Ekin Sapı Devrimi | Doğan Cüceloğlu

Ekin Sapı Devrimi

Uzun zamandır size buradan kitap önermemiştim. Geçenlerde bir şirkete 2 saatlik bir konuşma yaptım; sonunda katılımcılar ayrılırken elimi sıkıyorlar birkaç kelime ile düşüncelerini paylaşıyorlardı. İçlerinden biri Masanobu Fukuoka adlı Japon yazarın "Ekin Sapı Devrimi" adlı kitabı okuyup okumadığımı sordu. Okumadığımı ve ilk defa duyduğumu söyledim. Kitaptan biraz söz etti; ilgimi çekti, hemen aldım ve üç gün içinde bitirdim. Kitabı bana önerdiği için Dr. Cüneyt Tuncel'e teşekkür ediyorum.

Kitap aslında doğal tarımla ilgili, ama Bay Fukuoka'nın doğal tarıma ilgisinin altında bir yaşam felsefesi yatıyor. Benim daha önce bu sitede yazmış olduğum "park mı, orman mı?" başlıklı yazımda söz konusu ettiğim düşüncelerin çok daha derin felsefi temellerini kurcalamış.

Arka kapakta kitap şu şekilde tanıtılmış:

Masanobu Fukuoka, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Japonya'da Şikoku adasındaki bir çiftlikte doğal tarım yapmaya başladı. 55 dönümlük çiftlikte 1950'den beri toprak sürülmüyor, tarım makineleri, tarım ilaçları ve suni gübre kullanılmıyor, budama yapılmıyor, yabani otlarla mücadele edilmiyor. Buna karşın, alınan mahsul -geleneksel veya endüstriyel- Japon çiftliklerinin verimliliğiyle boy ölçüşecek oranda. Dahası, hiçbir kirlenme yaratmayan bu yöntem sayesinde toprak günden güne canlanıp zenginleşirken diğer geleneksel ya da modern tarım yöntemlerinden daha az emek istiyor.

Kısacası modern tarımın yok edici etkilerini tersine çeviren bu doğal tarım projesi, kendi yarattığı sorunlara çözüm üretmekle avunan insanın nafile çabasını çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor.

Ekin Sapı Devrimi'nde doğanın kendini ve insanı nasıl onarabildiğini ortaya koyan Fukuoka, 60 yıldır sürdürdüğü doğal tarım uygulamasıyla bize engin bir deneyim, temel aldığı hayat felsefesiyle alçakgönüllü bir bilgelik ve yarına kurban edilmemiş bir bugün sunuyor.

Kitap şöyle başlıyor: "Bu bir tek ekin sapından bir devrim başlayabileceğine inanıyorum. İlk bakışta bu pirinç sapı hafifi ve önemsiz görünebilir. Neredeyse hiç kimse onun bir devrim başlatacağına inanmaz. Ama ben, bu sapın ağırlığını ve gücünü fark ettim. Bana göre bu devrim oldukça gerçek." (s. 31.)

Gençliğinde bir sabah doğada kendi için son derece anlamlı bir deneyim yaşar. Ve şöyle der:

"Sanırım, o sabah yaşadığım deneyimle yaşamımın tamamen değiştiğini rahatça söyleyebilirim." (s. 37.)

"Değişime rağmen, özünde ortalama, aptal bir adam olarak kaldım ve bunda o günden bu güne bir değişiklik olmadı. Dışarıdan bakıldığında, benden daha sıradan biri yok ve gündelik hayatımda da sıra dışı hiçbir şey olmadı. Ama bu bir tek şeyi bildiğime dair inancım bugüne dek değişmedi. Otuz kırk yılımı hatalı olup olmadığımı sınayarak ve bu sırada düşünerek harcadım ve bir kez bile düşüncemin tersi yönde bir kanıt bulamadım.

