlayışınız ile inanç birbirine zıt değildir. Gerçek huzuru da, işte bu ikisini bir araya getirebilen insan yaşar. Cevap: Bu bana mizaç özelliği gibi görünüyor. Bu tip insanlar çocukluktan kendini gösteriyorlar, içinde yaşadıkları ailenin de buna katkısı olabilir. Sonradan bu özelliği kazanan insan olabileceğini pek zannetmiyorum. Kendimi bildim bileli, kimse bana açıklama yapmadan ve o açıklama benim aklıma yatmadan dediğini yaptıramıyor. Ben hep niçinini, nedenini soruyorum; bu da beni gerçekten insanlardan uzaklaştırıyor ve onlarla çatıştırıyor. Ama sormadan kabullenmek gibi bir durumu da asla uygulayamıyorum. Bu şekilde de kesinlikle mutsuz olacağımı biliyorum. Bunun doğuştan geldiğine karar verdim, ablam benim gibi değil. En azından bu kararla çevremdekilerin eleştirilerine karşı biraz daha rahatlıyorum. (benim elimde değil bu tutumum gibi) Ama şu da var insan sorgulayıp bu sorulara kendi kafasını kullanıp yanıtlar aramaya çalıştıkça kendi içinde daha huzurlu oluyor, ancak çevresindekilerle sorunlar yaşıyor. insanın iç huzuru daha önemli, bu yüzden de sorgulamaya devam ediyor. Sorgulamadan yapamıyor.Cevap: Bu soru sanırım Rönesans ve Reform döneminde Batılı ülkeler tarafından sorulmuş ve yanıtı bulunmuş. İnançlar tabudur sorgulanamaz. Kayıtsız şartsız bir inanç söz konusu. Ancak aydınlanma çağı sonrası akıl ve bilim insanları düşünmeye ve sorgulamaya itiyor. "Düşünüyorum o halde varım" var olmam için düşünmem gerekiyor bu beni huzursuz etse de...Cevap: İnsanların yaşamı içinde önce kendini tanıyıp , sorgulamak daha sonra da çevresini sorgulamak zorundadır. Çünkü her insanın doğrusu farklıdır. Tabii ki yaşama bakış tarzı da farklı. İnsanların yaşamdaki hedefi daha iyiye ve kendisine daha doğru gelen yolda ilerlemeye devam etmektir. Eğer insanlar kendini ve yaşamı sorgulayıp gelişmeye çalışmazlarsa hayatla bağlarını koparıp kendi iç dünyalarına çekilmiş olurlar. İnsanlar her şeyden önce sosyal bir varlıktır. Diğer insanlarla devamlı iletişim içinde olmak zorundadır. Dolayısıyla insanlar yaşamı sorgulayıp kendilerine uygun çizgide ilerlemelidirler. Böylece hedeflerine ulaşmış olurlar. Zaten yaşamın amacı da kendi çizgimizde belirlediğimiz hedeflere ulaşmaktır.Cevap: Sorgulayan, araştıran, inceleyen, merak eden kişi daha ailede ve sonra aldığı eğitim yöntemleriyle kendini teslimiyetçi,araştırmadan incelemeden, korku ile yetiştirilmiş bireyden ayırıyor. Bu iki farklı tutum aileden kaynaklanıyor sonra gördüğü eğitim ve öğretim ortamı ile çevreden etkileniyor. Demokratik ortamda sevgi ve saygı ile yetişen birey korkutulmadan, pasifize edilmeden, örselenmeden, araştırmaya incelemeye yönelik teşvik ve onay görmüşse daha girişken , korkusuz kendini, doğayı, evrenin sırlarını, problemleri çözmeye daha meyilli oluyor. İnanan insan sorgulamayı araştırmayı daha baştan reddederek her şeyin bir tek yaratıcısı var diyerek teslimiyetçi oluyor. Çünkü sorgulamak araştırmak zahmetli ve meşakkatli bir yolculuk. Baştan teslim olmuş bir insan kendini daha huzurlu ve rahat hissediyor. İnsanoğlunun tarihinde varolan düzene karşı gelenler hep acı çekmiş sürülmüş yok edilmeye çalışılmıştır. Düzene körü körüne inanan sorgulamayan insanlar acaba insanlık adına neyi keşfetmişlerdir? Günümüzde bilim ve teknolojideki gelişmelere; araştırmadan mı sorgulamadan mı erişildi? Bilim ve fen olmasaydı, sorgulayan insanlar olmasaydı hala ortaçağ döneminde yaşıyor olmaz mıydık? Sorgulayan insan muhalefet olduğu için yalnız ve huzursuz oluyor. Çünkü özünde merak öğrenme yatıyor.Cevap: Sorduğunuz soruların ilkini kendime değişik şekilde soruyorum ve yanıtım şöyle; İnancın