Saf Bir İlişki | Doğan Cüceloğlu

Saf Bir İlişki

Doğan Cüceloğlu (29/11/2005)

Sevdiğim, yakın hissettiğim ve değer verdiğim bir dostuma Kaliforniya'dan bir mektup yazdım ve onun seveceğini umduğum bir doğa fotoğrafını ekledim gönderdim. Bana yazdığı mektupta, teşekkür ediyor ve şöyle diyordu:

"Kendimi özel ve değerli hissettim. Galiba bütün yaşam kendi benliğimizle safça bir ilişki kurabilmekte düğümleniyor. Eğer bunu becerebilirsem kendime ne güçlü bir hediye vermiş olacağım."

Arkadaşım daha sonra üzerinde çalıştğı kitaptan ve o yaz yapacağı geziden söz ediyordu. Bu mektupta beni en çok etkileyen şu cümle oldu: "Galiba bütün yaşam kendi benliğimizle safça bir ilişki kurabilmekte düğümleniyor. Eğer bunu becerebilirsem kendime ne güçlü bir hediye vermiş olacağım."

Kendi Benliğimizle Safça Bir İlişki Kurabilmek

Ne demek 'kendi benliğimizle safça bir ilişki kurabilmek?" Bu cümle üzerinde düşündüğüm zaman şunları görüyorum.

• İnsanların kendi benlikleri diyeceğimiz bir yönleri vardır;• İnsanlar kendi benlikleriyle ilişki kurabilirler veya kuramayabilirler;• Kendi benlikleriyle ilişki kurmanın birçok türleri vardır; bunlardan bir tanesi 'safça bir ilişki' kurabilmektir;• Kişinin kendi benliğiyle safça ilişki kurabilmesi o kişinin yaşamının anlamlı olmasının çok önemli bir yönünü oluşturuyor;• Kendi benliğiyle safça ilişki kurabilmek kendiliğinden olan bir olay değildir; kişinin bilinçli olarak bunu başarmak için gayret sarf etmesi, bunu 'becermeye' çalışması gerekmektedir.• Kişi kendi benliğiyle safça ilişki kurmayı başarabilirse, bu başarı onun kendine vereceği en önemli 'hediye'dir.

Sevgili okurlarım, yukarıda sıraladığım ifadelerden her birini teker teker ele alarak düşündüklerimi bir dizi makale olarak yazmak istiyorum. Bu yazımda, 'insanların kendi benlikleri diyeceğimiz bir yönleri vardır' konusunu ele alacağım.

İnsanların kendi benlikleri diyeceğimiz bir yönleri vardır

Şimdi bu yazıyı okumayı bırakın ve 30 saniye kadar gözlerinizi kapayın. Gözlerinizi kapadığınız zaman tamamıyla bir boşluk mu hissettiniz, yoksa aklınıza düşünceler, duygular, izlenimler üşüştü mü? Eğer siz de diğerleri gibi normal bir insansanız gözlerinizi kapadığınız zaman bedeninizden gelen izlenimlerin, aklınıza gelen düşüncelerin, duyguların farkına vardınız. SAVAŞÇI kitabında Arif öğretmenle şöyle bir deneme yapıyorum: (s. 18)

