İnsan İlişkilerinde Özen Sorusu / Yazılar - Doğan Cüceloğlu Resmi Web Sitesi

İnsan İlişkilerinde Özen Sorusu


İnsan ilişkilerinde karşılaştığımız özensizlikle ilgili yorumlarınızı soran sorumuza sizlerden gelen yanıtları paylaşıyoruz.

Soru: Bende şöyle genel bir izlenim oluştu; toplumumuzda, özellikle büyük şehirlerde, insan ilişkilerinde bir özensizlik var: eğer kişi tanıdık bildik değilse ne günaydın demeye, ne selam vermeye gerek görmüyoruz. İnsan ilişkilerini inceleyen bir bilim insanı olarak bu gözlemle ilgili şu sorular hemen birbiri ardına aklıma geliyor ve sizin bu soruları yanıtlamanızı isteyeceğim: 1) Toplumumuzda özellikle ilişkilerle ilgili yaptığım bu gözlem genel bir kanı olarak paylaşılıyor mu? Yoksa benim kendime özgü bir algı mı? 2) Eğer bu gözleme siz de katılıyorsanız, bu olgunun temelinde yatan nedenler ne? Bu olgu toplumuzda neden ortaya çıkıyor? 3) Bu olgunun var olması bu toplumun insanlarını nasıl etkiliyor?

Cevap: toplum ilişkilerinde büyük kentlerde düzensizlik var diye gözlemlemişsiniz. doğru bir yaklaşım ama aslında yurdum insanı genelde birbiriyle konuşmayı seven, sevecen insanlardır. böyle kişilere mutlaka hepimiz rastlıyoruzdur. mesela bir banka çalışanısınız, her gün aynı yoldan geçiyorsunuz. o geçtiğiniz yollardaki esnaflardan biri sizle hiç tanışıklığınız olmadığı halde bir tanışıklık yaratır ve selamlaşmaya başlarsınız. bu tür örneklere çok rastlanabilir, tabi ki ters durumlarda oldukça fazladır. yalnız sanırım bu görüşünüze pek katılamayacağım.

Cevap: bence bu fikrinizde haklısınız. bunun nedeni yozlaşma artık insanlar tanıdığı biri olsa bile nasılsın diyor ama durup cevabı dinlemiyor bile ya yürümeye devem ediyor ya da ne söylediğini dinlemeden başka bir şey söylüyor

Cevap: 1.Gözleminize katılıyorum. 2. Bence bu olgunun temelinde yatan nedenler insan ilişkilerinde koşulsuz sevmeyi bilmiyoruz, birbirimize güven duymuyoruz. Bu olgu kendimizle barışık olmadığımızdan, kendimizi tanımadığımızdan ve sevmediğimizden ortaya çıkıyor. 3. Bu olgunun varlığı insanların kendilerini menfaatçi, endişeli, güvensiz, yalnız hissetmelerine sebep oluyor.

Cevap: Bu davranış biçimi bizim toplumumuza özgü bir tutum ya da bizim gibi baskıcı, tutucu toplumlarda da eminim böyledir. Bunun nedenleri arasında en önemli etken olarak iletişimsizliği daha sonra güvensizliği görüyorum. Örnek verecek olursak bir kadın başka bir erkeğe selam verdiğinde toplumumuzdaki erkeklerin çok büyük bir kısmı- Acaba bu kadın ne demek istedi? Emin olun bunu ben bilakis yaşamışımdır. bir filmde izlemiştim belki de o filmi siz de izlemişsinizdir Hülya Koçyiğit gazeteci, Tarık Akan ise el arabası tarzı tezgahında kaset satıyor. Kasetçinin hayatı gazetecinin ilgisini çekiyor ve onun bol bol fotoğrafını çekip hayatını kaleme alıyor. Kaset satıcısı gazeteciye aşık olur ve gazetecinin bu davranışını yanlış algılar neyse çok uzatıp sizi sıkmayayım filmin aklımda kalan ve en can alıcı sahnesi ise şöyledir: Kasetçi bekar arkadaşlarıyla kulübede yaşar. Arkadaşlarından biri sorar- Nasıl gidiyo kızı tavlayabildin mi? Kasetçi cevap verir- Eeee heralde garı bana meraba dedi. Bu film bana farkında olmadığım bazı şeyleri göstermiştir. Çok zaman oldu izleyeli aynı zamanda beni düşündürmüştür. Bu olgu insanımızı ve toplumumuzu birbiriyle iletişim kuramayan, birbirine güvenmeyen, saygısı olmayan bireyler ve toplumlar haline dönüştürüyor.

Cevap: Toplumumuzda, özellikle büyük şehirlerde, insan ilişkilerinde bir özensizlik, kabalık ve vurdumduymazlık olduğu görüşüne bende katılıyorum. Türk toplumunun temeli ailedir. Aile içindeki yaşam biçimi aynen toplumsal yaşama da yansımaktadır. Aile içinde demokrasi, hoşgörü, saygı, sevgi var mı ki toplumda olsun? Aile içinde ilet işim kopuk ve bireylerin birbirinden haberi yok. Selamlaşma, saygı hoşgörü yok. Tabi bunu söylerken tüm aileleri kastetmiyorum. Genel olarak konuşuyorum. Karısına. çocuğuna günaydın demeyen bir babadan sokaktaki bir adama günaydın demesini bekleyemezsin. Aynı şekilde çocuğuna günaydın demeyen bir anne çocuğundan günaydın demesini bekleyemez. Önce aile içerisinde iletişim ve demokrasi sağlanmalı ki bu tüm topluma yaygınlaşsın. Araba kullanırken bazen arkamdaki trafiğin kilitlenmesini göze alarak yayalara yol veriyorum. O anda benim beklentim karşıya geçen yayaların bir gülümsemeyle selam vermesi. Ama ne oluyor? Bayanlar bana suç işlemişim gibi bakıyor, erkekler hiç bakmadan geçiyor. Ama ben vazgeçmiyorum. Her fırsatta aynı centilmenliği yapıyorum. Sokakta, caddede, apartmanlarda her insanın birbirine güler yüz gösterdiğini ve selam verdiğini hayal ediyorum da ne güzel olurdu böyle bir ortamda yaşamak.

Cevap: kanı olarak paylaşılmıyor kendinize özgü bir algı ama bu gözleme bende katılıyorum bir selam verdikleri zaman kişiliklerinin düşeceğini ve zamanlarının gideceğini zannediyorlar ya da gereksiz bir şey olarak görüyorlar insanları çok etkiliyor insan ilişkilerini mutluluğu ve huzuru unutuyorlar...

Cevap: insanların maneviyatları azalmasının yanında ekonomik çıkarların da ön plana çıkması bu durumun temel sorunudur. (benim görüşüm)

Cevap: 1 bu bir gerçek 2 çünkü havalı ol ama selam verme havalı sansınlar yüz verme mantığı 3 kendine güvenleri artıyor verilen bir selamı almamak ilk anda aklıma gelen ve bana da tavsiye edilen buydu ama gereksiz görüyorum dilim incinmiyor hatta selam verdiğim için bile kızar arkadaşlarım.