karşıtı, ya da tek karşıtı sorgulama olmasa gerek. Bu iki kavramı birbirinin karşıtı olarak ortaya koymak yeni ve çözümsüz çelişkilere yol açacaktır kanımca. Sizin inanan sözcüğü ile anlatmak istediğinizi ben tüm yaşam paradigmalarını tek bir kutsal anlayışı ve inanç sistemi içinde kurgulayan olarak algılıyorum. Bu şekilde algılamak daha doğru geliyor bana ve ikisi arasındaki farkın bireyin süperego yapılanması, kaygı ölçeği, yaşadığı travmalar ile iletişim modeline bağlı olarak ortaya çıktığını düşünüyorum. Süperegosu çok yoğun, algılama haritasındaki motifler bir otorite altında yaşama üzerine kurulmuş, geleceğine yönelik kaygıları yüksek ve iletişim modeli çocuktan-erişkine seviyesinde kalmış birey sorgulamaktan uzak yaşamayı seçecek ve bunu bir inanç sistemi imiş gibi hem kendisine (azıcık ego bile farklısına tahammül edemez), hem çevresine yansıtacaktır. Eminim size yolladığı mesajdan dolayı grup önderlerinden kutlama beklemiştir... Sorgulamacı tutum ise: eğer bir kişilik özelliği değil de sosyal zekanın bir fonksiyonu ise ve toplumun yararına kullanılıyorsa oldukça gereklidir diye düşünüyorum. Yok bir kişilik özelliği ise ve herşeyi her zaman sorgulamayı adet haline getirmişse kişi; Obsesif -Kompülsif kişilik bozukluğu yönünden de bakmak lazım diye düşünürüm. Yani ilk sorunuzun yanıtı otorite tanımı içinde yer alıyor galiba. İkinci sorunuzun yanıtı ise otorite ve teslimiyet kavramları ile ilgili sanırım.Cevap: Bence her insanın doğduğu aile ve yetiştiği çevre insanın karakterinde çok belirleyici tabi bunun yanı sıra insanın kendi psikolojisi yani doğuştan getirdiği özellikleri de. Ancak içinde bulunduğumuz ortamlar ve ilişkide bulunduğumuz kişiler hayatlarımızı yoğun olarak şekillendirdiğine inanıyorum. Bu nedenle insan bir noktadan sonra sorgulamaya ya da inanmaya alışabiliyor. Ya da her ikisi aynı anda mümkün. Ben şahsen hem inanan hem sorgulayan bir insan olarak (sorgulayan derken araştıran, okuyan, meraklı, akla ve mantığa çok değer veren demek istiyorum) böyle olmamın nedeninin öncelikle beni yetiştiren, bana eğitim imkanı veren, benim sosyal bir insan olmamı sağlayan ailemde olduğuna inanıyorum. Aynı zamanda bana Allah inancı konusunda da temel bilgileri veren yine ailem. Böyle bir ailem olmasaydı ve onlar beni böyle yetiştirmeselerdi böyle olabilir miydim? Sanmıyorum. Tabi kendi kişisel özelliklerim de çok önemli çünkü temeli çocuklukta ve ilk gençlik yıllarında atılan şeylerin devamını getirmeyebilir, değişebilir, daha farklı biri de olabilirdim. Ama ailemden aldığım temelin üzerinde kendi bilincimle, aklımla, mantığımla(ki bence aklın ve mantığın içine inancım da giriyor, akılsız ve mantıksız sağlıklı bir inanç düşünemiyorum) yükseldim ve şu an kendimi büyük ölçüde tamamlamış ama hala gelişen bir insan olarak görüyorum. Sorgulayan insanın huzursuzluğuna gelince; işte bu nokta bence tamamen insanın iç dünyasıyla ilgili çünkü insan bir şeyleri sorgularken bir sonuca varamadığında tutunacak bir dalı olmadığı hissine kapılabilir ve onunla birlikte sorgulayan insanlar da yoksa yanında gitgide kendi içinde yalnızlaşabilir. İnsan bence doğası gereği her zaman başkalarına bağımlı, bazıları kabul etmese de bağımlı. İnsanlara bağlanmamakta ısrar edenler sonunda gidip bir bitkiye ya da köpeğe..vs bağlanıyor. İnsanın ruhsal mutluluğu ve huzuru için insan iletişimi ve sevgisi en önemli faktör. İşte kendine bir çıkış ve dayanak noktası bulamayan ve kendini sorgulamaya adayan insan da içine kapanıyor, yalnızlaşıyor ve dolayısıyla mutsuz ve huzursuz oluyor. Cevap: İnsan öğrendikçe sorgulamaya başlar. Ya da kendini toplumun doğru yada