| • Anasayfa |
| • Yaşam yolculuğu |
| • Yazılar |
| • Kitaplar |
| • Önerdiği kitaplar |
| • Sizden gelenler |
| • TV programı |
| • İletişim |
![]() |
![]() |
|||||
Üniversite Rektörü Ve Dekanlarının Dikkatine Bir Mektup |
Aşağıdaki mektubu yakından tanıdığım bir hukukçu bayan yazdı. Kırk beş yaşlarında. Aklı başında, kibar bir insan. Bu mektubu okuyunca doktora programı öğrencisi olarak University of Illinois, Champaign-Urbana’da başımdan geçen bir kayıt olayını hatırladım.
İlk kaydımı yaptıracağım, yol yordam bilmiyorum. İlk gittiğim kayıt gişesi, beni 4 numaralı gişeye gönderdi, oradaki kişi beni 7 numaralı gişeye ve o da 9 numaralıya yönlendirdi. Dokuz numaralı gişe ise ilk gittiğim gişeye geri gönderdi. Türkiye’de bu tür durumlara alışık olduğum için hiç gücüme gitmedi, ilk gişeye yöneldim. İyi giyimli bir bayan yanıma geldi; sizi gözledim, o gişeden bu gişeye birkaç defa gönderildiniz, ben buranın müdürüyüm, işleminiz nedir, elinizdeki kağıtlara bakabilir miyim, dedi. Gösterdim. İlk gittiğiniz yer, doğru. Lütfen benimle gelin, dedi. İlk gişeye gittik; benim işlemimi kendisi yaptı ve orada çalışan genç hanıma, yabancı öğrenci işleminin nasıl farklı yapıldığını izah ederek öğretti. (Memurun yeni olduğunu, o nedenle bu aksaklığın olduğunu, şimdi ona bu işlemi öğrettiğini açıkladı.) İşlem bitince beni kapıya kadar geçirdi ve “sizler farklı uluslardan gelmiş seçkin insanlarsınız, yarınların ulusal liderlerisiniz, burada sizlere en iyi hizmeti vermek isteriz. İyi bir eğitim deneyimi diliyorum,” diyerek beni uğurladı.
Bu sorumlu kadın niye böyle yaptı? Sistem gereği yaptı. İşlerin akıp akmadığını takip eden bir dekan ve rektör var. Türk devlet üniversitelerinde bir dekan öğrenci işlerinde öğrencilerin başına ne geldiğiyle hiç ilgilenmez? Neden? Çünkü onu denetleme gücü olan rektörün umurunda değil. Peki, rektör niye umursamaz? Çünkü öğrenci güçsüz. Bu kadar basit! Sistem öğrenciye güç verse, Amerika’daki gibi öğrenciler profesörleri her ders yılı sonunda değerlendirse, tüm hizmet veren ofisleri değerlendirip, düşüncelerini yazsalar ve öğrencilerin ne düşündüğünü umursayan bir yönetim olsa, müthiş bir dirilik ve dinamizm gelir üniversitelerimize.
Aşağıdaki mektubu devlet üniversitesinde öğrenci olan biri okuduğu zaman, “ne kadar doğru” diyecek. Ama bir şey değişmeyecek.
Devlet üniversitelerinden bir yönetici okuma zahmetine girerse, kim bu adam ya, diyecek. Amerikan hayranı bu, diyecek.
Ve öğrencileri güçlendiren bir sistem oluşuncaya kadar hiçbir şey değişmeyecek.
Şimdi sizi bana verilen mektupla baş başa bırakıyorum.
Bir Üniversite Kayıt Macerası
Türkiye’nin en prestijli üniversitelerinden birinde yüksek lisans öğrencisiyim. Yüksek lisans programına afla döndüm. Yüksek lisans konum mesleğimden farklı, ilgili duyduğum bir başka alan. Esasen 22 senelik avukatım ve emekli olmadan önce bir şirketin hukuk departmanı direktörü olarak çalışıyordum.
Bu yeni öğrencilik sürecim kayıt yaptırmada sorunlarla başladı. Alınacak
derslerin internet üzerinden seçilmesi gerekiyordu ve belirli bir süre vardı. Üç
ayrı bilgisayardan denememe rağmen üniversitenin sistemine girmem mümkün olmadı.
