Kahramanım Gültekin Yazgan / Yazılar - Doğan Cüceloğlu Resmi Web Sitesi

Kahramanım Gültekin Yazgan


Onlar Benim Kahramanım kitabımda söz konusu ettiğim kahramanlarımdan biri olan Gültekin Yazgan’ı 29 Ocak Pazar gecesi kaybettik. Hava koşulları nedeniyle uçak kalkamadığı için eşim ve ben İzmir’deki 31 Ocak’ta yer alan cenaze törenine katılamadık.

Bu hafta iki yazıya yer vermek istiyorum. İlki, Kör Uçuş kitabının yeniden basılması nedeniyle benim bu sitede yayınlanmış olan bir yazım; ikincisi de, kahramanlarımın oğlu Prof. Dr. Yankı Yazgan’ın 28 Ocak günü kendi sitesinde (www.yankiyazgan.com) yayınladığı bir yazı.

Gültekin Yazgan’ın eşi ve benim diğer kahramanım sevgili Tülay Yazgan’la konuşuyor olabilmek, onu ziyaret edebilmek, onun TÜRGÖK’ün başında olduğunu bilmek benim için çok önemli bir teselli kaynağı. Yazgan Ailesi’ne, TÜRGÖK camiasına, kendisini kitaplar yoluyla tanıyan ve gönlünü vermiş olan okurlarına başsağlığı diliyorum.

Gültekin Yazgan’ı tanıma fırsatı bulduğum ve sohbet edebildiğim için kendimi özel hissediyorum. Türkiye ve insanlık adına kendisine teşekkür ediyor, sevgi ve minnetle anıyorum.

Doğan Cüceloğlu (5.2.2012)


Yeniden
Kör Uçuş
Gültekin Yazgan Kitabı

“Hayatta kalmak” ve “insan gibi yaşamak.”

Yalnız biyolojik süreçler yönünden karşılaştırırsanız, insanlar arasında pek fark göremezsiniz.

Ama insanın aklını, gönlünü ve manevi yaşamını da hesaba katarsanız insanın biyolojik süreçlerin ötesinde bir varlık olduğu açık seçik olarak görülür. İnsanın aklını, gönlünü ve manevi yaşamını hesaba katınca, sadece “hayatta kalmak için yaşamak” ile “insan gibi yaşamak” çok farklı.

Hayatını anlamlı kılmak isteyen insan, insan gibi yaşamak ister. İnsan gibi yaşamak, insan gibi yaşamayı istemekle başlar. Böyle bir kişi seçimlerini bilinçli yapar. Seçimlerini bilinçli yapan insan, “neyi, nerede, ne zaman, niçin, nasıl seçtiğinin” hesabını, kendi bilincinde, kendine verir. Kendine hesap veren kişi bir şahsiyet olmuştur.

Gültekin Yazgan Türkiye’nin önemli bir şahsiyetidir.

Nüfusumuzun yüzde sekizi engelli. Onlar yokmuş gibi bir yaşam içindeyiz. Ama onlar var. Anlayan için onlar bize verilmiş birer hediye.

Gültekin Yazgan on bir yaşında görme yetisini kaybetti. On bir yaşından itibaren öyle bir yaşam yolu tutturdu ki, çocukluğuyla, gençliğiyle, yetişkinliğiyle, meslek yaşamı ve aile hayatıyla, “neyi, nerede, ne zaman, niçin, nasıl seçtiğinin” hesabını veren bir şahsiyet örneği oldu.

Görme engelli Gültekin Yazgan, insanlığımızı keşfetmemize, içimizdeki gücü tanımamıza bize yardımcı olacak bir kaynak, bir hediye, bir gelişim kaynağı.

Bir şahsiyet olmak için insanı insan yapan değerleri keşfetmemiz gerekir. İnsanı insan yapan değerler kişinin kendini aşmasını sağlayan inancın, geniş görüşlülüğün ve gücün kaynağıdır.

Gültekin Yazgan ve Tülay Yazgan benim kahramanlarım. Onlar Benim Kahramanlarım kitabımda onların öyküsünü anlattım. ‘Türkiye’nin bu müstesna insanları tanıması Türkiye’yi zenginleştirecektir,’ inancıyla hareket ettim. Halen aynı inançtayım.