yanlış dini kurallarına bırakıverir. Çünkü bu ona kolay gelir. Topluma inatla gelişip değişebilmek için çok zahmetli yollar kat etmesi gerekecektir. O kolayı seçer.. Sadece inanır.. Bence, sorgulamak ve öğrenmek özgürlüğe doğru adım atmaktır.. (Bu özgürlüğe bayılıyorum)Cevap: Evet insan, nihayetsiz şeylere muhtaç olduğu halde; sermayesi hiç hükmünde... Hem nihayetsiz musibetlere maruz olduğu halde; iktidarı, hiç hükmünde bir şey... deta sermaye ve iktidarının dairesi, eli nereye yetişirse o kadardır. Fakat, emelleri, arzuları ve elemleri ve belaları ise; dairesi, gözü, hayali nereye yetişirse ve gidinceye kadar geniştir. Bu derece aciz ve zaif, fakir ve muhtaç olan ruh-i beşere ibadet, tevekkül, tevhid , teslim; ne kadar azim bir kar, bir saadet, bir ni'met olduğunu, bütün bütün kör olmayan görür, derk ederCevap: sorgulayan ve inanan ayrımını doğru bulmuyorum kişinin fenomen dünyasında koşulsuz inanış yada bitmek tükenmek bilmeyen bir sorgulama hali yoktur.Cevap: inanmış insanın sorgulama yeteneği elinden alınmış mıdır? yada sorgulamak inançsızlığımı gerektirir? evreni sorgulama yetimizi yitirmeden aynı zamanda inanarak maneviyatımızı güçlendirerek mutluluğu bulmamız o kadar güç mü? Cevap: Bana göre, insanın düşünen veya inanan bir kişi haline gelmesi çocukluğunu ve gençlik dönemini geçirirken yaşadığı çevre ve ilişkili olduğu insanlardan kaynaklanır. İnsan öğrenen bir varlıktır. Bu öğrenme görerek ve yaşayarak olmaktadır. Sevmeyi, düşünmeyi, insan ilişkilerini hep bizzat yaşayarak öğrenir. İkinci soruya yaklaşımım şöyle: Bir kez sorgulamayı ve düşünmeyi öğrenmiş ve bunu sindirmişseniz, "kafaca rahat etmek için, fazla düşünmeyeyim ve sorgulamayayım" diyemezsiniz. O nedenle, son günlerde farkına vardığım yanlış bir yaklaşım var : Dinle ilgili konularda akılcı yaklaşımlar sergileyenleri görüyorum. Ki, inanan insanı akıl ve bilimle düşündürtmek mümkün değil. Ve zaten bu sebeple, gelişmiş ülkelerde bilim ve akıldır yol gösterici, dinci toplumlarda ise hemen hiçbir şeyi tartışamazsınız, insan hakkı diye bir şey de yoktur. İnsan değil kul vardır. Cevap: inanan insanların aslında sorgulayan olması gerekiyor bence sorgulamalılar acaba kendilerine model gösterilen kişi aslında söylendiği gibi mi bence peygamberimiz türkiyeye gelse getirdiği dini tanıyamaz O bu durumdayken dini bu hale getirenlerin kılavuzluğuyla Onu tanıyanların vay haline ancak acıyorum onlara inanma birazda tembelliğe dayanıyor hazır imaj al kullan. neden uğraşıp sorgulayacak. ikinci soru içinse düşüncem vücut belli bir çalışma temposuna alışınca onu hep arıyor sabahları geç kalkamıyorum ben mesela belim ağrıyor onun gibi alışınca insan sorgulamaktan da vazgeçemiyor sanırımCevap: inanan insan hayattaki her şeyin kader olduğunu ve de kaderin ,yani yaşamımızın tanrı tarafından tayin edildiğine inanıyor. o için olanları ve yaşantısını dünyayı sorgulamıyor. her şeyin allah tarafından olduğuna inandığı için mutlu oluyor. değişmeyeceğine göre de sorgulamayı düşünmüyor. SORGULAYAN : insansan dünyada olup bitenlerin tamamen insanlar tarafından yapıldığını bildiği için sorguluyor. değiştirmeye çalışıyor. "kaderini" değiştirme de başarısız olduğu zamanda mutsuz oluyor. yine de bu uğraşından vazgeçmiyor. bu uğraşında vazgeçse o da mutlu olacak. bir suçlu aramayacak olayı kabullenerek çatışma yaşamayacak. ben dindar insanların cenazelerde ağlamadıkların tanık oldum. ağlamayı üzülmeyi bırak sanki sevinir gibi izlenimler veriyorlar. hatta ağlayanlara ağlamayın. Allahın hoşuna gitmez. derler. allahın iyi kulu ki aldı götürdü.derler.yani inanlar: olanların allah tarafından yapıldığına