Öğrenci İşleri’ni ve bilgisayar merkezini bir kaç defa telefonla aradım, durumu
anlattım önce “sorun sizin bilgisayarınızdadır”dediler, ben üç ayrı
bilgisayardan denedim deyince, “zaten süreyi uzattık, sistemde sorunlar
olabiliyor, gelecek hafta içerisinde ders seçersiniz, “ dediler.
Sonraki hafta Pazartesi, Salı yine sisteme girmem mümkün olmadı, Çarşamba günü okulda dersim vardı, Cuma’ya kadar vaktim olduğunu varsaymama rağmen, yine de dersten önce Öğrenci İşler’ine uğrayıp, halen sorunun devam edip etmediğini sormak istedim.
Koridor kalabalıktı, öğrenciler Öğrenci İşleri odasından dışarıya taşmıştı. (Esasen Öğrenci İşleri odası oldukça büyük, ancak odanın girişinde bir metreye, üç metre gibi bir boşluk bırakılarak yalnızca bu kısım bankoyla öğrencilere ayrılmış.Öğrenciler bankodan içeri giremiyorlar, dolayısıyla bu kısımda aynı anda 3-5 öğrenci olduğunda bile, o bölge dolu bir otobüsün içi gibi oluyor.) Kalabalığı görünce bir tuhaflık olduğunu anladım, öğrencilerin çoğu dertli ve farklı farklı sebeplerle adeta yalvarır durumdaydılar. İçeri girince öğrendim ki Çarşamba günü (yani o gün) ders seçmenin son günüymüş. (Oysa bana “gelecek hafta seçersiniz” denmişti, ben de doğal olarak bunun haftanın tamamını kapsadığını düşünmüştüm.) Uzun bir bekleme sonunda (zira diğer öğrenciler gittikten sonra bile kimse size “ne için bekliyorsunuz” diye sormuyor, orada yokmuşsunuz, ya da görünmezmişsiniz gibi davranıyorlar) doğru öğrenci grubunda gösterilmediğim için sistemin bana ders seçme hakkı vermediği ortaya çıktı. Gerekli düzeltmeyi yaptılar, bu arada Öğrenci İşleri’ndeki neredeyse kızım yaşındaki görevli ben onunla “siz” diye konuşurken, bana “sen” diye hitap ederek, emir kipinde konuşuyordu. Detaylarına girmeyeyim ama bu ortaya çıktıktan sonra görevlilerin tamamen keyfi kararları sonucu kampusün içinde oradan oraya koşturarak, ders seçmeyi son anda ve tamamen şans eseri olarak başardım. (Tabi ki o gün okula gitme sebebim olan dersi kaçırdım.)

Dersleri macerayla seçtikten sonra sıra harç yatırmaya geldi. Harcı sistemdeki öğrenci numaramı kullanarak internetten yatırmak istedim, bankanın sisteminde benimle ilgili bir harç borcu görünmüyordu. Öğrenci İşleri’ni yine telefonla aradım, bir kaç telefon konuşmasından sonra bu defa sistemdeki öğrenci numaramın yanlış olduğu, doğru numarayı girmediğim için harç borcumun banka kayıtlarında görünmediği ortaya çıktı. Sonunda doğru öğrenci numara bilgimi verdiler, sistemdeki yanlışlığı düzelteceklerini söylediler, harcı da son gün heyecan içinde yatırdım.
Harç yatırma süresi bittikten sonra üniversitenin internet sitesinden aşağıdaki duyuru yapıldı:
“2011-2012 eğitim öğretim yılı güz yarıyılında katkı payını yatıramayan öğrencilerin dikkatine
2011-2012 eğitim öğretim yılı güz yarıyılına mahsus olmak üzere, katkı
paylarını ilan edilen süreler içinde yatıramamış öğrenciler 02 – 03 – 04 Kasım
2011 tarihleri arasında katkı paylarını yatırabilirler. Bu tarihler katkı payı
borçlarının ödenmesi için son tarih olup, katkı payını yatırmayan öğrenciler
Öğrenci Otomasyonundan derse yazılma işlemini yapmış olsalar bile aldıkları
dersler otomatik olarak silinecek ve kayıt yenileme işlemi gerçekleştirilmemiş
sayılacaktır.”