Cevap: tespitiniz tamamen doğru katılıyorum size . ama galiba sorunun çözümü de çok zor olsa gerek hayat şartlarının ağırlığı insanların birbirine makam ve mevkisine göre selam veriyor ya da görmezlikten geliyor aynı siyasetçiler gibi mesela benim karşı komşum diş doktoru idi ben taşındım adam 8 ay görmezlikten geldi bir gün bir baktık evine hırsız girmiş feryat ediyor kimse nasıl görmedi diye vallahi görmedik çünkü kimseyi tanımıyoruz oysa bizim yan daireye bir yerin yetkilisi taşındı bütün apartman hoş geldin demeye gidiyor oysa hiçbiri bana hoş geldin komşu dememişti.

Cevap: 1)bence bu sorunun cevabı bize ailelerimizden gelen bir korku hani hep küçükken derler ya tanımadıklarınızla konuşmayın diye biz hala tanımadığımız insanların bize kötülüklerinin dokunacağı düşüncesidir ve hemen hemen herkeste vardır tüm cevaplar bence burada ancak bu toplumu insanlara güvenlerinin azalması gibi bir durumla karşı karşıya getirebilir saygılar

Cevap: toplumumuz hakkında yaptığınız gözlemlere katılıyorum. fakat bu sadece bizim toplumumuz için geçerli değildir. mesela Durkheim birey ve toplumu mekanik ve organik dayanışma biçimine göre ayırmıştır ve organik dayanışmanın büyük şehirlerde görüldüğünü belirtmiştir. bunun sebeplerinden birinin de iş bölümünden çıktığını ifade etmiştir. şöyle ki bireyler birbirleriyle samimi olmak yerine daha mesafeli yaklaşmaya başlamıştır.ayrıca belirtmeliyim ki bu ilişki konusunda bazı insanlar memnun olmaktadırlar. çünkü muhatap olacağı kesim onlar için bellidir ve onlarla ilişkilerini istedikleri ölçüde kurarlar.

Cevap: Maalesef tespitiniz doğru. Bunu her zaman yaşamaktayım. Bu belki de insanların yetiştirilişinden de kaynaklanıyor olabilir. Küçük yaştan itibaren yabancılarla konuşmamamız gerektiği sıkı sıkı tembihlenir. Hiç tanımadığım birine selam verdiğimde bana sanki suç işlemişim gibi bakıyor. Tespitinize daha ilginç bir şey ilave edeyim, eğer selamınız dini motifliyse karşılık bulması daha yüksek ihtimal, ama sıradan selam şekliyse duyulmamış gibi davranılıyor. Bu yüzden insanlarla ilişki kuramıyoruz maalesef.. Bunun en önemli sonucu da ilişki kuramamak olsa gerek. Bir de unutmadan bunda ülkemizdeki suç oranının patlamasının da etkisi olduğu düşüncesindeyim. Kendilerine yaklaşanlara korku dolu gözlerle bakanları da gözden kaçırmamak gerekir.

Cevap: Gözleminize tamamen katılıyorum. Bunun temelinde yatan nedenlerin başında özellikle büyük şehirlerde stresli yoğun iş temposu geliyor, buna bağlı olarak hayata, yaşamaya, var olmaya karşı ve dolayısıyla da insanlara karşı olumsuz bir tutum sergileniyor. Ben iş hayatına başlamadan önce son derece insancıl cıvıl cıvıldım. Şimdiyse apartmandan girerken bir komşuyla karşılaşıp yukarı beraber çıkmaktan korkuyorum. Karşılaşmamak için hızlı hızlı yürüyorum. Bunun örneği benim. Tabii ki sadece iş hayatı değil, özel hayatımda yaşadığım olumsuz tecrübeler, ihanetler de bu bıkkınlıkta etken. Sonuç olarak en kötüsü, bu olgu bence insanı içten içe çürüten, öldüren, insanlıktan çıkaran bir olgu. Ben artık eski ben değilim.

Cevap: bence genel bir kanı. bu olgunun temelinde yatan sebep ise sevgisiz olmamız. birine en küçük örnek olarak günaydın derken bile karşıdaki kişi için acaba yanlış anlar mı, kim bilir ne düşündü benim için gibi komplo teorileri üretmekte üstümüze yok. tabi haksız da sayılmayız, çünkü günaydını alan kişi eğer sorunlu bir beyne sahipse, deli herhalde, bu şimdi niye günaydın dedi, acaba kızıma mı göz koydu, samimi olmaya çalışıyor. bizzat asansörde böyle konuşan insanları duydum, böyle şeyleri de yaşı küçük olanlar düşünmez pek. böylece gençler, etrafındaki insanları hep kötü niyetli bireyler olarak görüp zincire yeni bir halka ekliyoruz. çok mu dramatikleştirdim bilmiyorum...

Cevap: bahsettiğiniz davranış biçimleriyle çok fazla muhatap oluyorum. örneğin toplu taşıma aracında arkaya ilerlemek için yürüyorum ve koridorda duran insanların hiç kılı kıpırdamıyor geçmem için illa pardon kelimesini üstelemem gerekiyor, aynı şekilde dar bir kaldırımda karsı karsıya geldiğim insanla çarpmamak için bir manevra yapmama rağmen karsımdaki hiç oralı olmadığı için çarpışıyorum. bunlarda duyarsızlık örneğidir. temelde yatan neden ise insana saygı duygusunu geliştirememişlik yatar bence.

Cevap: 1. Gözleminize tüm içenliğimle katılıyor, farkındalık yaratmak için bu sosyal sorunu gündeme getirdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. 2. Yaşadığı anın farkında olmamak; kendine bile kişi o anda yabancı, aklı kim bilir nerede! Çoğu insan o kadar özentisiz, haldır hurdur yaşıyor ki ne yaptığının; ne de yapmadığının farkında! Uykuda dolaşan insanlar, sanki robotlar caddelerimizi doldurmuş. Uyanık, anı yaşayan, farkındalığı olan insanlar ancak kendine, çevresine, tüm canlara saygılı ve duyarlı davranıyor. Biz selam verdiğimiz zaman da "bu insan deli mi" gibi bir ifadeyle yüzümüze bakıyorlar. 3. Her geçen yıl estetikten daha çok uzaklaştığımızı, makineleşmeye başladığımızı acıyla gözlemliyorum. Yüreklerimiz, bilinçlerimiz, sokaklarımız gibi betonlaştı, taşlaştı. Her şeyi kanıksadık ve tepkisiz bir toplum olduk. Orman yangınları duymadığımız bir günümüz bile kalmadı. Bu sorumsuzluk değil de nedir? Çocuklarımızın bugünlerini ve yarınlarını aldığımız gibi tüm güzelliklerimizin yok olmasına seyirci kalmak zorunda kalıyoruz