inandıkları için karşı çıkmazlar .karşı çıkmak tanrıya karşı çıkmakla eş değerde tutuluyor. neden Amerika her ülkede dindar olan siyasetçileri destekle iş başına getirirler onları yönetmek daha kolay olduğu için. çünkü verileni aynen yaparlar . sorgulamazlar. Cevap: Çok Düşünmek insanı durdurur. Harekete geçmek gerekir. Çok düşünmek demek Çok İyi İnsan Olmak Demek değildir ki. Amaç mutlu ve huzurlu olmak ise aklın önderliğini değil Mevlana nın dediği gibi aklın aklının önderliğini kabul etmek ve ona göre hareket etmek gerekir. Aklın aklı ise Allah Teala dır.(Ancak düşünmek kötüdür demiyorum. İnsan çok düşündüğü zaman işin içinden çıkamıyor çünkü kendi aklını önder kabul edince yarı yolda tıkanıyor. Akıl ise her şeyi görmeye kabiliyetli değil.)Cevap: Sorgulanması gereken, ölüm ve ötesidir. (Hayatın sorgulanacak bir yanı yok.. O, araştırılmalı ve kolaylaştırılmalı.. Bilim bunu yapıyor ve din de bunu teşvik ediyor..) Başkasını bilmem ama ben bu sorgulamayı İman'la kapattım.. Gördüm ki, nakil yolu ile anlaşılan, yani Peygamberlerin söyledikleri şeyleri, akıl ile araştırmaya uğraşmak, düz yolda, güç giden, yüklü bir arabayı, yokuşa çıkarmak için zorlamaya benziyor. Yokuşa doğru at, kamçılanırsa, çabalaya çabalaya, ya yıkılıp canı çıkar, yahut, alışmış olduğu düz yola kavuşmak için sağa sola ve geriye kıvrılarak arabayı yıkar ve eşyalar harap olur. Akıl da, yürüyemediği, anlayamadığı ahret bilgilerini çözmeye zorlanırsa, ya yıkılıp insan aklını kaçırır veya bunları alışmış olduğu, dünya işlerine benzetmeye kalkışarak, yanılır, aldanır ve herkesi aldatır. Akıl, his kuvveti ile anlaşılabilen veya hissedilenlere benzeyen ve onlara bağlılıkları bulunan şeyleri birbirleri ile ölçerek, iyilerini kötülerinden ayırmaya yarayan bir ölçüdür. Böyle şeylere bağlılıkları olmayan varlıklara eremeyeceğinden, şaşırıp kalıyor. O halde, Peygamberlerin bildirdikleri şeylere, inanmaktan başka çare yoktur. Gözlemlerime göre bu "sorgulama" meselesi açısından, benim gibilerin dışında üç tip daha vardır. a) sorgulamayı tamamlayamayanlar, (genellikle huzursuz oluyorlar); b) sorgulamayı inançsızlıkla kapatanlar, (genellikle bir nevi huzura kavuşuyorlar, fakat dengesiz/uyumsuz oluyorlar) c) bu sorgulamaya gücü yetmeyenler veya göze alamayanlar (madde-mana dengesi hususunda bilinçsiz bir pragmatizm geliştiriyorlar.. Bir çok şey umurlarında değil. Çok kolay kaybedilebilen bir "huzur"ları oluyor..) Cevap: Bir kimse aklederek, gözlemleyerek, sorgulayarak iman etmiş ise. Bundan sonra ona düşen Allah'ın bildirdiğini anlamaya çalışmaktır. Sorgulama gereklidir ama insanların işleri için. Dinen bu yasak değil ki zaten niçin inanmanın karşıtıymış gibi sunuluyor anlamıyorum ? Biz -haşa- Allah'ın işlerini sorgulamak istiyoruz diyorsanız. Sorgulayın bakalım ne geçecek elinize. Allah'ın işleri sorgulanmaz. Anlamaya çalışılır. Beşerin işleri ise hiç bir zaman sorgu dışı kalmamıştır. Bugüne kadar yüzlerce din alimi baskı dönemlerinde bu sorgulamaları yüzünden zulme uğramıştır. Son söz; İman ve itaat Allah'a dır. Padişaha/Krala/Topluma değil.Cevap: Ne gelirse insanın başına meraktan gelirmiş. Sorgulamaktan anladığım bir manada o. Bende devamlı bir şeyleri sorguladığımı hep düşünmüşümdür. Empati kurmak, o insanın düşüncelerini düşündüm. ve evet o inanan ve inandığı belli bir alan var. bu alanın dışındakilerse yok. ama sorgulamak işte bu bence daha doğru. huzursuzda olsak, yalnız da olsak bence bu doğru. çünkü inanç ve sorgu ikisi birlikte yürüyor bende. ama belli bir sınırım yok. inancımı sorgu ile birleştirmek merakımı gidermek için tatmin olma duyusunu çalıştırmak ve düşünmek. bence