-Arif Bey, kısa bir deneme yapmama izin verin.-Nasıl bir deneme?-Oturduğunuz yerde, gözlerinizi kapatarak yapacağınız bir deneme.-Peki.- Sandalyenizde rahat oturun ve gözlerinizi kapatın. Şimdi bedeninizin farkına varın. Ayak ucunuzdan tepenize kadar şöyle bir gözden geçirin. Gergin yerler var mı? Rahat hisseden yerlerin, rahatsız hisseden yerlerin, hamlamış, yorulmuş, ya da zinde, dinç kısımların farkına varın."Şimdi duygularınızı gözden geçirin. Şu anda ne gibi duygular içindesiniz? Heyecan mı hissediyorsunuz? Kaygınız var mı? Mutlu musunuz? İçinizde biraz rahatsızlık var mı? Sakin misiniz?""Şimdi düşüncelerinizi gözden geçirin: neler düşünüyorsunuz? .... Aklınızdan şu anda ne gibi düşünceler geçiyor. ..... Şimdi ve burada olan şeyleri mi düşünüyorsunuz, yoksa geçmişle, ya da gelecekle ilgili düşünceleriniz var mı? ...... Sadece konuştuğumuz konuları mı düşünüyorsunuz, yoksa kişisel yaşamınızla, öğretmenliğinizle, veya yaşamınızın daha başka yönleriyle ilgili düşünceler geliyor mu?....."Bu arada garson yandaki masaya su ve ayran getirdi ve ayrılırken bizim masaya sürtünerek geçti. Arif Bey'in gözlerini açmak ister bir hali vardı. -Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz."Garson gittikten sonra konuşmaya başladık.-'Ben kimim?' sorusuna 'Ben bedenimim' biçiminde cevap verebilir misiniz?-Bedenim bir parçam ama, 'Ben kimim?' sorusunun cevabı olamaz.-Gerçekten de olamaz. Siz küçükken, size yine 'Arif' diyorlardı. Size birçok çocukla birlikte çekilmiş bir resim gösterseler ve "sen hangisisin göster," deseler, kendinizi o grup içinde bulur gösterir, ve "işte ben buyum," dersiniz. Halbuki çocukluk bedeninizle şimdiki Arif'in bedeni birbirinden çok farklı. Sizin bedeninizde milyarlarca hücre yenilendi. Ama, siz yine o çocuğun ve şimdiki Arif'in aynı insan olduğunu rahatlıkla ve kuşkusuz söyleyebilirsiniz.-Evet, söyleyebilirim.-Aynı düşünceyi duygularınız ve düşünceleriniz için de söyleyebilir miyiz?-Yani, 'Ben duygularım değilim!' anlamında mı?-Evet, o anlamda.-Tabii, söyleyebiliriz. Ben düşüncelerim değilim, ve duygularım da değilim.-Bilimsel psikoloji uzun yıllar, bilincin kendisiyle bilincin içeriği arasında bir ayırım yapamadı. Bilinç farkında olan, bilincin içeriği ise farkında olunan şeydir. İkisi aynı şey değildir. Algılayan, gözlemleyen bilinçtir. Algılanan, gözlemlenen ise bilincin içeriğini oluşturur. "Gözünüzü kapattığınızda bedeninizi, duygularınızı, düşüncelerinizi gözlediniz. Gözleyen sizin bilincinizdi, bedeniniz, duygu ve düşüncelerinizle ilgili algılamalarınız ise içerikti."-Evet, bunu anlayabiliyorum ama, bütün bu konuştuklarımızın 'Ben kimim?' sorusuyla ilgisi ne?-Bakın size bir öykü anlatayım. Belki o zaman konuştuğumuz şeylerle sorunun ilişkisini daha iyi anlarsınız:"Baraj yapımında çalışan bir grup işçi ırmağın sığ kısmından karşıya geçmişler. Karşıya geçince usta başı, "galiba arkadaşlardan biri eksildi," diyerek grubu saymış. Ve gerçekten de bir kişi eksik çıkmış; çünkü usta başı kendini saymayı ihmal etmiş. Usta başı yardımcısına, "Bir de sen say," demiş; ama, yardımcısı da kendini saymayı unuttuğu için, o da bir kişinin eksik olduğunu söylemiş. Bundan sonra her işçi sırayla gruptaki kişileri saymışlar, fakat her biri aynı hatayı yaptığı için bir kişi hep sürekli eksik çıkmış. Nihayet o civardan geçen bir köylü bunların durumunu görmüş, sorunlarını öğrenmiş, ve bir de o saymış, "eksiğiniz yok," demiş. Ancak o zaman, grubu sayanın kendisini de sayması gerektiğini anlamışlar.""'Ben kimim?' sorusuna cevap ararken hep bilincin içeriğini saymışızdır: ben öğretmenim, ben anneyim, doktorum, evladım, vb. gibi. Çoğu kez o soruyu soran bilinci hesaba katmadık. Halbuki, 'ben kimim?' sorusunun cevabı orada yatıyor: Ben bütün bu soruları soran, farkında olan, gözlemleyen bilincim."-Çocukluğumdaki Arif'le, şimdiki Arif arasındaki ilişki de bu bilincin sürekliliğinden mi kaynaklanıyor?-Resimde, "işte ben buyum" demenizi sağlayan sizin bilincinizin sürekliliğidir. Duygularınız, düşünceleriniz, bedeniniz, sosyal rolleriniz değişse de, 'ben' özdeşimini ayakta tutan sizin bilincinizin sürekliliğidir.-Cinsiyet değiştirenlerde de herhalde bilincin bu sürekliliği, cinsiyet değişiminden önceki insanla, sonraki insanı aynı olarak gösteren şey olsa gerek.-Nasıl, pek anlayamadım?-Yani, hayatının bir kısmını erkek olarak geçirip, daha sonra ameliyatla kadın olanlar var. Onlardan söz ediyordum. Onlar da cinsiyet değişiminden önce çekilmiş bir resmini gösterip, "ben buyum," diyebilirler.-Ha, evet, anladım. Gerçekten güzel bir örnek.