Cevap: Yabancılaşma. Toplumumuzda, birbirine selam vermeyen insanların çoğalması, iletişim bozukluğunun arttığının göstergesidir. Azalan gelirler, bozulan üretim ilişkileri insanımızı şaşkına çevirmiştir. Artan kapkaç olaylarını, mafyayı uyuşturucuyu düşünecek olursak. Selam vereceğim kişiye borçlanmayayım düşüncesi, verilen selama şüpheyle bakan insanlar yaratmayı teşvik etmiştir. Korku geleceğimiz olan çocuklarımız içindir. Korkuyu nasıl yeneriz. Eğitimle, Kültürle.. Değişimi yaratmak, kültür birikimiyle olacağından.. Bir gün park halindeki aracımın aynasını kamyon geçerken kırdı. Hareket halindeki kamyonun arkasından koştum. Bağırdım, aynamı kırdınız, durur musunuz dedim. Kamyon şoförü elinde büyük bir çekici, hiç bir şey söylemeden kafama salladı. Başımı sıyıran neredeyse balyoz büyüklüğündeki çekiç beni öldürecekti. Büyük bir hızla kaçmaya başladım. Kamyon şoförü dükkanım içine kadar beni kovalamıştı. Kurallı park ettiğim aracımın hasarını sorgulamak suçtu. Yolda yürürken başım,insanların yüzüne bakarak yürürüm. İsmini kimliğini tanıdığım, tanımadığım herkese bir beklentim olmadan selam veririm gülümseyerek. Ne milletvekili ne belediye başkanı adayı olmayı düşünmedim.Ulus olmayı çıkarlarımın bir parçası saydım. Ulusumun fertlerini sevmeyi de bir görev. Büyük şehirlerde ki insan ilişkilerindeki özensizliği çok rahat gözleyebiliyoruz. Politik ayrışmalar kamplaşmayı tetiklediği gibi, gelir düzeyinde ki dengesizliklerde belli zaman aralığın da akraba ilişkilerini dahi koparmaktadır.

Cevap: Sadece şehirlerde değil ilçe ve köylerde bu tür davranışlar doğallaşmaya başladı diyebilirim.Bu tür saygısız, özensiz, hasmane, önyargılı, tahammülsüz, hoşgörüsüz, sevgisiz, burnundan soluyan, kıskançlık, fesatlık, birbirinin varlığından rahatsız bunalım geçiren bir toplum haline geldiğimizi görüyorum.Size özgü bir algı değil genel bir algı ve kanı olarak paylaşılıyor. Bu tür olumsuz, saygısız, hoşgörüsüz, tutum ve davranışları yolda, durakta, sokakta, otobüslerde, sıralarda, bankalarda, çarşı ve pazarda, asansörde, merdivenlerde, parklarda, denizde ve plajlarda, atm sıralarında... ama yaşadığımız her yerde saygısızlık ve özensizlik örneklerini maalesef her gün yaşamakta ve görmekteyiz. İnsan gördüğü olumsuzlukları eleştirmeye korkar hale gelmiştir .Çünkü hemen kaba kuvvete ve silaha sarılanları veya haklıymış gibi hakaret edenlere karşı insanlar cinnet geçiriyor diye düşünüyorum. Maalesef bu gözlemlere katılıyorum. Bu olgunun temelinde sevgisiz yetişmiş anne ve babalar ile sevgisiz yetiştirilen çocuklar olduğunu düşünüyorum. Bu olgu bizim toplumumuzda daha çok görülmesini sevgisiz, bencil, yetişen insanlardan, sevgisiz bencil ilişkiler ve davranışlar zinciri silsile yoluyla devam ediyor. Sosyologlardan ,kapitalizmin, küreselleşmenin, rekabetçi, kendini düşünen bencil insanların yaratıldığını okuyoruz. Bizim toplumumuzda da gelir dağılımı adaletsizliği, kanunların sadece parası olmayanlara uygulandığı, haksız adaletsiz bir toplumda da bundan başka bir şey düşünülemez. Bu olgunun var olması da yoksul eğitimsiz insanların dine yönelmesine, maddi ve manevi değerlerinin sömürülmesine, at gözlüğü takıp olup bitenden haberdar olmayıp bir paket makarna veya bir çuval kömüre tamah edip yanlış seçimde bulunmasına sebep oluyor.

Cevap: Kesinlikle bu gözleme katılıyorum. Örnekleri o kadar çok ki, selam vermeyi geçtim, toplumda sıraya girme, sıradakilere saygı gösterme gibi bir değerin olmadığını düşünür oldum. Örneğin; marketin manav reyonunda görevliden siparişinizi istemek için sıradasınızdır, biri gelir sizin ve diğerlerinin beklediğini fark etmez bile kendi siparişini verir, metro beklerken gelen metronun kapısı açılır ve bir hücum harekatı başlar, daracık kaldırımda yan yana ikişer üçer kişi grup halinde olur ve arkadan gelen olduğunu fark etmelerine rağmen yol vermelerini istemek zorunda kalırsınız. Bu olgunun temelinde (sizin söylediklerinize ek olarak) başkalarının haklarına saygılı olma değerinin eksikliğini görüyorum. Bu başkaları bazen aile bireyleri kadar yakın kişiler de oluyor, hiç tanımadıkları kişiler de. Aile ve okul eğitiminde bir arada yaşamanın incelikleri konusunda eksik bir şeyler var galiba. Bunun sonucu olarak, kötü örnekler de insanları etkiliyor ve yayılıyor. Mesela sırasını bekleyen kişi, sıranın sürekli ihlal edildiğini görünce bir ben mi sırayı gözeteceğim diye, diğerlerine uyuyor. Haklarına saygı gösterilmediği, incelik göremediği bir ortamda kendisini koruma güdüsüyle onaylamadığı davranışları yapmak zorunda kalıyor diye düşünüyorum. Oysaki uygar toplum olmanın göstergelerinden biri de saygılı ve özenli bir biçimde bir arada yaşamayı başarabilmek.

Cevap: 1)gözleme katılıyorum. çoğu kez acaba bende mi konuşmasaydım diyorum. 2)nedeni ilgisizlik ve sevgisizliktir diye düşünüyorum.temelde ilgisizlik ve kuşku korku yatıyor. 3)çok kötü. toplum titanic gibi batıyor.

Cevap: ben yurt dışında yasayan bir birey olarak dışardan bakış açısıyla gördüğüm kadarıyla Türkiye'de halkımız gerçekten bir yere koşarcasına bir hareketlilik mücadele selam yok sabah yok yüzlerinde gülümseme yok yasam şartları belki öyle yaptı onları stres zaman darlığı v.s