olması gereken bu. ve düşündüğünü uygula. kendi içinde ki huzuru en güzel ve doğru sorgulayarak bulabileceğime inanıyorum. Cevap: ben bu konuda biraz dertliyim..bende inanan biriyim. müslümanım elhamdülillah. ancak ülkemde ve hatta dünyada islamın yanlış anlaşıldığını,hatta anlaşılamadığı için yanlış yorumlandığını ve bu yanlış yorumlayanların "yorum" u kati surette yasaklayarak yorumladıklarını düşünüyorum. bu yüzden "din" insanların ve toplumların hayatında bir açılım yapacağı yerde maalesef hapishanelere koyup, sınırlı düşünmeye zorlayan bir şey gibi görünüyor.meczubanenin mesajını okudum. şu anda nedense, meczubanenin benim bu yazdıklarımı, onları anlamadığımı düşünüp pek de dikkate almayacağını düşündüm.. çünkü benim gördüğüm, toplumda yanlış bir kanaatleşme var.. o da dini her şeyden ayırmak. birde insanların, en doğrusunu kendisinin yaptığını düşünerek, egosunun itişiyle diğer insanlardan kendini ayırararak özel hissetme çabası.. yani dünyayı ikiye bölüp, bir tarafa her şeyden izole, bir müzede saklanır gibi din duruyor, bir yanda da kalan diğer her şey.. bir tarafta hayat akıyor sanki, bir tarafta din tüm yaptırımıyla orda duruyor.. oysa din hayatı anlatır.. ne din, bildiğimiz ve bilmediğimiz bir şeyden ayrı, ne de insanlar birbirlerinden tamamen ayrı olabilir. arkadaşımız ibni sinanın bir sözünden söz etmiş.. bana kırılmasın ama sınırlı düşündüğünü düşündüm.. çünkü sina "insan allah'a benzemeye çalışır "derken aslında insanın özüne dönme isteğinden bahsediyor bence.. bu sözün masum kısmı.. birde hayata vurarak bakalım bu söze.. etrafınıza bir bakın.. egosunun güdümüyle kendini tanrı ilan etmiş pek çok kişi göreceksiniz.. nerdeyse herkes tanrılaşmış..tanrılaşmış egolar olmasa, yan baktı diye insanlar öldürülür mü.. biraz daha kapsamlı düşünmek lazım.. bildiklerimizi ve öğrendiklerimizi önce kendimize sonra hayata vurmak lazım.. önümüzde bu kadar set varken gerçeğe ulaşmayı zorlaştırmıyor muyuz.. bu setler düşünürken kendimize koyduğumuz sınırlar değil mi.. ve o sınırlar korkularımızın çocukları değil mi.. sınırlarla düşünerek özümüzdeki gerçeğe eremeyiz.. akıl konusunda da söyleyeceklerim var ama yazı uzadığı için özetleyeyim..ne imansız (yada kendine bir inanç seçmemiş) akıl faydalıdır, ne de akılsız imanın varlığı söz konusudur.Cevap: Türkçe'mizde güzel deyim vardır: körü körüne inanmak" Sorgulamadan düşünmeden inancın beraberinde sorumluk duygusunu azaltacağına inanıyorum. Ancak sorgulayan insan hayatından sorumludur bu nedenle hata yapmaktan korkmaz. Ancak körü körüne diğer insanların düşüncelerini benimsemiş bir insan hata yaptığında kendinde hata görmez. Kader der bu bir yazgı der ve vicdanını rahatlatır. Ancak sorgulayan insan hatasından pişman olduğu gibi hatasını düzeltmeye çalışır. Bu gayret onun kendini daha anlamasını sağlar. Bu süreçte sorgulayan insan huzursuzdur hatayı kendinde görmektedir vicdanı sızlamaktadır ama kendini bağışlamasını da bilir. Esasında semai dinlerde Tanrı'nın insanlardan beklediği ona körü körüne inanması değildir. Tefekkür denile n bir anlayış hakim bu dinlerde. Mevlana örneğini vermek istiyorum. Büyük düşünür Mevlana düşünmeye akla ve gönlüne çok önem vermiştir. Hatta bir mesnevisinde aklı gemiye denizi de gönüle benzetmiştir. İki dengede olmalıdır yüzmesi için. Sorgulayan insanın mutsuz huzursuz olduğuna inanmıyorum. Düşünen insan hayatı anlam veren insandır. Karşındakini az çok anlayan insandır. İnsanları hatalı olduğu için yargılamayan insandır. Bu anlayışın beraberinde bir hoşgörüyü getireceğine inanıyorum. Son olarak yazımı şu örnekle bitirmek istiyorum. Bir sürahi alacağı su