Saygı ve Sevgi. Nerede, Ne Zaman? / Yazılar - Doğan Cüceloğlu Resmi Web Sitesi

Saygı ve Sevgi. Nerede, Ne Zaman?


Şimdi Kaliforniya’dayım. (Ağustos 2011.) Burası alışık olduğumdan farklı bir ortam, kendimle birlikte taşıdığım ve farkında olmadığım şeylerin farkına varıyorum; tabii kendime ait olmayan yeni şeylerin de.

Sevgi ve saygı üzerine yazmak geldi içimden.

Çocuğuna zorla yedirmeye çalışan anne çocuğunu seviyor mu? Sevmese bu kadar zahmete girmez, diye düşünebilirsiniz.

Sürekli çocuğuna derse çalışmasını söyleyen, onun hayatını, bakma, dokunma, konuşma, koşma, diyerek yönlendiren ve denetleyen anababa çocuğunu sevdiği için mi bunları yapıyor? Sevmese niçin bu kadar zahmete girsin, dediğinizi duyar gibiyim.

Çocuğu konuşurken onun ne dediğini umursamayan, başından savarcasına “hı, hı” diyerek geçiştiren, konuşsa bile çocuğunun seviyesine inmeden ayakta, ona yukarıdan bakarak konuşan baba çocuğunu seviyor mu? Ne yani, çocukların karşısında el pençe divan mı duracağız, gibi bakıyorsunuz.

Derse iyi hazırlanıp, dersi sınıfta eksiksiz anlatan ve bunun ötesinde başka bir şeyle ilgilenmeyen öğretmen öğrencisini seviyor mu? Sevmese derse iyi hazırlanmazdı, diyebilirsiniz.


Müfredat programının tam uygulanmasının ötesinde başka bir şeyle ilgilenmeyen müfettiş, öğretmeni seviyor mu? Müfettiş, müfettişliğini yapıyor, başka ne isteyebilirsiniz, diye düşünebilirsiniz.

***

Kaliforniya’da Santa Monica sahilinde geliri yüksek, arabası ve giyinişinden, hal ve tavrından tuzu kuru insanlar arasında yürürken işte bunlar aklımdan geçiyor. Zenginlerin arasına sokak kedileri gibi bir görünüp bir kaybolan evsizler var, sokaklarda uyuyan zihinsel engelliler var; aynı sokak kedileri ve köpekleri gibi, bir parça ekmek için insanın gözünün içine bakıyorlar. Dünyanın en zengin ve güçlü devletinin vatandaşları bunlar. Nasıl sokak kedileri bizim umurumuzda değil ise, burada da herkes kendi bireysel yaşamı içinde gömülmüş, bizim kedileri seyrettiğimiz gibi, seyrettiklerinin dahi farkında olmadan açlara, düşkünlere görmez gözlerle bakıyor ve yürüyüp gidiyorlar.

***

İçimde Aşık Veysel’in türküsü caddelerde yürüyorum:

Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece

***

İşte böyle yürürken sevgi nedir, diye sordu içim zihnime.

Yüzünde bir gülümsemeyle, herkesin içinde kuşlara elindeki ekmekten veren kişi gerçekten kuşları seviyor mu? Kediler, köpekler, kuşlar yaz gününde susuz kalmasın diye duvara, bahçeye su koyanlar var. Onları görmüyoruz.

‘Bir elin verdiğini öbür el bilmeyecek’ kuralı gerçek sevgiyi tanımlamak için mi kondu, diye aklımdan geçti.

***

İzin verin iki kavramla ilgili düşüncelerimi paylaşayım: saygı ve sevgi.

Saygı, kişinin varoluşunu ve o varoluşun sınırlarını koşulsuz kabul ederek ilişki kurmak ve bu ilişkiyi devam ettirmeyi isteme duygusudur. Eğer kırlangıcı kırlangıç olarak olduğu gibi kabul ediyorsam ve onların yaşamlarını devam ettirmesi gereken koşulları değiştirmemeye özen göstererek ilişki kuruyorsam, kırlangıçlara saygım var demektir. Kırlangıç kişi mi? Saygın varsa, evet!

Çocuğumu, bir çocuk olarak olduğu gibi kabul ediyorsam ve onun bir çocuk olarak yaşamasına özen göstererek ilişki kuruyorsam; onun çocuk sınırlarını keyfimce ihlal etmiyorsam, bir şeyi isterken ‘lütfen,’ diyorsam, bana verdiği zaman ‘teşekkür’ ediyorsam, o zaman çocuğa saygım var demektir.

Saygıda iki önemli boyut var; bunlardan ilki sınırlar ve sorumluk bilinci içinde varoluşu olduğu gibi kabuldür, diğeri de ilişkiyi sürdürme isteğidir. Kırlangıcı kırlangıç olarak olduğu gibi kabul etmek, onlara zarar vermeden yaşamaya özen göstermek, onların çevremde olmasını istemek, kırlangıçlara saygılı olduğumu gösterir. Ama bu kırlangıçları sevdiğimi göstermez.