Cevap: Sizinde sorunuzda belirttiğiniz gibi "özellikle büyük şehirlerde" diyerek sorunuzun cevabına ulaşmak benim açımdan daha kolay sanırım. Bu büyük şehirlere, kalabalıklaşmaya ait bir sorun gibi. Bunu büyük bir şirket gibi düşünmek gerekli sanırım. Çok büyük ve çalışanları çok sayıda olan bir şirkette nasıl ki sorunlar ortaya çıkıyor, insanlar iletişim güçlüğü yaşıyor ve çalıştığı yere kendini ait hissedemiyorsa, bu şehirler ve insanları içinde geçerli. Tabi çok çalışana sahip olup da bu sorunu aşmayan şirketlerde yok değil, bunu da sanırım yönetimdeki insanlar hallediyor bir şekilde. Yani bunu bir sorun olarak algılayıp bunun üstesinden gelmeye çalışıyorlar, belki de bunun için milyonlarca para harcıyorlar. Yani sonuç olarak yaptığınız gözleme katılıyorum ve bunun eğitimle ( müfredata sosyal olma, sosyalleşme, kalabalık ve büyük şehirlerde yaşama vb. bir ders ekleyerek) aşılabileceği, bunun için profesyonel bir yaklaşım gerektiği inancındayım. Bu olgunun var olması bu toplumun insanlarını nasıl etkiliyor?.. Toplum olarak galiba birine selam vermek, merhaba demek için bile illaki bir sebep arar olduk. Tüm bunları gereksiz bir samimiyet, gelecekte istemediğimiz şeyler doğurabilecek tehditler olarak bile algılayanlarımız vardır elbet. Kendimizden uzaklaştıramadığımız bu düşünceleri giderek benimsediğimizden olsa gerek en yakınımızdaki ( komşularımız vs..) kişilerle bile selamlaşmaz olduk nihayetinde. Buda bizi daha da yalnızlaştırdı, çalacak kapısız bıraktı.. Bunu bir şekilde ( ki bir ihtiyaç) gidermek isteyen neslimiz ise internet ortamında 1 günlük hatta bir kaç saatlik dostluklarla yıllanmış dostlukları aratmayan ilişkiler yaşamaya başladı. Bu "sonuç"ta sosyalleşme ihtiyacını gidermek isteyen fakat bunu "sanal" yollarla telafi etmeye çalışırken mutsuz olan bir nesil yarattı. Apaçık ortadaki birine "selam" vermek sosyal insan için bir ihtiyaç ve giderilmezse mutsuzluk yaratıyor.

Cevap: evet katılıyorum. insanlar hiç kimseye güvenmiyor. sanki her selam verdiğinden zarar görecekmiş gibi bir his oluşmuş herkeste.babana bile güvenmeyeceksin cinsinden laflar bu güvensizliği tetikliyor bence. bunun sonucunda insanların giderek daha çok yalnızlaştığın düşünüyorum. toplum bağlarımız kopuyor.

Cevap: Ben de gözleminize katılıyorum. Büyük olasılıkla da çoğu kişi katılıyordur herhalde. Bırakın aynı mahallede oturmayı, aynı apartmanda karşı dairede oturan komşusuna bile selam vermeyen insanlar var. Hatta isimlerini bilmeyen insanlar var. Bana göre bunun temelinde yatan en önemli şeylerden biri insanların birbirlerini olumlu olarak kabul edememeleri ve güvensizlik. Ama bu güvensizlik hem kişinin insanlara olan güvensizliği hem de kendilerine olan güvensizliği. Bu durumun özellikle de büyük şehirlerde olmasının sebebi de büyük şehirlerde çok değişik kültürden insanların olması buna bağlı olarak insanların birbirlerine önyargı ile yaklaşmaları gibi nedenler sayılabilir. Peki bu insanlarımızı nasıl etkiliyor? İnsanlarımız bireyselleşmeye başlıyorlar ve yalnız kalmaya mahkum oluyorlar ki bu durum insanları depresyona sürükleyebilecek nedenler bence.

Cevap: Bu duruma gelmemizde üretim biçiminden kaynaklanan sosyolojik olguların rolü etkendir. Sadece daha fazla para kazanayım ilkesi ya da para en geçerli değer... Bu durumda daha fazla insanlaşma yolunu unuttuk. güzellik değerleriyle ilgilenenlere hatta tuhaf gözlerle bakıyoruz... Ve elbette giderek yozlaşma, giderek değer yitimi, giderek uyuşturucu, giderek her anlamda üretimsizlik, en korkuncu kısacası kişiliksizleşme ve insansızlaşma.

Cevap: Yanılmıyorsunuz bu konuda hemfikiriz. Bunu yaşayan biri olarak insanların ahlakının değişmiş olmasından kaynaklanıyor. Çünkü tanımadığın biri ki (bu karşı cins olursa) evli veya bekar fark etmez. Bu selamın veya yaklaşımın altında art niyet aranıyor veya dedikoducu insanlara malzeme oluyor. Bu yüzden ben iş arkadaşlarımı dahi iş dışında görsem görmezden gelmek zorunda kalıyorum.

Cevap: insanların bu davranışı tamamen eğitimden geliyor her yere aynı cevabı vermeyi sevmiyorum ama inanın bu eğitimle ilgili ama benim kastettiğim okul değil aile....ve de sosyal yargılar ...bir erkeğe selam vermenin yada bir bayana selam vermenin hala başka anlamları düşünülüyorsa ve de insana saygı ile laubalilik ve de ölçü bilmezlik karışıyorsa bir süre sonra insan ister istemez selam vermekten de kaçınır gülümsemekten de kendisine ne okulda ne evde hiç saygı gösterilmeyen başkasına saygı göstermeyi nasıl öğrensin ...trafikte de aynı şey yok mu bir taksiye binin önündeki arabaya kızar sonra aynı şeyi kendi yapar başkasının saygısızlığından bahseder sonra kendi yanınızda küfreder ..empatinin ne yazık ki bu kadar az öğretildiği baskı toplumlarında ne yazık ki ben artık kimseye kızamıyorum ama çok üzülüyorum ...toplumumuzda ki etkisi çok basit gittikçe agresifleşen ve de saldırganlaşan bir toplum

Cevap: Tamamen katılıyorum size zaman zaman tanımadığım insanlara günaydın diyorum ama bakış ifadeleri o kadar tuhaf ki insan çekiniyor belli bir süreden sonra. Karsısındakinin vereceği tepkiden çekindikleri için bence

Cevap: Ben sizin sorunuza sizin yazdığınız bir kitabın adı olarak cevaplıyorum. İÇİMİZDEKİ BİZ bilincine ulaşan insanlar görsel olmasa da bir şekilde gerek görür (yabancıya) ama bu olguya ulaşmamış insanlar yani içindeki BEN duygusunu aşamamışsa gerek görmeye gerek görmez!! bana biraz size özgü bir algı gibi geldi

Cevap: öncelikle genel bir kanı olarak paylaşılıyor bence. bu gözleme katılıyor ve bunun temel sebebi güvensizlik artık insanların birbirlerine güvenmemeleri ve hızla gelişen bir toplum olarak insanlarla iletişimi kesmemize sebep oluyor. bu olgunun toplumumuzda çıkmasının nedeni ise toplumumuzun artık teknoloji devriyle beraber olsun kendisini geliştirmesi ve kitabınızda olduğu gibi hep ben bilincinde olması bu da toplumumuz insanını çok etkilemektedir. Beraberinde hoşgörünün kaybolmasına insan ilişkilerinin sadece menfaate dönüşmesine ve insanımızda güvensizlik duygusunun oluşmasına neden oluyor...