İnsanın kendi benlikleri dediğimiz bu yönün farkında olmak, insan olmanın en önemli özelliği, en önemli simgesidir. Bir çok insan bu yönün farkında olmadığı için ömrünü kendi özel hapishanesinde geçirir. Yine SAVAŞÇI kitabından 'Özel Bir Hapishane' alt başlığı altında (s.21) bu konuda Arif Öğretmenle benim aramda şu konuşma yer alır:

Özel Bir Hapishane-Bilimsel psikoloji uzun zaman bu farkında olan, gözlemleyen bilinçle, gözlemlenen arasındaki farkı pek önemli görmedi. Böylece ne oldu biliyor musunuz?-Hayır, bilmiyorum, ne oldu?-Gözlemleyen benle, gözlemlenen ben arasındaki fark bilinmeyince insanlar gözlemlenen şeyin içinde hapis oldular. 'Ben öğretmenim, marangozum, babayım, anneyim, müslümanım, kadınım, erkeğim' gibi sosyal rollerin içinde kendilerini tanımlamaya çalıştılar ve tabii ki boğuldular kaldılar.Bir süre sustum. Kahvemden bir yudum aldım. Arif Bey'in gözünün içine bakarak, tane tane şunu söyledim:-Sizin bunalımınızın temelinde de sizin böyle bir hapishane yaşamının içinde olmanız yatıyor.Arif Bey dikkatle söylediklerimi dinliyordu. Gözleri heyecanını saklayamıyordu. Şu anda birçok şeyi gördüğünü ve anladığını sezinliyordum.Bir süre sessiz kaldıktan sonra, konuşmaya başladı:-Beni tıpış tıpış hapishaneye sokmuşlar da haberim yokmuş. Hatta onlar sokmamışlar, ben kendim hapishaneye kendi ayaklarımla gitmiş, hapishanenin kapısını da üstüme kilitlemişim. Daha sonra hapishanenin penceresinden bakarak, "Batsın bu dünya" arabeskini söylüyorum.-Arif öğretmenim, konuyu kesinlikle kavradınız. Bu öyle hapishane ki, kapısını ancak kişinin kendisi açabilir.-Ben açtım mı Hocam? Yani artık hapishane de değil miyim?-Sana hem iyi, hem de kötü haberim var. Kötü haberim iki tane. Birinci kötü haberim şu: henüz hapishaneden çıkmış değilsin. İkinci kötü haberim ise şu: ben de hala hapishanedeyim.-Siz de mi hapishanedesiniz?-Evet. Belki bütün haftamı orada geçirmiyorum, ama, hala hapishanedeyim. Evvelden her konuda düşünürken, konuşurken, eylem yaparken hep hapishanede idim. Şimdi bazı konuları düşünürken, konuşurken, planlarken, gerçekleştirirken hapishanede değilim, ama, bazı konularda hala hapishanedeyim. Sanki evvelden yedi günümü de hapishanede geçirirken, şimdi sadece salı ve çarşambaları hapishanedeyim gibi geliyor.-Neden salı ve çarşambaları Doğan Bey?-Söz gelimi öyle söyledim. Yani hapishane hala farkına varmadan benim sığındığım, bilmeden gelip yaşamımın bir kısmını geçirdiğim bir yer.-Hapishaneden yüzde yüz kurtulanlar var mı?-Evet, var. Sayıları az ama, yine de var.-Onlar kim. -Onların özel bir ismi var. Kelimeyi duymuşsundur, ama, bu anlamda kullanıldığını pek duymamışsındır.-Hangi kelimeyi?-Hapishaneden yüzde yüz kurtulan, ve sayıları az olan insanlara verilen ismi.-Onların ismi ne?-Savaşçı!-Savaşçı mı?-Evet.-Hiç de barışı, bilgeliği, özgürlüğü, mutluluğu çağrıştıran bir kelime değil.-Evet, hapishanedeki biri olarak savaşçıyı tanıyamazsın. Savaşçıyı tanımak, anlamak için hapishaneden çıkman gerekiyor.-Peki arasıra olsa da bu hapishaneden çıkabilecek miyim?-Önce kötü haberimden söz etmiştim. Şimdi iyi haberimi vereyim. İyi haberim şu: hapishanede olduğunu keşfettiğin an, savaşçı olma yolunda ilk adımını atmış olursun.-Hocam, farkına varmadan ilk adımı atmış olduğumu söylediniz, ama, savaşçı yolculuğunu yapabilecek miyim?-Bilmiyorum. Ben sizinle böyle bir yolculuğa çıkmak isterim. Bu sadece sizin yolculuğunuz olmayacak, benim için de anlamlı bir yolculuk olacak.

'İnsanlar kendi benlikleriyle ilişki kurabilirler,' ve 'İnsanlar kendi benlikleriyle ilişki kuramayabilirler,' alt başlıklarını da bu tartışma içine cevaplamış olduğumu sanıyorum. Önümüzdeki hafta, 'Kendi benlikleriyle ilişki kurmanın birçok türleri vardır; bunlardan bir tanesi 'safça bir ilişki' kurabilmektir' alt başlığını irdelemek istiyorum.

Doğan Cüceloğlu (29/11/2005) 

Doğan Cüceloğlu Resmi Web Sitesi © 2005-2016
YASAL UYARI: Bu site 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayın yapmaktadır. Sitemizde yayınlanan her türlü içerik, ilgili sayfamıza link vermek koşulu ile yayınlanabilir. Aksi durumlarda yasal hakkımız saklıdır.