İçimdeki Hüzün!!! | Doğan Cüceloğlu

İçimdeki Hüzün!!!

Değerli okurlar,

Malatya Çocuk Esirgeme Kurumu'nda küçücük çocukların bakıcıları tarafından dövüldüğünün videoya çekilerek bir televizyon programında yayınlanması, birçok gazetenin baş haberi oldu. Takip eden günlerde gazete köşe yazarları bu konuyu çok işlediler. Televizyon haberlerinde önemli yer tuttu.

Hepimiz Malatya Çocuk Esirgeme Kurumu'nda küçücük çocukların bakıcıları tarafından dövülmesine müthiş hayret ettik ve çok öfkelendik.

Ben ise bu duruma hayret etmemize hayret ettim.

Üç yıl kadar önce yazdığım bir yazıyı burada sizlerle paylaşmaya karar verdim. Yazı şöyle:

Çocukların anababalarıyla ilişkisini çok önemsiyorum. Bireyin, kendi bireysel yaşamıyla ilgili düşündüğüm zaman, bireyin diğer insanlarla ilişkisi üstüne düşündüğüm zaman, toplumsal barışla ilgili düşündüğüm zaman, ulusların uluslarla ilişkileri üzerine düşündüğüm zaman, insanların diğer canlılarla ilişkisi üzerine düşündüğüm zaman hep çocukluğa, çocuk terbiyesine, anababa çocuk ilişkisine gidiyor aklım. Anababa çocuk ilişkisi ile ilgili ne yazayım diye düşünmeye başladığım zaman fark ettiğim ilk şey içimdeki hüzün oluyor.

Gerçekten hüzünlüyüm. Biliyorum, hüznümün altında buzdağının okyanusun altında kalan görünmeyen kısmı gibi başka duygular da var. Ama bana şimdi ilk gelen ve beni selamlayan duygum, hüznüm.

Bozuk düzen şehirleşme içinde hiç çocuk parkı yapılmayışından hüzünleniyorum. Yollarda yürürken bir çocuğun yüzüne inen şamarı gördüğüm zaman içim ağlıyor. Kolundan tutulan bir çocuğun sürüklenircesine yürütüldüğünü gördüğüm zaman yıpranıyorum. Basit ama gizemli sorularına cevap alamayan çocukları izlediğim zaman içim yanıyor. Çocukların o muhteşem yaratıcılığının, doğallığının, kendiliğindenliğinin, niyetlerinin saflığının hunharca ve kayıtsızca yok edilişini görmek benim içimi ağlatıyor.

Geçmişin anababaları bugünkün toplumun dokusunu yarattılar: sorunlar içinde boğulmuş, ne kendine, ne de ilişki içinde olduğu diğer insanlara güvenen, bencil, çıkarcı, çözümün değil, sürekli sorunun bir parçası olan insanlar.

Ama bu sorunları yaratanların bizim anababalarımız olduğu kimsenin umurunda değil. Anababalarımızın bu memleketi bu hale getiren insanların mimarı olduğu bilinmedikçe, toplumsal sorunlara kalıcı çözümler getirmenin olanaksız olduğunu biliyorum. "Biliyorum," diyorum; "kanısındayım," "sanıyorum," "düşünüyorum," demekten çok daha güçlü bir inancı belirtmek için.

Herkes her şeyden şikayet ediyor. Türkiye'ye geldiğim zaman Türklerle ilgili ilk algılamam herkesin her şeyden şikayet ettiği oldu. Bakkal müşteriden, müşteri bakkaldan; hükümet muhalefetten, muhalefet iktidardan şikayet ediyor. Basın kanunlardan ve uygulamadan, halk basından şikayetçi ve güvenini yitirmiş durumda. Öğretmen öğrenciden, öğrenci öğretmenden şikayetçi.

Anlaşılan iyi bir Türk vatandaşı olmanın ilk koşulu, şikayet eden bir insan olmak.

Ve ben de şimdi iyi bir vatandaş olarak anababalardan şikayet etmek için bu yazıyı yazıyorum.

İçim hüzün dolu.

Liderlik konusunda uluslararası bir çalışmada birçok ülkeden gençlerin katıldığı bir toplantıda, her bir gencin yaşamını etkilemiş, onun düşünce, duygu ve davranışına yön vermiş kendi 'kişisel' liderlerden örnekler sorulmuş. Bu toplantıya gözlemci olarak katılmış sosyal psikoloji alanında uzman bir Türk gözlemci bana gördüklerini şöyle aktardı:

"Farklı ülkelerden gelen geçlerin her biri sırayla kendi anne ve babalarından, öğretmenlerinden, büyük anne veya büyük babalarından kişisel liderleri olarak söz ettiler. Bazıları, "Yalan söylememeyi ben babamdan öğrendim," derken, bazıları, "Gayret sarf etmeden kalıcı bir sonuç alınamayacağını bana büyük annem öğretti," şeklinde konuştu. Verdikleri örnekler günlük yaşamda yer alan basit örneklerdi, ama ifade ettikleri anlamlar insanın yaşamında yer alması gereken dürüstlük, sevgi, sebat, gayret, sözünün eri olma gibi temel değerlerdi.

"Toplantıya katılan yirmi küsur kadar Türk gencinden biri el kaldırdı ve "Ben hepimiz adına konuşuyorum. Biz lider olarak Atatürk'ü tanıyoruz ve hepimize o yol göstermiştir," diyerek sözü kesti attı.

Bu Türk gençlerinin çocukluğunda onlara sevmeyi, çalışmayı, dürüst olmayı, gelişmeyi, hizmet etmeyi, sabırlı olmayı, herkes ne derse desin doğru bildiğini herkese rağmen söylemeyi ve yapmayı öğreten anababalar, yani küçük çocukların gerçek kişisel liderleri olması gerekenler nerede?

İçimde dolu dolu, buram buram bir hüzün var.

Sokağa tüküren delikanlımızı, elindeki çikolata kağıdını pervasızca yere atan liseli kızımızı gördüğüm zaman içimdeki hüzünle selamlaşıyorum.

Çocuklarımızı şiddetle ezerek kalıplamayı anababalık olarak anlamaktan kurtulup, onları birey olarak geliştirmeyi sorumluluk olarak almış anababalara hasretliğim var.

Doğan Cüceloğlu

Bu yazı hakkında yorum yapmak, fikrinizi söylemek istiyorsanız tıklayın ve karşınıza çıkan iletişim formunun konu bölümüne yazının başlığını, açıklama kısmına ise yorumunuzu yazın ... 

Doğan Cüceloğlu Resmi Web Sitesi © 2005-2016
YASAL UYARI: Bu site 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayın yapmaktadır. Sitemizde yayınlanan her türlü içerik, ilgili sayfamıza link vermek koşulu ile yayınlanabilir. Aksi durumlarda yasal hakkımız saklıdır.