Cevap: yaşlılarında gençlere saygı göstermesi gerektiğini ne yazık ki bu toplum bilmiyor örneğin geçen çok eğitimli bir bey yan apartmanda kendi park yeri olmasına rağmen sırf kolayına geldiği için benim yerime park etmiş bende işten geldim elimde alışveriş sepetleri kucağımda ateşli doktordan gelen bir bebek ve de mahallede park yeri bulmak imkansız inanın neredeyse ağlayacağım çok nazik bir şekilde arabasına yazı yazdım lütfen beni müşkülde bırakıyorsunuz kendi yeriniz varken bu özeni lütfen gösterin diye. Efendim ben ne terbiyesizmişim istediği yere park edermiş benden büyükmüş gibi bir şeyler söylemiş çok üzüldüm kendisi saygı göstermeyen acaba hiç karşısındakinin sadece genç olmasından dolayı her şeyi yutmasını bekleyen eziyeti meziyet ve de kural gören zihniyet nasıl anlar kendini karşısındakinin yerine koymayı? ve de ben o insana nasıl saygı duyabilirim anlattığımda hala hatasında direniyorsa inanın bu tek bir örnek değil. Bize örnek olması gereken büyüklere çok görev düşüyor.

Cevap: 1-Şehirlerin kalabalık olmasından dolayı İnsanlar birbirlerini tanımıyorlar. Adli olayların artması dolayısı ile kimsenin kimseye güveni kalmadı. Kalabalık olması dolayısı ile her şey ( iş bulmak, toplu taşım araçları, kuyruklar, sıralar iş temposunun çoğalması vs.) zorlaştı. İnsanlar sürekli bir şeylerle uğraşmaktan kendisi ile ve çevresi ile uğraşmaya zaman bulamıyor. Nüfusun da kalabalık olmasından milli gelir azalıyor insanların ceplerine giren para sürekli azalıyor, insanların harcamalarının sürekli olması dolayısı ile kalan zamanlarını yürürken, arabalarda vs. aile ekonomisi dengelemeye yöneliyorlar. İşin içerisinden çıkamayanlar çoğunlukta olunca stres ve diğer hastalıklar ortaya çıkıyor. Dolayısı ile şahıs ailesi ve çocukları ile dahi ilgilenemeyecek hale geliyor. Toplumdan kayıtsız kalıyor. Umursamıyor onun yetiştirdiği nesilde de sorunlar baş gösteriyor dolayısı ile işler iyice yoğunlaşıyor ve iyice toplumdan kopuyor.

Cevap: Bir zamanlar yatılı bir okulda kalıyordum. Okulda herkes birbiriyle selamlaşırdı tanımaya gerek yoktu "onun üniforması benimle aynı demek ki o da bizden" diye düşünürdük herhalde... Sonra okul bitti bir süre ben aynı alışkanlığı devam ettirdim insanlar "deli mi bu, bana niye selam verdi şimdi?" ifadesiyle yüzüme bakınca dahası karşı cinsten arkadaşlardan gereğinden fazla yakınlık görünce insanlara pek fazla güvenmemek gerektiğini düşünmeye başladım. Öyle ya onlar benim kendilerinden bir çıkar beklediğimi düşünüyor demek ki bir çıkarları olduğunda birbirlerine selam veriyorlar. İnsanlara çabucak güvenebileceğim bir dünyada yaşamıyorum. Bu yüzden tanımadığım insanlara selam vermiyorum. Gittikçe güvensizleşiyoruz ve kalabalıkların içinde yalnız yaşayan mutsuz insanlar oluyoruz.

Cevap: kesinlikle insanlar arasında maalesef bu tip ilişkiler var. tanımadığı insanlara selam vermemek gibi sorunlar var. Bir çok kişi bunun sebebini eğitimsizlik olarak değerlendirebilir ama bence asıl neden o kişiden çıkar sağlamamaları. artık insanlar çıkarları olmadığı insanların yüzlerine bile bakmıyorlar, bunu vakit kaybı diye düşünüyorlar ve bu olgu da insanları bencilleştiriyor. Bu da soğuk, sıkıcı, donuk insanların yaşadığı bir toplum haline getiriyor dünyayı.

Cevap: 1-Gözleminiz genel bir kanı olarak doğru ve paylaşılmaktadır. Topluma varmadan apartman katlarında oturanlar da birbirlerini "Tanımıyorsa selam verilmez" gibi bir anlayış maalesef hakimdir. 2-Bu gözleminize tamamen katılıyorum. Bu olgunun temelinde yatan nedenler arasında, a) Özgüven eksikliği ile başlayıp, sosyal yetersizliğe kadar giden bir yelpaze oluşturmaktadır.Bu olgu toplumumuzda sosyal ve kültürel bağların çok sağlam olmadığını düşündürdüğü gibi, bencilliği de beraberinde getirdiğini sanıyorum.Toplum olağan üstü durumlarda kenetlenmekte iken, günlük hayatın sürdürülmesinde benzer bir sosyal dayanışmanın zayıflığı izlenmektedir.Kültürel farkların yanında, eğitim yetersizliğini düşünmek gerekir. 3-Bu olgunun var olması bu toplumun insanlarının belirlenmiş ortak hedefler konusunda, üretilecek toplam enerjiyi olumsuz olarak etkilemektedir.Ulusal performansı, Üretimi azaltmakta düşük yaşam kalitesini devam ettirmek olarak insanımıza ve toplumumuza yansımaktadır.

Cevap: sözünü ettiğiniz bu duruma tamamen tanıklık ediyoruz gün boyu. benim gördüğüm kadarıyla bunun sebebi insanlar arasında ki güvensizliktir. adına küreselleşme mi derler ne derlerse artık, insanları öyle bir ruh haline sürükledi ki tanımadığına verdiğin selam, eksikliğinden kaynaklanıyormuş gibi algılanıyor. bir de selam vereceği kişinin selamı karşısında ki tutumunu kestiremiyor. çünkü böyle bir selamla karşılaşan kişi bir anda surat asabiliyor (buna tanıklığım çok olmuştur). bu da selam veren kişiyi başka yerlerde tedirgin ediyor. ve kendi içine çekilmeyi tercih ediyor. bu da yalnızlaşmış bireyi beraberinde getiriyor.

Cevap: nasıl canım yanıyordu bilemezsiniz! yazınızı da okuyunca endişem arttı.(Özensiz insanlar kadar nerdeyse) benzer duruma defalarca düştüm. En insanca ve uygarca nasıl zamanımın katledilmesinin önüne geçebilirim diye çok düşünmüşümdür böyle anlarda. (Hani bir dokun bin ah işit derler ya. zihnimdekileri nasıl toparlasam özetlesem telaşındayım şimdi) birinci sorunuzu genel bir kanı diye yanıtlıyorum.ikinci sorunuza gelince kesinlikle sorgulama yapılamıyor, mesela bankadan alınan fişi niye makinenin önünde inceliyorum? aynı davranışı başkasında görsem ne hissederim? zaten fişi almadan önce ekrandan aynı bilgileri okuyup fiş istememiş miydim bu acelem ne? öz saygı eksikliği mi?İnsan olmanın ayrıcalığının farkındasızlığı mı?nasıl insanlık halleri olabilir?! nasıl empati kurabilirim? (üzülüyorum) ve bu olgunun var olması, ortak yaşam ve paylaşım alanlarındaki huzurun ve rahatlığın kalitesini düşürüyor. Bizi içimize kapanmaya kadar götürüyor. Etrafa küsüyoruz. Günaydın demiyoruz. GÜLMÜYORUZ. Robot gibi dolaşıyoruz... bir keresinde Kemeraltında yürüyorum (en sağdan hem de) insanın biri çarptı omzuma. Durdum, göz göze geldik. Bekliyorum pardon desin diye. O da bana ne bakıyorsun ne oldu ki der gibi bakmasın mı? "pardon" dedim (ben dedim) ve yürüdüm... yalnız benim pardonumun alt düşüncesi şuydu: "sizin uygar insan olmanız bekletisindeydim...çok pardon!"

