“Dindar Bir Nesil Yetiştirmek” / Yazılar - Doğan Cüceloğlu Resmi Web Sitesi

“Dindar Bir Nesil Yetiştirmek”


Başbakan Erdoğan’ın “Dindar bir nesil yetiştireceğiz” ifadesi medya da konuşulmaya devam ediyor. Bir kültür ve eğitim politikasının simgesi olabilecek bu söz, günlük politik tartışmaların bir parçası haline geldi. Günlük politik söylemlerle ilgili şimdiye kadar yazmadım, ama “dindar nesil” konusunda düşündüklerimi paylaşmam gerektiğini düşündüm, sorumluluk hissettim.

Kime “dindar” denir? Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde, “dindar” sözcüğünün karşılığı olarak, Din inancı güçlü, din kurallarına bağlı (kimse), mütedeyyin, karşılığı verilmiştir. Ben bir birey olarak kendimi dindar görmüyorum, ama manevi yaşamımı çok, ama çok önemsiyorum. Dindar olmayan insan manevi yaşamı önemseyebilir mi? Evet, önemseyebilir. Diğer yandan kendisine “dindar” diyen biri manevi yaşamını geliştirememiş de olabilir. Yani manevi yaşam ve dindarlık aynı şeyler değil.

Türkçe’de manevi yaşam ve dindarlık kavramları birbiri yerine kullanılabilmektedir. Neden böyle olduğunu anlayabiliyorum, çünkü şu ana kadar düşünsel tarihimizde bu iki kavramı belirgin şekilde ayırt edecek bir sohbet olmadı. (“Neden sohbet içine girmedik?” konusunda kendimce hipotezlerim var, ama burası bu konunun tartışma yeri değil. O nedenle yazıma devam ediyorum.)


Dindar bir nesil yetiştireceğiz, sözü, manevi değerlere önem veren bir nesil yetiştireceğiz anlamında kullanılmış olabilir. Bu şekilde birinin diğerinin yerine kullanıldığına ham yazılı dilde hem de günlük konuşma dilinde sık sık tanık oldum.

Bildiğim ve kullandığım yabancı dil İngilizce. O nedenle başka dillerde nasıl bilemiyorum, ama İngilizce konuşuyor olsaydık, Başbakan’ın ne demek istediğiyle ilgili belirsizlikler daha çabuk ortadan kalkardı. İngilizcede manevi yaşam karşılığı “spitirual” kelimesi kullanılırken, dindar karşılığı “religious” kelimesi kullanılır.

İngilizce konuşuyor olsaydım şu tür cümleleri kullanabilirdim ve Amerikan kültürü içinde hiç tuhaf kaçmazdı: (Bu noktada okurlarımdan bir konuda özür dilemek istiyorum: “Amerikan kültüründen söz etmeden Türkiye’de olan bitenleri konuşamaz mıyız? Neden hep Amerikan kültüründen söz etmek ve örnek vermek zorunda hissediyorsunuz kendinizi? Zaten Amerikancı olduğunuzla ilgili bir izlenim var, bu izlenim daha da pekişiyor!” diyen okurlarım var. Hiç İngilizce örnek vermeden, hiç Amerika’dan söz etmeden yazabileceğimi biliyorum. Ve bunu da denedim. Sonra şu soruyu sordum: Hangisi anlatmak istediğim konuyu açık seçik olarak anlatabilmek olanağı verdi? Verilerle konuşmak, karşılaştırma yaparak anlatmak bana daha etkili bir yol olarak gözüktü. O nedenle bu şekilde yazdım. Rahatsız olanlardan özür dilerim.)

İnsanlar dindarlaştıkça manevi yaşama verdikleri önem azalıyor.
(As people become more religious they become less spiritual.)

Çok dindar biri ama manevi yaşamı zayıf.
(He has strong religious convictions but he is not spiritual)

Kişinin diğer canlılara duyduğu sorumluluk duygusunun temelinde onun dini inançları değil, manevi değerleri yatar.
(A person’s sense of responsibility for all the living things is rooted in one’s spiritual values rather than in religious convictions.)

Maneviyat barışa dindarlık savaşa götürür.
(Spirituality leads to peace religious convictions to war.)

Neden tuhaf kaçmazdı? Çünkü kültürün anlayış sistemi içinde bu iki olgu, birbiriyle ilişkili olabildikleri gibi, birbirinden farklı olarak da yaşayabilirler, var olabilirler. Ne var ki, konuştuğumuz dil ve içinde yaşadığımız kültür bu iki kavramı açık seçik ayırt etmediği için Türkçe söylem içinde bu cümleler tuhaf ve çelişkili görünebilir.

Bir insan dini yaşamından hareketle güçlü bir manevi yaşamın temelini atabilir; ama atmayabilir de. Manevi yaşamın temelini oluşturan saygı, sevgi, şefkat, empati, hakkaniyet, affetmek, anlamak, yardım etmek, hizmet etmek gibi ana değerleri geliştirmiş olduğu gibi, tamamıyla bu değerlerden uzak kalmış da olabilir. Belirli bir dini inanca sahip olmayan, ama bilimsel çalışmalar, felsefi tartışmalar ya da edebiyat yoluyla, ya da doğadaki gözlemleriyle manevi yaşamını güçlendirmiş insanlar da olabilir. Ben bunlardan birçoğu ile tanıştım.