ile bir çay bardağının alacağı su birbirine denk değildir. Tıpkı insanlar gibi. Bu farkı bildiğimizde hoşgörü kelimesini anlamı daha da kuvvetleneceğine inanıyorum.Cevap: öncelikle burada analitik beyin ile duygusal beyni birbirinden ayırmak gerekir. birinci sorunuzda sorgulayan kişiyle inanan kişi arasındaki fark, iradelerin faklı taraflarda bulunmasından kaynaklanıyor.sorgulayan kısının iradesi, süre giden kendi analitik beynidir.inan kişinin ise algıladığı ortamdaki gerçeklere karşı verdiği bir tepki vardır ve bunu sorgulamanın bir gereği yoktur çünkü: inandığı şey inanılması gereken bir konudur. ikinci sorunuzda ise, sorgulayan insanın daha huzursuz olmasının sebeplerinden biride: bu analitik düşünmedeki analizin sonunun olmaması ve inanmaya giden bu sorgulayıcı yolda gerçeklere yaklaşmanın verdiği huzursuzluk normaldir diye düşünüyorum.gerçekler çıplak gelir, insanlar çıplak doğarlar, çıplak gömülürler, sorgulayıcı zihin ne kadar çıplak olursa, gerçekler yabancı gelmez çünkü: kendisini görecektir. her ne kadar farklı konulara değinmiş olsa da kendisinin de kattığı bir akış ,eylem var. bir umut var. ve her zaman olayların içersinde kendisi hep var. ne kadar düşük çözünürlükte bir bakış açısına sahipse bu oluşan astigmat onu daha çok huzursuz edecektir. ama biliyor ki gerçekleri bulduğundan emin.çünkü: ümidini kaybetmiyor. sorguluyor. sorgulamak ona daha yeni ümit kapıları aralatıyor. çıplak fakat kör değil.analizin sonu yok. ben buna inanıyorum çünkü: ümidin ve güvenin de bir sonu olmadığını gördüm ve yaşadım. zaten sonu olsa gerçek olmazdı.Cevap: Şeriat tarikat, yoldur varana. Marifet hakikat, andan içeri. Yunus Emre-GüldesteCevap: Yazıdan anladığım kadarıyla, sorgulayan insan 1,2,3... çeşit insanı anlıyor, yorumluyor, değerlendiriyor, tartıyor-biçiyor. İnanan ise sadece kendi modelinde, kendi anlam dünyasında mutlu, huzurlu. Bence sorgulayan insanla, inanan insanı ayırmamak gerekir. Her ikisi de yalnızlığı sonuna kadar yaşayabilir. Bu dünyada yaratandan başka sığınacak limanı olmadığını kavrayan kişi, kendini yalnızlık içerisinde hissedebilir. sorgulamanın sonucu inanmak da olabilir. İnsan ne kadar tarafsız kalabilir ki.. Ben yanlıyım. İnanan insan kısmındayım. Ancak hem sorgularım hem inanırım diyorum. sadece yaratanı sorgulayamam. Yaratanın öğretilerini anlamak için sorgulama hep devam eder. Her şeyi; başarıyı, başarısızlığı istisnasız kendi çabasında gören kişinin huzurlu bir yaşam süreceğini zannetmiyorum. Ve bu kişilerin ismi sorgulayan insan olmamalı. Akıl kullanmak, önemli bir erdemdir. Cevap: Saygıdeğer Hocam, Öncelikle böyle felsefi değeri olan bir tartışmayı bizlere sunma imkanını verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. İnanan ve sorgulayan insan diye ikiye ayrılmış ve aralarındaki farklar ortaya konmaya çalışılmış. Evet düşünmeyen insan değersizdir bence. Çok radikal bir söyleyiş mi oldu bilmiyorum ama şu şekilde bir örnek vereyim, mesela piyangodan bir ev çıkmış size. Ve sizin en önemli ihtiyacınız o ev. Çünkü yıllardır kirada oturmuşsunuz, zaman gelmiş ev sahibine sormadan bir çivi bile çakamamışsınız, zaman gelmiş ev sahibiyle anlaşamamış ve o ev senin bu ev benim dolaşmışsınız. Şimdi sahip olduğunuz en değerli şey o ev. Ama siz o eve ilgisizsiniz ve hiç gidip oturmaya niyetiniz yok. Hatta nerde olduğunu ve nasıl olduğunu dahi merak etmiyorsunuz. Bu durumda kime sorarsanız sorun bu adama "aptal" diyecektir. Bizim de insan olarak doğmamızda herhangi bir müdahalemiz olmadı. Dilekçe vererek insanlığımızı kazanmadık. Doğarken de geliştirilmek üzere düşünce, vicdan, duygu, şuur vs. verildi. İnsanı