Cevap: bence bu herkesin farkında olduğu bir durum değil. toplum gitgide yabancılaşıyor. insanlar kendi sorunları hayat mücadeleleri yüzünden çevresini unutmuş durumda.

Cevap: Büyük şehirlerde var olan teknoloji yoğunluğu, insanların birbirlerine olan ihtiyacını azaltıyor. Çünkü teknoloji yoğunluğu bir çok yönden insanı oyalayıp, zamanını alabiliyor ve uyuşturabiliyor. Mesela insanların akşamları birbirlerini ziyaret etmeleri yerine, tv izlemeyi tercih etmeleri gibi. İnsanlar arasındaki faydalı bilgi alışverişi azaldıkça, bireylerin iç dünyalarında daha çok psikolojik bozukluklar ve bilinçaltı korkuları oluşmaya başlıyor, çünkü insanlar birbirlerinden "ışık" alamıyorlar.

Cevap: Haklısınız bu konuda bu sadece size özgü bir algı değil herkes bunu gözlemliyor.

Cevap: Türkiye'de bu gibi olumsuz yönde davranışların oluşması kendi kültürümüz yabancı kültür etkisi altına girmesi ayrıca yeni neslin de bu kültüre biraz eski kafa gözüyle bakması yani açıkçası yıllar kültürümüzü yıpratıp bireyleri de birbirlerinden soyutlaştırıyor.

Cevap: izleniminiz çok doğru insanlar öz değerlerini kaybedip sadece maddiyata önem verir hale geldiler ve maddiyat ta sadece çıkar ilişkilerini destekliyor kültür ve ananelerimizin yaşatılmasına ihtiyacımız var bence aydın ve nezaketli insanların cesaretine de

Cevap: Kesinlikle katılıyorum. Tanıdık bildik değilse hatta zaman zaman tanıdık bile olsa selam verilmiyor. Sanırım bunun nedenlerinden birisi insanımızda olan kendine güven eksikliğidir. Selam verildiğinde ise karşı tarafın ilgisiz kalması korkusu ya da önce karşı taraftan bekleme gibi nedenler olabilir. Bunların temelinde de kendine olan güven eksikliğinin yattığını düşünüyorum. Bunun batıya özenmenin bir sonucu olduğunu sanmıyorum.

Cevap: bu tür olumsuzluklar insanlardan kaynaklanan şeylerdir. zaten insan haklarına önem verilseydi bu tür sorunlar zaten yaşanmazdı. bu tür olaylar ise insan haklarını çiğnenmesi demektir. aslında bu tür olaylar Türk evlatlarına yakışmayan olumsuzluklardır.

Cevap: Çok haklısınız. Her gün tanık oluyoruz. Nezaket diye bir kavram yok sanki. Sadece ben varım başka kimse yok Sadece ben anlayışı çok yaygın. Açıkçası ben bu davranıştan her gün birkaç kez rahatsız oluyorum. Bence bu olgunun altında yatan neden yaşam coşkusunun olmaması, bencillik, sevgisizlik olsa gerek.

Cevap: Bence de bir özensizlik söz konusu ama belli bir kesimde yani genel bir gözlem olarak görmüyorum ben. Toplum yapısı insan yapısına bağlı olarak gelişiyor. Ben insanlarımızın çoğunu yardımsever ve özenli olarak görüyorum. Elbette bazı düşüncesiz insanlar çıkıyor karşımıza; ama düşünemediğini düşündürebilir, göremediklerini uygun ifadelerle gösterebiliriz. Belki böylece özensizlikler daha aza iner. Bence özenli insanlar çoğunlukta, hatta özensizleri yola getirecek kadar çoğunlukta. Mesela bunlardan bir tanesi de sizsiniz. Siz müdahale etmeseydiniz belki adam düşüncesizce daha fazla zamanınızı alıp, daha fazla bekletecekti sizi. Kim bilir belki de hatasını ona fark ettirebilmişsinizdir.

Cevap: söz doğrudur insanlar sınırlamalar içinde kalmakta hatadır kalıplaşma çabasıdır yanlıştır. Temelinde yatanlar insanların paylaşım eksikliği ilişkilerde çıkar amaçlanması toplum etkileniyor çünkü grupçuklar oluşuyor seviye kavramı çıkıyor seviyeler olduğundan insani değerler değil de seviye kuralları kalıyor

Cevap: Sadece siz değilsiniz ki, herkes bu gözlemi yapıyor.Ama sadece bu bir kısımda oluyor. Hangi kısımda oluyor derseniz elit kesimde oluyor. Çünkü bu kesim ancak bence sadece kendisini düşünüyor. Çünkü çağımızın insanında şöyle bir sorun var: Bencillik. Her şeye maddi açıdan bakma var. Zaten böyle bir insandan nasıl selam bekleyebilirsiniz ki. Ortak bir değerimiz yok. Eğer ortak bir değerimiz olsaydı bu millet böyle olmazdı. Herkes birbirine soğumuş. Ama bir köylüde böyle bir şeye rastlayamazsınız. Onlar ne kadar cahil olsa da sıcaklar. O yüzden köyümü o kadar çok seviyorum ki. Köylü insanı sıkıntı çekiyor ama yine de sıcaklar.

Cevap: 1. insanlar zengin olma telaşında her şey onlar için para söz konusu biz öyle bir aşamaya gelmiş bir toplumuz ki sadece menfaatlerimiz için insanlarla diyalog kuruyoruz. 2. madde olarak şunu söyleyebilirim kendi şahsım adına bir bireye selam vermeyi istediğim halde yanlış anlaşılacağımdan korkuyorum çünkü her kılıfın altında farklı bir senfoni yer alıyor doğal olarak suçlu duruma düşmemek için o diyalogdan vazgeçiyorum. 3. ve son olarak şunu özetlemek gerekirse duyarsızlığı yaratan biziz sadece bencil egomuz onu tatmin etmeyi zorlaştırmamız.