Gültekin Yazgan’ın kendi kaleminden yaşam öyküsünü anlatan Kör Uçuş adli kitabı daha önce bu sitede tanıtmıştım. (http://www.dogancuceloglu.com/onerdigikitaplar/128-kor-ucus) Daha sonra bazı okurlarım bana yazmış ve kitabı piyasada bulamadıklarını söylemişlerdi. Yayıncı kitabı yeniden bastırmayı düşünmediği için bu özel insanların, “gizli kahramanların,” tanınması için Onlar Benim Kahramanlarım kitabını yazmaya karar vermiştim. Yedinci baskısını yapan kitap okurlardan olumlu değerlendirmeler almış ve bu okurlardan bazıları Kör Uçuş’u da okumak istediklerini söylemişlerdi.

Ve işte şimdi Gültekin Yazgan’ın kendi kaleminden çıkan bu kitap, Kör Uçuş, gözden geçirilmiş olarak Doğan Kitaplar’dan çıkmış durumda. Kitabın yeniden basılmasında emeği geçen Prof. Dr. Yankı Yazgan’a teşekkür ediyorum. Babasının kitabının bu yeni baskısının arka kapağında Yankı Yazgan şöyle diyor:

Kör Uçuş’un yazarı Gültekin Yazgan’ın oğluyum. Bu kitap sayesinde, babamın körlüğünün ve hayatın cilvelerinin ortaya çıkardığı “engelleri aşmış insan” olmanın ötesindeki iki önemli özelliğini fark ettim: Merak ve tutku.

Aklının almadığı hiçbir şeyi reddetmeyen, aksine, ne olduğunu anlamak ve öğrenmek için peşine düşen bir merak. Bu merakı ateşleyip yaşatan, başladığı işi bitirmeye, sonuna kadar gitmeye olanak sağlayan tutkulu bağlılık.

Kör Uçuş’u okuyanların da kendilerindeki merak ve tutkuyu bulmak için güçlü bir istek duyacaklarını düşünüyorum.

Kör Uçuş’u okurken neler hissettiğimi kendi kitabımda şöyle anlattım:

Kitabı okumaya başladım; okudukça kör yazar benim gözümde devleşti. Türkiye’nin gizli kahramanlarından birini keşfetmiştim. Gültekin Yazgan bir Cumhuriyet aydını, olgun bir insan ve gerçek bir savaşçıydı.

Bir insanın kör olması benim gözümde onu özel kılmaz. Gültekin Yazgan’ı özel kılan olaylara yaklaşımı, düşünüşü, kişiliği, değerleri, inançları; yani varoluşu.

Değerli öğretmenler, umarım bu kitabı okur ve öğrencilerinize okutursunuz. Çünkü öğrencileri yaşama hazırlamada çok güçlü bir etkisi olacaktır.

Değerli anneler ve babalar; bu kitabı aile meclisinde her gün yarım saat birlikte okuyun ve okuduklarınız üzerinde birlikte tartışın. Göreceksiniz zamanla ailenizde değerler bilinci oluşacak ve yaşamdan şikâyet etme son bulacaktır.

Evlenmeyi düşünen gençler, lütfen bu kitabı evlenmeden önce birlikte okuyun; değerler bilinci üzerine kurulmuş bir yuva oluşturma olanağına kavuşacaksınız, çünkü müthiş bir gönül ve iletişim zenginliği olan bir çiftle tanışacaksınız.

Yeni iş kuran girişimciler veya yeni işe başlayan çalışanlar bu kitapta meslekte başarılı olmanın temel ilkelerini bulacaksınız.

Evet, bu yazımı da, önceki yazım gibi bitirmek istiyorum:

“Zihninizin ve gönlünüzün zenginleşmesi için bu kitabı okuyun.”

***

Şimdi, Prof. Dr. Yankı Yazgan’ın http://www.yankiyazgan.com/admin//anmviewer.asp?a=866&z=22  adresinde yayınlanan, Gültekin Yazgan’ın felsefesini, düşünüş kalitesini ve değerlerini yansıtan bir yazıyı izniyle alıyorum.