Başlığından da anlaşılacağı üzere duyuru süresinde harç yatırmayan öğrencilere
ilişkindi ve onlara 4 Kasım 2011 tarihine kadar süre veriyordu. Ben harcı
süresinde (21.10.2011) yatırdığım için içim rahattı. Bu defa, 29 Ekim 2011’de
Öğrenci İşleri beni telefonla aradı: “ Harcı yatırdığınıza dair dekontu Öğrenci
İşleri’ne getirmemişsiniz. Neden dekontu süresinde getirmediğinizi açıklayan bir
dilekçeyle beraber, ödeme dekontunu bu hafta içinde Öğrenci İşleri’ne getirin,
durumunuz değerlendirilecek, uygun görülürse kaydınız yapılacak” dediler. Ben
de, neşeli bir sesle harcı süresinde yatırdığımı, hukukçu olduğumu, kaydımı
hukuken yapmama gibi bir durumun söz konusu olamayacağını, ayrıca şimdiye kadar
Öğrenci İşleri’ne bu dekontun getirilmesi hakkında bana hiç bir bilgi
verilmediğini söyledim”. Buna rağmen, 3 Kasım 2011 tarihinde,okula hazır derse
gitmişken, dekontu Öğrenci İşleri’ne götürdüm. İçeri girdim, tüm memurlar (o
anda içeride 3 memur vardı) aramızdaki banko dolayısıyla benden en az 2,5-3
metre uzaktaydılar. “İyi günler” diye seslendim, en genç görevli belli belirsiz
“iyi günler” dedi, diğer görevliler selamımı duymamazlıktan geldiler.
Yerinde oturan görevlilerle aramızda aşağıdaki konuşma geçti:
“Harcımı süresinde ödedim, dekontu istemişsiniz getirdim.”
Yüzüme bakmadan en kıdemli görünen görevli cevap verdi.
“Bir dilekçe yazın, durumu izah edin”
“Anlayamadım, durumun nesini izah edeceğim. Harcımı süresinde yatırdım, dekontunu da getirdim.”
“Görevinizi yapmamışsınız, dekontu buraya vaktinde getirmemişsiniz, bunun sebebini izah eden bir dilekçe yazın”
“Bakın beyefendi ben hukukçuyum. Hiç bir görevimi ihmal ettiğimi düşünmüyorum, dolayısıyla dilekçeyle açıklanacak bir durum görmüyorum.”
“Anlamadım ki derdiniz ne, dilekçe yazmaya mı üşeniyorsunuz, uzatmayın, dilekçeyi yazın, hukukçu olduğunuz için sorun çıkarmanız gerekmiyor”
“Sorun çıkarmaya çalışmıyorum, sadece bilmek istiyorum, nerede yazılı, hangi kuralı ihlal etmişim. “
“Dekontu buraya getirmeniz gerekiyordu, getirmediniz.”
“Böyle bir kural olduğunu nereden bilebilirim?Üniversitenin internet sitesinde yazmıyor, bana vahiy mi gelecekti, bana bilgi verilmeyen bir görevden nasıl sorumlu olabilirim.”
“Allah Allah, derdiniz nedir, anlamadım, dilekçeyi yazmazsanız dekontu almayacağız, kaydınızı da yapmayacağız, o kadar, karar böyle!”
Esasında böyle bir yetkileri olmadığını biliyordum. Buna rağmen sırf meseleyi inadına uzatıyormuş gibi olmamak için, “süresinde yatırdığım harcın dekontu ektedir” şeklinde kısa bir dilekçe yazdım ve bankonun üstüne bıraktım.
Uygulama tamamen keyfiydi, hiç bir hukuki mesnedi yoktu. Üstelik üniversite,
internet sitesindeki ilanla harcı süresinde yatırmayanlara bile ilave süre
vermişti. Dilekçe yazmazsam, kaydımın yapılmayacağı gibi bir kararın resmen
verilmiş olması mümkün değildi. Ancak “karar böyle” deyince akan suların durması
gerekiyordu. Kararı sorgulayınca da “sorun çıkaran insan” durumuna düşüyordunuz.
“Güçsüz” öğrenciler karşısında “güçlü” Öğrenci İşler’inin, hiç bir açıklamada
bulunma yükümlülüğü yoktu. Öğrenci İşleri, öğrencilere, gerek ayırdığı alanla,
gerek gösterdiği muameleyle her fırsatta had bildiriyordu. Böylece 22 senelik
yöneticilik ve meslek hayatımdan sonra, öğrenci olmaya niyetlenince, ben de
“güçsüz öğrenci”lerin neler çektiğini anlamış oldum.
Doğan Cüceloğlu (21.11.2011)