Cevap: Bence bu size özgü bir algı değil, ne yazık ki toplumun genelinde yatan bir gerçek. Bunun nedenine gelince, kesin ve tek bir nedeni olmasa gerek. Belki sizlere saçma gelebilir ama ben biraz şuna bağlıyorum. İnsanlar gün geçtikçe gelişen teknoloji ile birbirilerine ihtiyaç duymaz hale geliyorlar. Kendi ailemden örnek verecek olursam; biz 4 kişi bile tam anlamıyla ancak yemeklerde bir arada olup sohbet edebiliyoruz, sonra herkes ya tv'nin ya bilgisayarın başına... En azından büyük yerleşim yerlerinin çoğunda durum buna benzer. Zamanla her ihtiyacı teknolojiyle karşılama fikri insanı insandan uzaklaştırıyor. Günümüzdeki çocuklar artık sosyalleşmeye korkar, dışarı çıkıp arkadaş edinemeyecek, sokakta oynanan oyunları bilmez haldeler. Evlerinde bulunan teknolojik oyuncaklar (playstation bilgisayar vs) onları düşünmekten ve yaratıcı zekaya sahip olmaktan esirgiyor. Ve dolayısıyla vurdumduymaz, sadece kendini düşünebilen, güleryüzün, hakkın nasıl alınıp nasıl verildiğini ve daha aklıma gelmeyen bir çok şeyi bilmeyen nesiller olarak yetişiyorlar. Ve çocuk kesimin dışında, bu özellikleri sonradan kazanan genç ve orta yaştaki kesim onları takip ediyor. Doğru ya da yanlış, düşüncemi paylaşmak istedim. Şunu belirtmeliyim ki, ben teknoloji karşıtı değilim.

Cevap: Evet doğru bir gözlem bence herkes aynı kanıdadır. Temelinde yatan sebepler kişisel şeyler bence. Yabancılarla konuşmamak gibi bir kanı oluştu insanlarda. En önemli sebebinin güvensizlik olduğunu düşünüyorum. Tanımadığınız bir insandan zarar görme olasılığınızın fazla olduğunu düşünüyor insanlar. Bunun çok örneklerini de gördük. Belki kulaktan kulağa yayılan şeyler ama. Kimse artık yabancılara yardım etmez duruma geldi. özellikle büyük şehirlerde daha fazla. Küçük yerleşim birimlerinde hala samimiyet var. Toplumumuzu da çok etkilediğini düşünüyorum. Eğer insanlara güvenmezsek huzurlu olamayız. Hep arkamızı Kollamak zorunda kalırız. Yaşlı birini görsek elindekileri alıp yardımcı olamıyoruz. Neden çünkü ya bana bir şey yaparsa düşünürüz. Komşularımıza da güvenemeyiz. Çok evlerine giren çıkan varsa hımm ne iş yapıyorlar acaba deriz. Sonrada aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın der geçer gideriz. Böylece paranoyak, güvensiz bir toplum haline geliriz. Yani birlik beraberlik olmaz. yardımlaşma olmaz. Mutsuz bir toplum oluruz. Oluyoruz da zaten.

Cevap: Günümüzdeki değişim rüzgarına kapılan insanlar özellikle büyük şehirlerde, sadece çıkarları doğrultusunda ben egosuyla hareket ediyorlar. (Ben de kendimde bunu fark ettim) insanlar bugünle yaşamaktan çok dün ve yarınla ilgilenmeyi tercih ediyorlar. Herkesin sanki bir acelesi varmış gibi hayatı sorgulamadan...ve belki de bilerek bundan kaçıyorlar. Bu ortamda bulunan insanlar aynı davranmaya başlıyor zaten, belki de işlerine öyle geliyor. Bu büyük bir sorun ve insanları birbirinden uzaklaştırıyor. Bence böyle bir ortamın oluşmasına sebep (ki bir sürü sebep var)- en etkili olanlar- eğitim ve aile. Küçük yaşlarda çocuklar yarıştırılıyor hep başkasıyla, her çocuktan en iyisi olunması isteniyor ve böylece toplumda insanlar küçük yaşlarda diğerleriyle içten içe rekabete başlıyor. Ve böylece birbirini sadece bunu nasıl kullanırım ya da bu kişiden bana ne zarar gelir acaba diye düşünüyor ya da böyle düşünmek için (bilerek olmasa da belki) yetiştiriliyor insanlar.

Cevap: insanların aralarında ki ilişki bana göre maddi durumlarına göre değişiyor. Eğer ki zengin birisiyseniz çevrenizde muhakkak zenginlerden oluşacak fakir insanlarla ilişkin olmayacaktır. Fakir insanlarda geçim sıkıntısı çektiği için insanlarla sağlıklı bir ilişki kurmayacaktır çünkü geçim sıkıntısı o insanı öyle bir hale getirmiştir ki artık o kişi sadece kendi paçasını kurtarmaya çalışacaktır.

Cevap: dünyada sayısız toplum var. biz kendi toplum yapımızı incelersek göreceğiz ki. biz herkese kucak açan ve bencillikten uzak bir toplum yapısı içinden çıkıp gelmişiz. kendimizi şimdi oluşturmak istediğimiz toplum yapısı ise taklit ve çirkin bir gelenektir. meşhur bir söz vardır: başkalarının yürüyüşünü taklit etti.beceremedi kendi yürüyüşünü de unuttu. işte biz bu dalgınlık ve asimile ve kendimize de dönme çırpınışındaki toplumuz.

Cevap: bu kayıtsızlık ve iletişim kopukluğunun başlıca nedenlerini maddeler halinde açıklayabilirim: 1-Zamanla yarış. Sosyo ekonomik sorumlulukların ağır koşulları nedeni ile zamanı en iyi biçimde değerlendirme zorunluluklarımız. 2-İç göçlerin yoğunluğu nedeni ile mahallelerimizdeki sürekli değişen insan profilleri. 3-Çocuklarımızla ilgili yoğun zorunluluklarımızın ağırlıkları, okulları, kursları ve de özel sorunları ile ilgili paylaşımlarımız. 4-Maddi uyumsuzluklar, yaşam tercihlerimizin içeriklerindeki farklılıklarımız. 5-Kayıtsızlıklar, selam verildiğinde oluşabilecek diyaloglardan duyulan endişelerimiz ve güvensizliklerimiz.

Cevap: Bu görüşünüze katılıyorum.. Bence bu davranışın temelinde güvensizlik yatıyor.. İnsanlar, tanımadıklarına güven duymuyorlar ve bir mesafe koyuyorlar araya hep. Bu yüzden insanlar birbirine uzak, birbirinden kopuk olmaya başlıyor..

Cevap: 1) Bu konudaki gözlem size ait. Size özgü olup olmadığını görmek için verilen yanıtları görmek gerekir. Ben sizinle aynı duyguları paylaşıyorum. 2)Dünya oluşumdan itibaren hızla değişiyor, değişim iki uçlu. teknolojik gelişmeler hayatımızı büyük ölçüde kolaylaştırırken kişiler arası bağları daraltıyor. Değişim kendini her alanda gösteriyor psikolojide bunlardan biri. Bireyselleşme birey olma kavramları yanlış anlaşılıyor. Ekonominin de bu konuda önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum. 3) iletişimi engelliyor, güven verici değil, neşesiz tatsız buluyorum.