Manevi yaşamın temelinde kişinin tamamıyla kendi vicdanına, kendi gözüne, kendi özüne hesap verme sorumluluğu yatar. Kendi özüne “doğru” bildiği değerler çerçevesinde hesap verir durumda olması yatar. Daha önce değindiğim gibi bu değerler dinden gelebilir, ya da din dışı temellerden de gelebilir.

Manevi yaşamın özünde kişinin büyük resim içinde yaşatmak istediği değerler bilinci yatar.

Eğer Başbakan dindar bir nesil yetiştirmekten söz ederken, “değerler bilinci yüksek, manevi yaşamın önemini kavramış bir nesil yetişmesini istiyoruz,” diyorsa, kendisini destekliyorum. Hem de hararetle destekliyorum. Manevi değerleri güçlü nesil nasıl yetişir, ayrı bir tartışma konusu. O konuyla ilgili tartışma hakkımı saklı tutarak, bu cümlenin arkasındaki niyeti önemli görüyor ve destekliyorum.

Niçin destekliyorum?

Çünkü değerler bilinci yoksun bir eğitim sistemimiz var ve bu gidişi çok, ama çok tehlikeli buluyorum.

Amerika’da üniversite ortamında öğretim üyesi olarak bulundum ve eğitim düzeyi artıkça Amerikalının değerler bilincinin genellikle daha yüksek olduğunu gözlemledim. Eğitim kurumlarının kültürlerinin temelinde yaşayan değerler var. Sorumluluk duygusu, gönülden ilgi göstermek, kişisel bütünlük, güvenilir bir insan olmak (being responsible, caring, integrity, trust) bunlardan bazıları. Bu değerler eğitim kurumlarında öğretmenlerin, profesörlerin, yöneticilerin davranışlarında yaşıyor. Nasıl ki hiç dil dersi vermeden çocuk içinde yetiştiği ortamın dilini konuşur hale geliyorsa, eğitim kurumlarında yaşayan değerler, o okullardan okuyanların yaşamında zamanla yer alıyor, yerleşiyor.

Türkiye’de tarihi koşulların çerçevesinde değerler bilincinin kaynağı, doğal olarak din alınmış ve bu din kaynaklı değerler zamanla çağımızda şu iki faktörün etkisi altında erozyona uğramış durumda: 1- şehirleşme, 2- eğitim.

Türkiye’de ben, saf köylüye daha çok güvenirim; çünkü onda “helal,” “haram,” “hak” kavramları vardır. Şehirlide bu kavramlar zayıflamıştır ve çağdaş Türk eğitiminden geçmiş çoğu insan için bu kavramlar, saflığın, bönlüğün, kafası çalışmamanın simgeleri haline gelmiştir.

Açık seçik söylüyorum: ben eğitilmiş Türk insanına güvenmekte çok zorluk çekiyorum. Büyük ego, kendinden başka kimseyi düşünmeme, insafsızlık, hak yeme, empati yokluğu eğitim düzeyi artıkça daha yaygın hale gelmektedir.

Taksiden indim; şoföre yirmi lira verdim. Bana beş lira geri verdi. Taksimetre 17.50 TL yazmıştı. Şoföre taksimetreyi gösterdim. Bozuğum yok, dedi. Acelem vardı, dışarı çıkarken, kalsın, dedim. “Al Abi” diye ısrar etti. “Kalsın, kalsın,” dedim. “Helal et,” dedi. Acele ederken, yarım ağız, “Helal olsun” dedim. Sert ama kibar bir sesle, “Abi, gönülden helal et,” dedi. O zaman ben de jeton düştü. Durdum, yüzüne baktım, kendisinden özür diledim, acelem olduğu için böyle konuştuğumu söyledim. “Helali hoş olsun, lütfen kabul et, kardeşim,” dedim. “Sağol,” dedi ve gitti.

Bu olayı seminerlerde anlatıyorum ve şu soruyu soruyorum: “Bu şoför üniversite mezunu biri olsaydı, “gönülden helal et,” konusunda bu kadar ısrarcı olur muydu? Seminere katılanlardan çok azı üniversite mezununun böyle davranacağını tahmin ediyor; büyük bir çoğunluk benim gibi düşünüyor. Biz eğittikçe öğrencilerimizde “helal,” “haram,” “hak” kavramları kayboluyor.

Eğer Başbakan dindar bir nesil yetiştirmekten söz ederken “din bilgisi, din kültürü yüksek, dini ibadetini aksatmayan bir nesil” yetiştirmekten söz ediyorsa ki hemen hemen tüm eleştiriler bu anlamda yapılmıştı, o zaman eleştirilere katılırım. Din bilgisi, din kültürü benim yukarıda sözünü ettiğim manevi değerler boşluğunu doldurmaz; aksine, dini bilginin, ibadetin, o değerlerin yerine geçtiği gibi bir yanlış izlenimi beslemeye devam eder ve böylece şimdi yaşamakta olduğumuz sorunu daha da derinleştirir.

Ben Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın manevi değerleri olan ve bu manevi değerlere önem veren bir insan olduğu izlenimini taşıyorum. O nedenle ikinci türden bir yorumu rahatlıkla yapamıyorum.

Evet, siz okurlarımla bu düşüncelerimi paylaşmam gerektiğini düşündüm. Yazdım ve şimdi daha iyi hissediyorum.

Bu vesileyle bu sitede daha önce yayınlanmış bir yazımı yeniden hatırlatmak isterim. http://dogancuceloglu.net/yazilar/665-akilli-adam-bunu-yapar-mi

Doğan Cüceloğlu (12.02.2012)