diğer yaratıklardan ayıran en önemli değerdir düşünmek! Hatta bu inançlara ters değildir. İyi bir araştırılma yapılırsa ve özellikle konunun ilahiyat uzmanlarına danışılacak olursa bu daha iyi anlaşılacaktır. Hatta dinlediğim bir konferansta Kuranı Kerimin yaklaşık 700 ayetinde ısrarla "hala düşünmüyor musunuz" , "ne kadar da az düşünüyorsunuz", "elbette düşünen bir topluluk için bundan alınacak ibretler vardır" mealinde ayetler mevcut. Öyleyse mümin olmak düşünmeye engel değildir. Bilakis önce düşündürür sonra iman ister. Mesela bir şiir varsa bunun bir şairi vardır, bir resim varsa bunun ressamı vardır. Nasıl koca dünya sahipsiz olabilir?? diye nazarlarımıza sunar. Düşündürür bizi. Ortaçağı karanlığa boğan Hıristiyanlığı tamamen şahsi beklenti ve heveslerine feda etmiş sözde din adamlarıdır. Oysa Abbasi Halifesi Harun Reşit Avrupa'ya o çağlarda bir çalar saat gönderdiğinde saatin içinde şeytan var denilerek kırılmıştı. Sadece konu dinle de alakalı değildir. Nazi Almanyası'nda akıl hastası insanlar vahşice zehir odalarında öldürülmüştür. Mantık, Evrim Teorisi gereği saf Alman ırkını çıkarmaktı. Şahsi hatalar imanın temelleriyle karşılaştırılamaz düşüncesindeyim. İnsanların yaptıklarına değil onların bağlı olduğu dinin kaynaklarına bakmalı. Tarihte gelmiş geçmiş nice mümin düşünür vardır. Bunları artık tek tek saymaya gerek yoktur. Ali Kuşçu, İbn Sina, Harezmi, Descartes, Tolstoy, William Chittick, Seyyid Hüseyin Nasr vs. vs. Sorgulamak bana hep polis sorgularını hatırlatır :) Sanki sorgulamanın amacı suçluyu ve suçluları ortaya çıkarmaktır gibi gelir bana. Ama düşünmek çok daha geniş bir kavram sanki. Düşünmek! her şeyiyle, vicdanıyla, mantığıyla, duygularıyla. Düşünme sonuçta bir dayanağa götürür bizi ama sorgulama hep sorgulatır. Sorgular sonsuzdur ama insan bütün ömrünü soru sormak için mi gelmiştir? diye düşünmüyor değilim. çok soru sormak bizi çok çözümlere götürseydi şu kurulu düzen içinde mantıken, bize gelen ve yardıma ihtiyacı olan danışanı dinlemekten ziyade ona çok soru sormamız icab edecek değil miydi? Psikologlar daha çok dinlerler oysa sorunu irdelemek ve çözümüne yardım etmek için. Eskiden emniyet müdürlüğü zanlıları alır sorgular ve suçu itiraf ettirmeye çalışırdı ama şimdi delilleri iyice topladıktan ve kesine yakın neticeler elde edildikten sonra zanlılar toplanıyor. Ve bu insanın şerefine daha yakışık görünüyor. Sözün özü ben (insan olarak ben) hem düşünebilir, hem hissedebilir, hem ölçebilir, hem de iman edebilirim. Bunlar birbirine zıt şeyler değil. Dün ilkokula giderken annemin bana zaman zaman verdiği harçlığı elime tutuştururken "aman oğlum arkadaşlarına da al ve onlarla paylaşmadan yeme" derken yahut babamın bazı zamanlar iş için şehir dışına gidip döndüğünde bize oyuncak alırken komşunun oğlunu da ihmal etmemesi aldıkları dini terbiyeden geliyordu. Çünkü onlar sadece ilkokul okumuşlardı. .ve köy okulunda tahsillerini yapmışlardı 5 yıl. Bu tarz insanlara toplum, Düşünceli İnsanlar diyor. Bu tartışma da düşünmem için çok yararlı oldu. Cevap: Sorgulayan ve inanan insan birbirinden çok farklı özelliklere sahiptir öncelikle sorgulayan insan alışılagelmiş şeylere inanmayan sürünün içinden olmayan o sürüye katılmayan insandır. Azınlıktadır bu kişiler.bunun için kendini yalnız hisseder ve bunun içindir ki huzursuzda hissedecektir. Çünkü böyle insanların susmasını sağlayan büyük balıklar vardır. Sorgulayan yani küçük balığı yutmaya çalışacak büyük balıklar. Yada huzursuz hissetmesini sağlayacak diğer bir şey ise sorguladıkça hayatının ve nasıl bir Türkiye'de yaşıyor olduğunun farkına varıp bu duyguya kapılmasıdır bunun nedeni.. İnanan insan ise araştırmayı sevmez. Hayatı dogmatiktir. O sadece inanır.araştırmaz.sorgulamaz. Sürünün bir parçasıdır adeta. İşte Türkiye bunun için gelişmez. 