"Bu fark edişin kendi içinde büyük bir değerinin olması, bunun bana özel bir değer kazandırdığı anlamına gelmez. Ben sade bir adam, ya da tabiri caizse, yaşlı bir karga olmayı sürdürüyorum. Dikkatsiz bir gözlemciye alçakgönüllü ya da kibirli görünebilirim. Meyve bahçemde kalan gençlere tekrar tekrar beni taklit etmemelerini söylerim ve bu tavsiyeyi ciddiye almayan birisini görmek beni gerçekten kızdırır. Bunun yerine, doğada yaşamalarını ve kendilerini günlük işlerine vermelerini isterim. Hayır, benimle ilgili özel bir şey yok, ama bir an için fark ettiğim şey muazzam önemli." (s. 38)

Ben çiftçi olmayacağıma göre tarımla ilgili bu kitap benim niçin bu kadar ilgimi çekti? Kitabın özünde anababalık felsefesi ve davranışlarıyla ilgili çok önemli fikirlere rastladım. Bu fikirler beni derinden etkiledi. Yalnız anababalık felsefesiyle değil, çağdaş eğitim felsefesiyle ilgili olarak da çok etkilendiğim fikirlere rastladım.

Örneğin şu fikir bana çok çarpıcı geldi: "Hemen herkes "doğa"nın iyi bir şey olduğunu düşünür, ama çok azı doğal olanla doğal olmayan arasındaki farkı kavrayabilir.

"Eğer bir meyve ağacından tek bir tomurcuk bile bir makasla kesilirse, yeniden düzeltilemeyecek bir düzensizlik doğabilir. Doğal şekline göre büyürken, dallar gövdeden karşılıklı olarak yayılır ve yapraklar eşit miktarda güneş ışığı alır. Eğer bu sıralanmaya müdahale edilirse dallar çekişmeye girerler, birbirlerinin üstüne yatar ve dolanırlar. Böylece güneş ışığı ulaşmayan bölgelerdeki yapraklar solar. Böcek hasarı baş gösterir. Eğer ağaç bir sonraki yıl da budanmazsa daha fazla solgun dal ortaya çıkar." (s. 44.)

Ve doğaya müdahale eden insan bilinçsiz olunca bakın neler oluyor...

"İnsanlar, müdahaleleriyle yanlış bir şey yaparlar, zararı onarmadan bırakırlar ve ters sonuçlar yoğunlaştığı zaman bütün güçleriyle bunu düzeltmek için çalışırlar. Düzeltici faaliyetler başarılı göründükleri zaman, bunları mükemmel muvaffakiyetler olarak görmeye başlarlar. İnsanlar bunu tekrar tekrar yaparlar. .... " (s.44.)

Tabii benim ilgilendiğim tarım değil, insanlar. İnsan yavrularını budayan anneler, babalar, öğretmenler ve eğitim yöneticileri. Bütün bu budamaların hasarını kim düzeltecek? Psikolog ve psikiyatristler, değil mi? Peki onlar budanmamış mı? Acaba onlar budanmışlıklarının farkındalar mı?

Ve sonunda karşımıza para kazanmak üzere eğitilmiş ve ehlileştirilmiş kadın ve erkeklerin önemsendiği, el üstünde tutulduğu sevgisiz, çıkarcı, yalnız insanlardan oluşan sorunlu bir toplum çıkar. Parası olan, cebi dolu, ama gönlü doyumsuz mutsuz insanlar. Hepimiz birbirimize bakar, öfkeyle, hayretle ve birazcık da umutla, "Ne yapalım?" sorusunu sorarız. Ve sonra uzmanlar gelir der ki, "Daha fazla okul, daha fazla hastane, daha fazla hapishane yapmalıyız!"

Modern kimyasal tarım ile çağdaş insanın benzerliğini bu kadar açık seçik görememiştim.

Doğa ve insan ilişkisi ilginizi çekiyorsa Masanobu Fukuoka'nın Ekin Sapı Devrimi kitabını okuyun.

Doğan Cüceloğlu (07.06.2009)

Doğan Cüceloğlu Resmi Web Sitesi © 2005-2016
YASAL UYARI: Bu site 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayın yapmaktadır. Sitemizde yayınlanan her türlü içerik, ilgili sayfamıza link vermek koşulu ile yayınlanabilir. Aksi durumlarda yasal hakkımız saklıdır.