Cevap: ben de kesinlikle aynı fikirdeyim. bunun sebebi olarak güvensiz bir toplumumuz var, herkes herkesten korkuyor diyebilirim.herkes herkese öfkeli. sanki patronundan yediği fırçanın sebebi bakkal ahmet, ya da cebinde para olmamasının sebebi selam vermediğimiz yan komşumuz. bence herkes kendine dönük yaşamayı o kadar benimsemiş ki şu kalabalık kentlerde. iş böyle olunca da benim derdim bana yeter mantığıyla yaklaşıyoruz her şeye ve bir günaydın demek bile içimizden gelmiyor. hatta itiraf etmeliyim ki ben böyleyim. bu beni nasıl etkiliyor diye sorarsanız. olumlu etkilediğini söyleyebilirim. çünkü insanlarla iletişimi artık pek de önemsemiyorum. herkes samimiyetsiz bana kalırsa.

Cevap: Evet katılıyorum ama içimizdeki biz adlı kitabınız dada değinmiştiniz bu konuya sadece bir bakış bile iletişimi sağlıyor. bu iletişim olumlu da olabilir olumsuz da. bence bu davranışların altında yatan sebepler sıralanabilir. 1- çocukluğu ve ergenlik çağına geliş evresi 2-bulunduğu yerdeki kültür(ayrıca büyük şehirlerde kültür farklılığının çok olması) 3-o anki psikolojik durumu 4-elbette kötü etkiliyor insanlar birbirinden git gide uzaklaşıyor ve benim yaşadığım yerde insanlar birbirini tanımasalar bile selam verirler (van/gevaş)

Cevap: 19 yaşındayım genel bir kanı bu katılıyorum size teknoloji deyip de klasik bir cevap vermeyeceğim. bu olay insanlar kendi hayatıyla o kadar meşgul ediyolar ki bırakın tanımadığı insanlara günaydın demeyi tanıdıklarıyla bile ilgilenmiyorlar. galiba toplum giderek bencilleşiyor. bu olgunun var olması da insanları yalnızlaştırıyor ve psikolojik problemli bireyler yetişiyor.

Cevap: kesinlikle katılıyorum. kişi tanıdık bildik değilse selam sabah vermez, vermeyiz diyoruz. 10-15 yıl aynı apartmanda oturup karşı dairemizdeki komşumuza selam vermiyoruz (ya da bir iki gün veriyoruz ses gelmeyince bir daha vermiyoruz). ben bu olguyu kendimde dahil eğitimsizlik, çok az kitap gazete okuma,kendimizi geliştirmemek ve özellikle televizyonun birbirimize karşı yabacılaştırdığını düşünüyorum. bu nesilden fazla umudum yok inşallah yeni gelecek nesil bizim gibi olmaz.

Cevap: Ben üniversite eğitimini 70 li yılların politik karmaşası dolayısıyla yurt dışında tamamlayıp tekrar Türkiye'ye dönmüş 53 yaşında bir bayanım. Ben sözünü ettiğiniz bu özensizliğe içtenlikle katılıyorum. Bunun en önemli sebebinin de eğitimsizlik ve toplumda oto kontrolün olmayışından kaynaklandığını düşünüyorum. Almanya'da öğrenciyken gelen arkadaşlarımdan birkaçına göstermek için bilinçli olarak tramvay biletini yere atmıştım. Bileti almam için uyaran bir kişi her defasında çıkmıştı. Toplum içinde kimsenin bir diğerinden çekincesinin olmayışı (ben Kadıköy yakasında yaşıyorum) pazar akşamları sahil yolundaki bu pisliğin oluşmasını sağlıyor. Bu sadece benim her pazar çok yakınımda meydana gelen bir örnek, daha nicelerini saymak mümkün. Çoğunluk duyarsız olduğu için sizin benim gibi azınlıklar rahatsız oluyorlar. Ama yılmadan eğitmeye çalışıyorsunuz bende her zaman yoluma çıkan kişileri uyarmaya devam ediyorum.

Cevap: İzleniminize katılmaktayım.Günlük koşuşturmalara yenilen insanın, kendini bile unutmuşken çevresindekileri hatırlamaması gayet doğal karşılanır olmuştur günümüzde artık. ''Peki, bu doğru bir şey midir?'' diye sormak gerekirse yaşamımızdan çalarak yaşamaya çalıştığımızı söyleyebilirim. Her şeye karşı bir yozlaşma almış başını gitmekte, herkes kendini bir diğerinden sakınmakta, bir diğerine bir ''merhaba''sını bile çok görmekte. Eskiyi özlemeyi alışkanlık eden insan, gün gelecek bir insan selamına da muhtaç kalacak. Küreselleşme olgusu hayatın her alanına sinmekte iken insan ilişkileri de bundan nasibini almaktadır. ''Fayda sağlayan benim için önemli!'' anlayışı egemen olmuştur artık insan ilişkilerine ve bu önemli olana ''Merhaba''lar saklanmaktadır. Diğer bir yönden bakarsak yalnızlık, yalnız olma duygusunu yaşamak isteyen, daha doğrusu bunalan kendinden ve de kalabalıktan bunalan insan için de ''merhaba''lardan uzaklaşmak bir kaçıştır. Kendini dinlemek adına da olsa bir dönem insan her şeyden kaçmak isteyebilir. Ama yaşam bu kopukluğu uzun süre kaldıramaz, kabullenemez. Sıra kendime geldiğinde diyeceğim şudur ki, elimden geldiğince ''merhaba''mı, ''selam''ımı eksiltmemeye çalışıyorum yeryüzüne her şeye ve herkese rağmen. Varlığım bunu gerektiriyor. Arada yorgun düşünce; kaçmak, uzaklaşmak duygusuyla dolduğum da olmuyor değil. Ama o zamanda aklıma hep şu dizeler geliyor: ''Yola çıkınca her sabah / Bulutlara selam ver. / Taşlara, kuşlara, / Atlara, otlara, / İnsanlara selam ver. / Ne görürsen selam ver. / Sonra çıkarıp cebinden aynanı / Bir selam da kendine ver. / Hatırın kalmasın el gün yanında, / Bu dünyada sen de varsın! / Üleştir dostluğunu varlığa, / Bir kısmı seni de sarsın. _ ÜSTÜN DÖKMEN ''.

Cevap: 1. Toplum genelinde maalesef paylaşılmıyor. Bence sadece farklı kültürleri izleme şansı bulanlar tarafından üzüntü ile izleniyor. 2. Aynı iletişimin aile içerisinde kurulamamış olması. Otoriter aile yapısına sahip olmamız. 3. Uygulamaya çalıştığınızda genellikle şaşkınlıkla karşılaşıyorsunuz, ancak vazgeçemiyorsunuz.

Cevap: bu olgu insanlarda var ama bizim insanlar pek düşünmeyi sevmediği için çözüm yok insanlar artık sadece ben dedikleri için bunu da birçok şey gibi görmezden geliyorlar.

Cevap: evet genel bir kanı toplumumuzda huzurun gittikçe kaybolması insanların gittikçe birbirlerine olan güvenlerinin ve insan sevgisinin yok olmasına neden oluyor. bu olgunun var olması öncelikle ön yargıyı ortadan kaldıracaktır ve insanlar birbirine güvenmeyi öğrenebilirler.

(05.08.2007)