| • Anasayfa |
| • Yaşam yolculuğu |
| • Yazılar |
| • Kitaplar |
| • Önerdiği kitaplar |
| • Sizden gelenler |
| • TV programı |
| • İletişim |
![]() |
![]() |
|||||
Bedava |
Sizi bilmem ama bedava olan şeyler küçükten beri çok ilgimi çekmiştir. Bedava ya da bedavaya yakın olan şeylere ilgi duyar, elime alır, bakar, ihtiyacım var mı, yok mu konusunu pek düşünmeden, “belki lazım olur,” diyerek alır ve bir kenara korum. (Bu tür eşyalarla dolu, bir sürü kutu var evimde.)
Çevremde gördüğüm birçok şey bende de var. Bedavaya getirmeye çalışmak; on liralık malı, iki liraya almak bana büyük haz verir. Hatta, on liralık malı, ucuzluk kampanyasıyla iki liraya satıyorlarsa, “ilerde lazım olur,” diye alır bir köşeye korum.
Bu durumumun farkına vardıkça, nedenini açıklayamadığım bir iç rahatsızlık duymaya başladım. Geçenlerde değer verdiğim bir arkadaşımla konuşmam beni bu konuda daha da düşünmeye götürdü. Size kısaca anlatmak istiyorum.

Bedavaya getirmeye çalışa insanların hemen farkına varırım. Ama iç
rahatsızlığım arttıkça benim gibi olmayanların da farkına varmaya başladım.
Örneğin, süpermarkette kilosu üç lira olan bir meyveyi mahallesindeki manavdan
beş liraya alan arkadaşıma, aynı meyveyi süpermarkette üç lirayı alabileceğini
söylediğim zaman, “biliyorum,” dedi.
Bile bile kilo başına iki lira fazla veren bir adama, benim sözlüğümde, en kibar
haliyle “müsrif,” en kaba haliyle “akılsız” denir.
- Madem biliyorsun, niye süpermarketten almıyorsun?
- Mahallemde bir manav olsun istiyorum. Manavımın işinin devam etmesini istiyorum.
- Neden?
- Sıralayacak olsam sana ellinin üstünde neden bulabilirim. Ama aklıma geliveren birkaç tanesini söyleyeyim. O manav bir şahsiyet; benim mahallemin bir zenginliği. Onunla anlamlı, zengin, insanca bir ilişkim var. Aramızda güven var. Gerekirse ona evimin anahtarını emanet ederim. Ondan alışveriş ederek biraz daha fazla para harcıyorum, ama bir yaşam felsefesinin hayatta kalmasına katkıda bulunuyorum.
- Yaşam felsefesi?
- Bu yaşam felsefesine, “mahalleli olma” felsefesi diyebilirsin.
Bir yanım anlamıştı, ama bir yanım rahatsızdı.
- O da bu felsefeye inansın ve ‘mahalleliye’ ucuza satsın.
- Hiç piyasadan haberi olmayan biri gibi konuşma bana. Bir süpermarket zincirinin mali gücü, depolama kapasitesi onda yok.
- O zaman ben de ucuz olandan alırım.
Gülümsedi, bir şey söyleyebilecek gibi oldu, yüzüme baktı ve söylemekten vazgeçti. Onu kışkırtırcasına, ilk söylediğimi tekrar ettim:
- O zaman ben de ucuz olandan alırım.
- Herkes kendisi için doğru olanı yapar. Senin doğrun paranı korumak; benim doğrum mahallemi korumak.
- Mahallemi korumanın bana ne yararı var ki?
- Ne yararı olduğunun farkında olmadığını görüyorum, dedi ve başkada bir şey söylemedi.
***
Daha çok seçenek görmek ve biraz daha ucuza mal almak için süpermarkete gittiğimin farkındayım. Besbelli ki böyle davranarak bir şeyler kaybediyorum. Arkadaşım bunu söylemeye çalıştı.
İki seçeneğim var; ya bu arkadaşımın düşüncesine çağı geçmiş bir dinozor felsefesi olarak bakacağım, ya da farkına varmadan kaybettiğim önemli bir değerin ne olduğunu bulmak için düşüneceğim, araştıracağım, soruşturacağım.
Bu soruyu size yöneltiyorum. Uzun vadede hangi tür bakış tarzı içinde ben daha akıllıca davranmış olurum? Cevaplarınız için bu cümleyi tıklayarak iletişim formumuzu kullanabilirsiniz.
Emek ve zamanınız için teşekkür ederim.
Doğan Cüceloğlu (08/01/2012)