Öğretmen öğrencisinin varoluşunu olduğu gibi kabul ederek onunla ilişki kurduğu zaman öğrencisine saygılı davranmış olur. Ama böyle bir tavır öğretmenin öğrencisini sevdiğini ifade etmez.

Sevgi, seven ve sevilen arasına özel bir duyguyu, niyeti ifade eder. Seven kişi, sevdiğinin olabileceğinin en iyisi olarak gelişebilmesi ve böylece potansiyelini gerçekleştirerek mutlu olabilmesi için eylem içindedir. Bunun karşılığında hiç bir şey beklemez. Sevdiğinin mutlu olması, seveni mutlu eder. Hepsi bu.

Kırlangıca saygılı olmak başka, kırlangıcı sevmek başkadır. Kırlangıcı seven eyleme geçer; kırlangıcı tanımak için kitaplar okur, araştırır, onların ortamlarını daha iyi hale getirmek için çabalar, dernekler kurar, mevsimlerine göre kırlangıcın gelişlerini karşılama ve ayrılış ve gidişlerini uğurlama törenleri oluşturur. Bunun karşılığında tek bir beklentisi vardır: kırlangıçların kırlangıç olarak özgürce yaşamaları.

Öğrencisini seven öğretmen öğrencisini tanımak için zaman ayırır; ailesi kim, anababası nasıl insanlar, nerede oturuyor, kaç kardeşler, hayattan beklentileri nedir, ne olmayı, ne yapmayı hayal ediyor, emek ve zaman verir ve bu sorunların ve cevaplarını öğrenir. Daha sonra kolları sıvar ve bu öğrencinin olabileceğinin en iyisi olması için eyleme geçer. Bunun karşılığında tek bir beklentisi vardır: Öğrencinin olabileceği en iyi insan olarak hayata atılması ve mutlu bir insan olarak yaşaması.

Saygı sevginin vazgeçilmez önkoşuludur. Ama tek başına saygı sevgiyi oluşturmaya yeterli değildir.

Çocuğuna zorla yedirmeye çalışan annenin çocuğuna saygısı yoktur. Ve ne yazık ki o bunun farkında değildir. Saygının olmadığı yerde sevgi gelişemez. Peki, anne niye böyle? Anne,’Yetişkin çocuk’ olduğu için böyle. Yetişkin çocuk ne demek ve neden yetişkin çocuk olarak yetişmiş bu anne?

Bunlar önemli sorular. Benim Yetişkin Çocuklar ve Korku Kültürü kitaplarımda bu soruları cevaplarını irdeliyorum.

Sürekli çocuğuna derse çalışmasını söyleyen, onun hayatını, bakma, dokunma, konuşma, koşma, diyerek yönlendiren ve denetleyen anababa çocuğunu sevdiği için mi bunları yapıyor? Hayır. Çocuğuna zorla yemek yediren anne durumuyla ilgili söylediklerimiz derse çalışmaya zorlayan için aynen geçerli.

Çocuğu konuşurken onun ne dediğini umursamayan, başından savarcasına “hı, hı” diyerek geçiştiren, konuşsa bile çocuğunun seviyesine inmeden ayakta, ona yukarıdan bakarak konuşan baba çocuğunu seviyor mu? Hayır; burada ne saygı var, ne de sevgi. Durum yukarıdakilerle aynı.

Derse hazırlanıp, sınıfta dersi eksiksiz anlatan ve bunun ötesinde başka bir şeyle ilgilenmeyen öğretmen öğrencisini seviyor mu? Hayır. Bu öğretmen öğrencisine saygılı, ama sevgi eksikliği var.

Müfredat programının tam uygulanmasının ötesinde başka bir şeyle ilgilenmeyen müfettiş, öğretmeni seviyor mu? Öğretmeni sevmiyor; öğretmene saygı duyduğu da tartışma götürür.

Sevgisizlik örtük olarak kendini ifade ediyor. Santa Monica sokaklarında gördüğüm manzaralar örtük biçimde ailelerimizde ve okullarımızda, bizde de var; ama bizimkiler örtük; görünmüyor, saklı.

Eğer, bir toplumun insanlarının zihnini sevgisizlik yaralamıyor ise, gönlünü incitmiyor ise, bence o toplumun çöküşü başlamıştır. Toplumun zihni ve gönlünü ekonomik durum meşgul ediyor.

Menzil ne?

***

Şaşar Veysel işbu hale
Gah ağlayan gahi güle
Erişmek için menzile
Gidiyorum gündüz gece

***

Eğer menzil aydınlık Türkiye’nin geleceği ise; onu zihnimizin ve gönlümüzün gelişmişliği üzerine kuracağız.

Selam olsun yolculara!

Doğan Cüceloğlu (14.08.2011)