***

Özürlü olmayı seçtim, engelli olmayı reddediyorum.
27 Ocak 2012 Cuma

Özürlü olmayı seçtim. (Gültekin Yazgan’ın Altı Nokta’nın sesi dergisi için 2003’te yazdığı makaleden) ‘’Okul, dernek, vakıf adlarında; gazete haberlerinde, radyo ve televizyon yayımlarında; dahası kendi konuşmalarımızda bazen özürlü, bazen de engelli sözcüklerinin kullanılmakta olduğunu duyuyor, okuyoruz. Bu iki sözcük karşısında bir takım sorular takılıyor kafama:

"Şu veya bu sakatlığın yükünü sırtımızda taşımakta olan biz körler, biz kolsuzlar, biz sağırlar, dilsizler, biz felçliler biz, biz ... evet, bizler özürlü müyüz, engelli miyiz? Yoksa hem özürlü, hem de engelli miyiz?"

"Engelli ile özürlü sözcükleri eş anlamlı mıdır da birbirlerinin yerine kullanılmakta?"

Bu sorulara duygusallıktan uzak, nesnel bir yanıt bulmak için özürlü ve engelli sözcüklerinin genel anlamları üzerinde durarak konuyu irdelemek istiyorum.

Özür sözcüğü, bir şeyde veya bir insanda bulunması olağan niteliklerden ve özelliklerden bir veya birkaçının eksikliği anlamına gelen bir terimdir.

Kendisinde özür sayılacak bir eksiklik olan kişiyi anlatmak için "özürlü" sözcüğünü kullanırız. Engelli sözcüğüne gelince, ilkin bu sözcüğün türetildiği "engel" sözcüğü üzerinde durmak uygun olacaktır. Gerçek anlamda engel, bir şeyi yapmayı, bir şeyden yararlanmayı veya bir şeyin meydana gelmesini önleyen etkendir, diyebiliriz.

Bu tanımlamaya bakarak, körlüğü veya sağırlığı ya da topallığı bir engel sayanlar; bundan dolayı "engelli" sözcüğünün kullanılmasının doğru olduğunu ileri sürenler çıkacaktır.

Bu yorumu benimseyecek olursak, engellerle çevrilmiş olmanın kaynağının kendimizde bulunduğunu kabul etmiş olmaz mıyız?

Unutmayalım ki, sakatlığımızı bize bir engel gibi gösteren kaynak çevremizdir. Başka deyişle engeller dışımızdadır. Üstelik bir sakatlığı, söz gelimi körlüğü, engelliliğin kaynağı olarak kabul ettiğimiz zaman, ne olduğu aşağı yukarı belirli ve değişmeyen bir durumu değişken bir durumla karıştırmış oluruz. O zaman karşılaştığımız engelleri aşmaktan veya temelli kaldırmaktan nasıl söz edebiliriz? Özürlülük tanımlanabilen, kapsamının ne olduğu belirli olan bir durumdur. Bireyden bireye değişen anlamlar taşımaz.

Engellilik ise kapsamı ve derecesi kişiden kişiye değişen bir durumu anlatır. Bundan dolayı anlamı, özürlülük gibi genel değil, bireyseldir. Alnımıza engelli etiketini yapıştırırsak, değiştirmek için çaba gösterdiğimiz bir durumu, değiştiremeyeceğimiz bir duruma dönüştürmüş oluruz. Özürlü gruplarının çağdaş hedefi; engelleri azalta azalta her insan kadar engelsiz bir yaşama kavuşmak değil midir?

Bireysel seçimlere kimse karışamaz. Özürlü olmak yerine engelli olmayı tercih edenler tabi ki olabilir; ama binlerce özürlü kardeşim gibi, ben de özürlü olmayı seçtim. Engelli olmayı reddediyorum; çünkü körlükten kurtulmamın çaresi yoktur ama karşılaştığım engelleri aşmanın çaresi olduğuna inanan ve bu yönde çaba göstererek normal yaşama kavuşmuş bir insanım; çünkü engelli sözcüğü ile elimi kolumu bağlamak, umutlarımı söndürmek istemiyorum; çünkü mutluluğumuzun dışımızda engelleri aşmaya veya yok etmeye bağlı olduğuna inanıyorum.’’ (G Yazgan, 2003).