2.sorunuza yanıtım ise.. Sorgulayan insanın hayatı daha yalnız daha huzursuz olduğu halde sorgulamakta ısrarcıdır. O onun savaşçı ruhunu ortaya koyar. Sorgulayan insan savaşçıdır.sorguluyor çünkü kendine bunu değer görüyor. O değerli yaşamı da değerli ve yaşamının daha da anlamlı olması için yaşamaktan daha da keyif alması için kısacası yatağına yattığında vicdanın rahat olacağı duygusuyla bundan vazgeçmiyor. Yaşam onun yaşamı. İnana insanlarınsa yaşamını başkaları yönetiyor. Yaşam onların yaşamından çok uzak...Cevap: İnanan insanın işi kolay diye düşünüyorum çünkü birileri sizin için bütün kuralları koymuş yargılamadan otoriteye itaat etmek inanmak sizden beklenen ama sorgulayan düşünen insan için durum oldukça farklı o bulunduğu durumu nedenlerini ve gelecekte neler olabileceğini bilmek ister başkalarının doğrularını yasamak değil onları yorumlayıp yeni bir yol çizmek ister "acaba" sorusu her zaman aklındadır .Cevap: Merhaba.. İnanan insanın da sorgulayabileceğine inanıyorum. Aşırı radikal düşünceye sahip olanlar hariç. Bu iki fark düşünmeyi sevmemekten, teslimiyetçilikten geliyor. Düşünmek doğruyu aramak, araştırmak zor. Sorgulamaktan vazgeçmemenin nedeni bence özüne saygı duymaktan, kendine, çevresine saygı duymayan sorgulamaz diye düşünüyorum. Bizler kaderci yetiştirilmişiz, ama öylede yaşamamız gerekmiyor, sorumluluğu biz üstlenmeyelim de... kader, kısmet yüklensin, onlar cevap veremez, hata sende düşünmeden davrandın diyemez onun için yüklen kadere, kısmeteCevap: Sorgulayan insan aklını, inanan insan duygularını ön planda tutuyor. Sorgulayan insan geliştiğini fark ediyor. bu yüzden sorgulamakta ısrar ediyor.Cevap: Çünkü artık attığı her adım sadece kendisi için atılan bir adım değildir. Bütün insanlık içindir. Bütün insanlığın daha sağlıklı ve mutlu yaşaması isteği içindir. Bunun yolunun da hep sorgulamaktan geçtiğini bildiği içindir. Huzursuzluğunun sebebi yanlış sonuçların insanlığa zarar verebileceği veya ulaşılan doğruların yanlış kişilerin eline geçebileceği endişesidir.Cevap: Sorgulayan insan; inandığını da sorgulayan insandır. Körü körüne inanmaz. Socrates'in dediği gibi; "sorgulanmamış hayat hayat değildir" gereğince hayati karşılaştığı durumları sürekli, sorgular ve başından kotu olay geçtiyse bundan nasıl ders alabilirim diye düşünen insandır. İnanan insan ise; İnandığına körü körüne inanan,sorgulamayan eleştirmeyen bir insan tipidir. Ona göre tek gerçek vardır, o da kendi gerçeğidir. Nasıl ki aydın yobaz da vardır, bu tip kişilerde yobaz diye nitelendirilebilir. Eleştirel bir bakış açısıyla sorgulanmayan hayat, nazarımızda hayat değildir. Cevap: 1-farklı değil. gerçekten inanan insan sorgular araştırır. sorgulamıyorsa onunki aklın süzgecinden geçmemiş ''mış''gibi inanıştırCevap: bence inanmak, başka insanlar tarafından zorla kabul ettirdikleri şeylerdir. inanırsın; ama aslında kafanın bir köşesinde bir yerlerde hep şüphe duyarsın.. acabalar yer alır her zaman.. beyninde ampul yandığı zaman da bu inandıklarını sorgulamaya başlarsın.. sorgulamakta ısrar etmesinin bence tek nedeni; kendi doğrularına,kendinin güvendiğine ulaşma çabası içinde olmasından kaynaklanır..

(28/08/2006)

Doğan Cüceloğlu Resmi Web Sitesi © 2005-2016
YASAL UYARI: Bu site 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayın yapmaktadır. Sitemizde yayınlanan her türlü içerik, ilgili sayfamıza link vermek koşulu ile yayınlanabilir. Aksi durumlarda yasal hakkımız saklıdır.